"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Mudârebe şirketindeki çalışanın payının takdir edilmesi

Mudârebe’nin sıhhat şartı, çalışanın payının takdir edilmesidir. Çünkü şarta göre bunu hak etmiş olduğundan, takdir edilmesi de kaçınılmazdır.
Mesela: “Bu malı mudârebe olarak al.” dese ve çalışana kârdan bir şeyi vermese, kârın hepsi mal sahibine ait olur, emanet de üzerinde kalır ve çalışana ise misli ücret verilir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, Sevrî, İmam Şâfiî, İshak, Ebû Sevr ve rey ashabının görüşüdür. Çünkü mudârebe’de bulunan ortak, ancak şartla hak sahibi olmuştur; bu ise ortada yoktur.

el-Hasen, İbn Sîrîn ve Evzâî ise: Kâr her ikisi arasında yarı yarıya verilir; çünkü eğer o: “Kâr ikimiz arasındadır.” demiş olsaydı, o zaman bu her ikisi arasında yarı yarıya verilirdi; aynı şekilde bir şey söylememesi de aynı hükümde ele alınır.

“Mudârebe kârın meçhul şekilde bir bölümünün ona verilmesini gerektirmektedir.” sözüne cevap verilecek olursa; bu şekilde mudârebe sâhih olmaz. Sanki: “Sana kârdan bir parça verilir.” demesi gibi anlaşılır.
Ama “Kâr ikimiz arasındadır.” demiş olsaydı, o zaman mudârebe sâhih olurdu ve bu ikisi arasında yarı yarıya bölünürdü. Çünkü ona tek olarak bunu izafe etmiş olmasıyla, ikisi arasında herhangi birisi hakkında bir tercihte bulunmuş olmuyor; dolayısıyla da eşitlik sağlanmış oluyor.

Âmil (çalışan) payını takdir eder ve: “Sana kârın üçte biri, dörtte biri yahut mâlum bölümü yahut da hangi bölümü olursa o vardır.” diyecek olursa, bu durumda kârın kalanı mal sahibine ait olur. Çünkü o, kendisine ait olan kâra hak sahibidir; âmil ise şarta bağlı olarak o kârı alır.
Mal sahibi payını takdir eder ve: “Bana kârın üçte biri vardır.” der ve âmilin payını da zikretmezse, o takdirde iki görüş vardır:

Birincisi: Bu, sâhih olmaz. Çünkü âmil (çalışan işçi), ancak şarta bağlı olarak kâra hak sahibi olur ve ona bir şeyin verilmesi bağlamında şart koşulmadığı için, mudârebe ortaklığı da fâsit olur.
İkincisi: Bu, sâhih olur ve kârın kalanı ise âmile ait olur. Bu, Ebû Sevr ve rey ashabının görüşüdür. Çünkü söz konusu olan kâr, her ikisine de aittir ve ikisinden başkasının hakkı değildir. Buna göre ikisinden birisi payını takdir edecek olursa, kalanı diğerine ait olur.
Nitekim Yüce Allah’ın şu gelen buyruğundan anlaşılacağı üzere lafzın mefhumundan çıkan da budur: “Eğer çocuğu yok da ana-babası ona vâris olmuş ise anasına üçte bir (düşer).” (Nisâ Suresi 11) Babanın payını ise zikretmemiştir, böylece anlaşılıyor ki payın kalanı ona aittir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/sirkette-kar-konusu/,https://kutsalayet.de/mal-sermaye-miktarina-gore-dusus-yapmak/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız