Fakihlerin geneline göre, havale şartları bir araya gelip geçerli olduğunda, borçlunun zimmeti beri olur. Ancak el-Hasen’den rivayet edilen görüş bunun dışındadır. Nitekim o, havalenin beri olmasını öngörmez; ancak kişi onu beri kıldığı vakit bunu kabul eder. Züfer’den nakledildiğine göre ise: “Havale hakka intikal etmez, bu durumda havale tazmin konumunda akıp gider.” demiştir. Bu ise doğru değildir. Çünkü havale –tazminin aksine– hakkın tahvilidir; yani zimmeti bir başka zimmete geçirmek anlamındadır. Bu durumda hem lafzı hem de muktezası geçerli olur.
Hakkın intikal etmesi sabit olduğuna göre, alacaklı bu havaleye razı olduğunda ve diğer taraf da herhangi bir şart koşmadığında, hak artık borçluya ait olmaz. Zenginlik, iflas, ölüm gibi durumlar fark etmez. Bu görüş Leys, İmam Şafii, Ebu Ubeyd ve İbn Münzir tarafından benimsenmiştir. Aynı görüş Hz. Ali’den de nakledilmiştir. Çünkü havale, kabzın gerçekleşmediği ve def’inin de söz konusu olmadığı bir borcun zimmetten düşmesidir. Bu nedenle rücuya mahal yoktur; sanki borçtan onu beri kılmış gibidir.
İmam Ahmed’den nakledilen görüşe göre ise; muhalun aleyh iflas etmişse ve muhtal bunu bilmiyorsa, fakat sonradan öğrendikten sonra razı olursa, rücu hakkı doğar. el-Muvaffak şöyle der: Arkadaşlarımızdan bir grup da bu görüştedir. Aynı şekilde İmam Malik’ten de benzer bir görüş nakledilmiştir. Çünkü iflas, muhalun aleyh hakkında bir kusur sayıldığından, muhtal’ı aldatma söz konusu olur. Bu da, malda aldatma gibi rücu hakkı doğurur.
Ebu Hanife: “Muhalun aleyh iflas etmiş ve sonra ölmüşse; muhtal bunu inkâr edip yemin ederse, iki durumda da muhil’e rücu eder.” demiştir. Ebu Yusuf ve Muhammed ise: “Eğer iflas sebebiyle hacr altına alınmışsa, her iki durumda da rücu eder.” demişlerdir. Çünkü bu, Hz. Osman’dan nakledilmiştir. Ayrıca, bu tür akitler karşılıklı ivaz akdi kabul edildiğinden, her iki taraf da bedeli teslim almadıysa akdi feshetme hakkı doğar. Sanki bir elbiseyi ivazla istemiş ama teslim almamış gibidir.
Şöyle cevap verilmiştir: Hz. Osman’dan nakledilen bu görüş sahih değildir. Sahih olsa bile, Hz. Ali’nin görüşüne muhalif olur. Ayrıca bu akdin “karşılıklı ivaz akdi” olduğu görüşü de doğru değildir. Çünkü bu, borcun borca karşılık satışına gider ki, bu yasaktır. Elbise karşılığında yapılan ivaz akdi farklıdır; çünkü orada kabz şarttır ve akdin geçerliliği ona bağlıdır. Oysa havale, kabz yerine geçer. Aksi hâlde borca karşılık borcun satışı olurdu ki bu bâtıldır.
Muhalun aleyh olan kişi ödeme gücüne sahip olma şartıyla havale edilmişse, ama fakir olduğu ortaya çıkarsa, muhil’e rücu edilir. Bunu bazı Şafiîler söylemiştir. Diğer bazıları ise: “Bu durumda rücu edilmez, çünkü havale zorluk sebebiyle bozulmaz.” demişlerdir. Şart koşulmamışsa veya koşulmuş olsa dahi, yine de rücu edilmez; tıpkı teslim şartı koşulması gibi. Bu yönüyle havale, alışverişten ayrılır. Alışverişte zorluk nedeniyle akit bozulabilir, havalede ise bu geçerli değildir.
Birinci görüşün delili: “Müslümanlar, aralarındaki şartlara uyarlar.” hadisidir. Ayrıca, bir malın vasfı hakkında yapılan şartlar gibi, bazen mutlak olarak sabit olmayan hükümler, şartla sabit olabilir.
Eğer muhtal, havaleye razı olmaz ve sonra muhalun aleyh’in iflas ettiği ya da öldüğü ortaya çıkarsa, bu durumda icma ile muhil’e rücu eder. Çünkü malı olmayan birine havale edilmesi, alacaklıya zarar verir. Nitekim Hz. Peygamber, sadece malı olan birine havale yapıldığında havalenin kabul edilmesini emretmiştir.