Bir kimseden mudârebe (emeği ile çalışması) alınmış olsa, sonra diğer mudarib başkasından mudârebe işi almayı istese ve o da buna izin verse, bu caizdir. Ona bu noktada izin vermez ve ona bir zararı da yoksa —ihtilafsız olarak— bu yine caiz olur. Ama ilk mal sahibine karşı bir zararı olursa ve buna da izin vermemiş bulunursa, o zaman caiz olmaz. Çünkü mudârebe ortaklığı, paylaşma ve kalkınma esasına dayanır. Onu bundan men eden (engelleyen) bir şey yapacak olursa, buna hakkı yoktur; sanki aynî ile tasarrufta bulunmayı istemesi gibi sayılır ve hakkında zarar olan konuyla da farklılık gösterir.
Fakihlerin çoğu ise bunun caiz olduğunu, çünkü bunun tüm fayda ve yararlara mâlik olmayan bir akit olması hasebiyle mudârebeden menedilemeyeceğini, sanki onda zarar yokmuş gibi kabul göreceğini, tıpkı ortak çalıştırılan ücretli bir işçi gibi sayılacağını ifade etmişlerdir.
Birinci görüşe göre, şayet bunu yapar ve kâr elde ederse, ilk şirket hakkında kâr geri verilir ve ikinci mudârebe işinde kâr namına ne kazanıldığına bakılır, ondan mal sahibine payı olarak verilir. Mudarib ise kârdan payını alır ve ilk mudârebe sahibine taksim edip vermekle birlikte ilk mudârebe işindeki kâra onu katıverir. Çünkü o, ilk akitte hak ettiği faydayla, kârdan olan payına hak sahibi olmuştur; zira bu şekilde her ikisi arasında ilk malın/sermayenin kârı gibi olmuş oldu.
el-Muvaffak der ki: (Doğru) görüş, ilk mudârebe sahibinin ikincisinde kâr namına bir şeye hak sahibi olmayacağını gerektirmektedir. Çünkü o, ancak sermaye yahut emekle hak sahibi olurken, ikinci mudârebe işinde ise ne sermaye ne de emek vardır. (Buradaki) mudaribin haddi aşması ise sadece emeği terk etmesi ve birinci maldan/sermayeden meşgul durumda bulunması olmuştur. Bu ise bir ivazın (karşılığın) verilmesini gerektirmez; sanki kendi sermayesiyle çalışıp meşgul olmaya benzer yahut başkasının kendisi hakkında emeğiyle meşgul olmasına benzer veyahut da ticareti oyun (eğlence), ilim talebi vb. şeylerden ötürü terk edip bırakmasına benzer. Eğer ona bir karşılığın verilmesi gerekli olsaydı, o zaman farklı olmayıp takdir edilmiş olan şeyleri gerekli kılardı; ikincisinde söz konusu olan kârı takdir etmezdi. Allah en iyisini bilir.