Mudârebe, câiz olan akitlerden sayılır. Taraflardan birisinin ölümü, delirmesi yahut sefihliği sebebiyle hacr altına alınması gibi nedenlerden dolayı da akit fesholur. Çünkü o (ortağı), izni dâhilinde tıpkı bir vekil gibi onun malında tasarruf etmeye ehil kimsedir. Ne öncesinde ne de sonrasındaki tasarrufunda bir ayrım yoktur. Dolayısıyla mudârebe ortaklığı fesh olacak olursa, söz konusu sermaye de nadd (yani hâsıl) olur; bunda mal sahibinin elde edip alacağı bir kâr da olmaz. Bunda bir kâr olursa şayet, o zaman söz konusu olan bu kârı aralarındaki şarta göre taksim ederler. Mudârebe fesh olur, sermaye arz edilir ve bu bunun satışı yahut taksimatı bağlamında anlaşma sağlayacak olurlarsa, bu câizdir; zira ikisi de buna hak sahibidir ve bundan müstağni de değildirler.
Âmil alışverişi talep eder, mal sahibi de buna karşı çıkarsa ve hâlâ malda da kâr baş gösterirse, o zaman mal sahibinin satış yapmasına cebredilir. Bu, İshak ve Sevrî’nin görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü âmilin hakkı kâr konusundadır ve bu da ancak alışverişle ortaya çıkar. Kâr ortaya çıkmayacak olursa bu durumda mal sahibi satışa mecbur edilmez. Çünkü onun buna hakkı vardır ve mal sahibi de buna razı olmuştur. Aynı şekilde satışına da mecbur edilmez. Bu ise Şâfiî mezhebinin zâhir görüşüdür.
Mal sahibi satışı talep eder, âmil de buna karşı çıkarsa, işte bunun hakkında iki görüş gelmiştir:
Âmil satışa mecbur edilir. Bu, İmam Şâfiî’nin kavlidir. Çünkü onun bu malı —tıpkı ondan aldığı gibi— hâsıl şekliyle geri verme hakkı vardır.
Malda kâr yoksa yahut kârdan hakkına olanı düşürmüş olursa bu durumda âmil satışa mecbur edilmez. Çünkü fesh sebebiyle tasarrufu gitmiş, ortadan kalkmıştır, malı da yabancının konumunda sayılmış olur. Bu yönüyle geri verilmeyi gerektirecek bir şeyi satın alan vekile benzer; çünkü o, bunu geri vermeden önce vekilliği kalkmış olur.
Sermayenin hepsini hâsıl edip bırakırsa, âmilin kalanı kendisine bırakması gerekli olmaz; çünkü ortaklık her ikisi arasında baş gösterdiğinden, ortağın diğer ortağının malını imkânlı kılması gerekli değildir. Çünkü onun sadece sermayeyi imkânlı kılması gereklidir; zira bu şekilde ona ait sermayesini sıfatı üzere geri versin. Nitekim bu anlam, kârda ise bulunmaz.