İnân şirketi, vekâlet ve emanete (güvene) dayanır. Çünkü ortaklardan her biri malını arkadaşına verdiğinde ona güvenmiş oluyor ve arkadaşına o malda tasarruf izni verdiğinde de vekâlet vermiş olur. Bu şirketin sahih olma şartından birisi de tasarruf noktasında tarafların birbirlerine izin vermeleridir. Buna göre tüm ticari işlerde ona mutlak manada izin verecek olursa, bunda tasarrufta bulunur. Ona tasarrufu cins, tür yahut belde olarak tayin etmiş olursa, başkasından olmaksızın sadece bunlarda tasarrufta bulunur. Çünkü tasarrufta bulunmasına dair izin verilmiş olduğundan, bu hükümde kalır, tıpkı vekâlet gibi.
Ortaklardan her birisinin, şirketin çıkarına uygun bir şekilde şirket namına alım-satımda bulunmaları caizdir. Şirket adına satılan şeyin bedelini veya alınan şeyi teslim alabilir. Şirket nasıl fayda görüyorsa, bu noktada ağırlığını koyabilir. Çünkü tüccarın âdeti budur. Zira o, satılan malı ve semeni kabzedip alır, ikisi için de alır; şirketin borcu hakkında tartışır, borcu talep eder, havale alır, havale eder, kendi yahut ortağının kusurlu malını geri verebilir. Şirketin sermayesinden ücretli işçi tutabilir ve ücret verebilir. Çünkü menfaatler, aynî mallar gibidir. Böylece alışveriş gibi olur. Söz konusu ücret talebinde bulunmak, her iki ortağın leh ve aleyhine de olabilir. Zira akde dair haklar, yalnız akdeden kişiyi bağlamaz.
Ortaklardan birisinin köleyi yazışmalı olarak tutma, mal yahut başkasıyla onu hürleştirme hakkı yoktur; köleyi evlendiremez de. Çünkü şirket, ticaret yapmak üzere akdedilmiştir; bunlar ise ticarete ait kısımlara girmez. Ödünç ve atiye olarak vermesi de mümkün değildir; zira bu bir bağıştır. Hâlbuki bu bağlamda onun bağış verme hakkı yoktur. Mudârebe yaptığı ortağına ödeme yapmaksızın şirket malına ortak olacak bir malı koyamaz. Çünkü bu, mal hakkında birtakım hakları sabit kılacaktır ve kazancını ise başkası hak etmiş olacaktır; buna ise hakkı yoktur.
Onun şirkete ait malı yahut başkasına ait bir malı kendi malına katma hakkı yoktur. Çünkü bu, mal konusundaki hakların icabını içermiş sayılmaktadır; zira bu da izin verilmiş olan ticaret konusundan sayılmaz. Şirket malından borç da isteyemez. Öyle yapmış olursa, bu durumda onu almakla karı ona ait, koyduğu da kendi aleyhine olur. Şirket malına dair ikrarda bulunması da gerekli değildir. Çünkü böyle yapmakla -arkadaşı olmaksızın- sadece kendi hakkında bu lazım olur; ister malın aynını ikrar etmiş olsun, ister borcu ikrar etmiş olsun, fark etmez. Çünkü şirket ortağı ona yalnız ticaret konusunda izin vermiştir; ikrarda bulunmasına izin vermiş değildir. Bu, zaten şirket konusuna dâhil de değildir. Hatta ikrarından evvel sattığı malın kendisinde bir kusurun olduğunu ikrar da etmiş olsa durum aynıdır. Aynı şekilde satılan malın semeninin kalanı noktasında da ikrarda bulunsa yahut hepsinde bulunmuş olsa, durum yine böyledir. Bu minvalde ticarete ait benzer durumlar da bu şekilde ele alınır.
Şayet başlangıçta semeninden bir bölümü düşürse yahut borçlular namına o iki ortaktan borcu iskat etmiş olsa, bu sadece o kişi hakkında lazım gelir (onu ilgilendirir) ve ortağı hakkında ise bu geçersiz olur. Çünkü bunu bağış olarak vermiştir. Bağış ise ancak kişinin kendisi tarafından verilebilir, ortağı adına (izni olmadan) verilemez.