Mudârebe’de şartlar, sahih ve fâsit olmak üzere iki kısma ayrılır.
Sahih olana gelince; mesela, âmilin söz konusu o mal ile yolculuğa çıkmamasını yahut onunla yolculuğa çıkmasını ama onunla ticaret yapmamasını, sadece belli bir belde içerisinde yahut da aynı türünde bunu yapmasını veyahut da belirli bir kimseden mal satın almasını şart koşmak. İşte tüm bu koşulan şartlar sahihtir. İster buradaki türün varlığı genel olmuş olsun yahut olmasın ve bu kimse de ister malı bol olan kimse olsun yahut malı az olan olsun, fark etmez. Bunu Ebû Hanîfe söylemiştir.
İmam Mâlik ve İmam Şâfiî ise şöyle demiştir: Sadece belirli bir kimseden satın almasını yahut belirli bir malı almasını veyahut da türün varlığı genel olmayan bir şeyi almasını ona şart koşmuş olursa, o zaman sahih olmaz. Çünkü bu, mudârebe’nin maksadı demek olan malın elden ele geçmesini ve kârın talep edilmesini engellemiş olur.
Bunun özel bir mudârebe olacağı ve kârı tamamen engellemeyeceği şeklinde cevap verilmiştir. Bu durumda sahih olacaktır; tıpkı sadece türün varlığı genel olan bir şeyi almasını şart koşmasına benzer. Çünkü bu, başlı başına sahih bir akit sayıldığından, türüne tahsis edilmesi de sahih olur. Dolayısıyla belirli bir kişi ve belirli bir mal hakkında tahsis edilmesi de sahihtir, vekâlet gibi. Onların ileri sürdükleri; “Bu, (mudârebe’nin) maksadına terstir.” sözleri ise imkân dışıdır. Çünkü bu, sadece o kârı azaltmış olur; yoksa onun az olması demek sahih olmasını engeller demek değildir. Tıpkı türünü tahsis ettiği gibi kabul edilir.
Fâsit olan şartlar ise üç kısma ayrılmaktadır:
1) Akdin muktezası ve içeriğini ortadan kaldıran şartlar.
Mesela mudârebe’nin lüzumunu şart koşmak, ayni süresince azledilmeyeceğini, ancak sermaye ile yahut daha azı ile satışın olabileceğini şart koşması. Sadece kendisinden satın alınan kimseden satışın olacağını şart koşması yahut satın alamayacağını ve de satmayacağını şart koşması veyahut da mal ve benzeri tercih ettiği şeyleri almasını şart koşması. İşte bu şartlar, fâsit şartlardır. Çünkü bununla kâr demek olan mudârebe’nin maksadını ortadan kaldırır yahut da aslı hükmüyle câiz olan feshi engellerler.
2) Kârı bilmemeye dair avdet eden şartlar.
Mesela mudaribe kârdan meçhul olan bir bölümünü şart koşması yahut iki kazançtan birisinin kârını, iki binden birini yahut (icra ettiği) iki yolculuktan birisini veyahut bu ay içerisinde elde ettiği kârı şart koşması. Her ikisi için de hakkının hepsi yahut bir kısmı için belirli dirhemleri vermeyi şart koşması veyahut yabancı için kârdan bir bölümünü şart koşması. İşte bu şartlar da fâsittir. Çünkü bu, her iki taraf için de kâra dair hak payının meçhul olmasına sürükler yahut da kârın tamamen gitmesine götürür. Nitekim mudârebenin şartlarından birisi de söz konusu olan kârın mâlum olmasıdır.
3) Akdin faydasına ve içeriğine bağlı olmayan şartlar.
Mesela mudaribe başkasının malı hakkında mudârebe işini yapmasını yahut bir şeyde aynısıyla hizmet etmesini şart koşması. Elbise giymesi veya hayvana binmesi gibi malın bir kısmını kullanmasını şart koşması yahut da mudaribe malın tazmini yahut da düşüş olan payını şart koşması. Tüm bunlar da fâsit şartlardır. Fâsit olan bir şartı o şart koşacak olursa bu, kârı bilmemeye (meçhul olmaya) dair avdet eder ve bu durumda mudârebenin önü de kapanır. Çünkü “fâsit olmak” ifadesi, akdedilen bir ivazlı muamelede anlam olarak da akdi bizzat ifsat etmiş olacaktır. Sanki sermayeyi içki yahut domuz hükmü gibi kılmış sayılır. Bir de meçhullük hâli malın teslim edilmesini de engeller ve dolayısıyla tartışma ve ihtilafa kapı aralar. Mudaribe neyin verileceği bilinmez.
Bunların dışındaki fâsit olan şartlara gelince, İmam Ahmed’den gelen iki görüşünden kuvvetli olanına göre bu durumda akit sahih olur, şeklindedir. Çünkü bu, meçhullük üzere olan sahih bir akittir; öyleyse fâsit şartlar sebebiyle akit bâtıl olmaz. Tıpkı nikâh ve köle azâd etme konularında olduğu gibi. Ona ait diğer görüşe gelince; bu durum o akdi fâsit eder, şeklindedir. Çünkü fâsit bir şart olması hasebiyle akdi de ifsat etmiş olur; tıpkı mâlum dirhemleri şart koşmak yahut kendisi için mal almasını şart koşmak gibi kabul edilir. Nitekim şirket konusundaki hüküm, mudârebe hükmüyle aynıdır.