Ortak olan bir duvara —ortağının izni olmadan— bir kemer yahut kapı açmak câiz değildir. Çünkü bu, başkasının malından faydalanmak ve ona zararı dokunacak şeyde tasarrufta bulunmak olur. Bu minvalde herhangi bir tasarruf ve harcama türünde bulunmak câiz olmaz. Zira duvar için harcanacak bir şey, zarar vermek sayılacağından, onu eksiltmek gibi sayılır; dolayısıyla câiz değildir. Öyleyse komşusunun duvarına herhangi bir şeyi yapması daha ziyade câiz olmayacaktır. Kendi hakkı olduğu bir duvarda bile bu câiz olmayınca, başkasına ait olan bir duvarda buna hak sahibi olmaması daha öncelikli sayılır. Buna dair karşılıklı olarak sulh (akdi) yapacak olursa bu câizdir. Bunun yanında bir şeyi duvara istinat etmesi (dayaması) yahut da zararı olmayacak bir şeyi istinat etmesinde de bir sakınca yoktur; çünkü bunda zarar bulunmamaktadır. Bir de bundan kurtuluş da yoktur; bu hâliyle o duvarla gölgelenmek gibi sayılır.
Kişiye ait odunları duvarın üzerine koymaya gelince; duvarın güçsüz olması hasebiyle odunları taşıyamayacak durumda olursa bu câiz değildir. el-Muvaffak der ki: Bildiğimiz kadarıyla bunda bir ihtilaf yoktur. Duvara bir zararı yoksa, ancak başka yere koyma imkânı olduğu hâlde o duvarın üzerine odunları koymaktan çekinmese, o takdirde arkadaşlarımızın çoğu: “Bu da câiz olmaz,” demişlerdir. Bu, İmam Şafiî ve Ebû Sevr’in de görüşüdür. Çünkü ihtiyacı olmadığı hâlde sahibinin izni olmaksızın başkasının mülküyle istifade etmiş sayılır; bu yüzden câiz değildir, tıpkı üzerine duvar inşa etmeye benzer.
Başkasında olmayıp da duvarının üzerinde çatısının olması sebebiyle komşusunun duvarına yahut ortak bir duvarın üzerine bir şey koymaya ihtiyacı varsa, o zaman izinsiz olarak duvarın üzerine onu koyması câiz olur. Bunu, eski görüşüne göre İmam Şafiî söylemiştir. Çünkü bu minvalde Ebû Hureyre’nin rivayetine göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Biriniz duvarına ağaç (ucu) sokmak için izin isterse (duvar sahibi) onun bu isteğini geri çevirmesin.” (Buhârî ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir.) Çünkü bu, zarar vermemek şekliyle komşusunun duvarıyla istifade etmek olur; bu hâliyle ona yaslanmak ve onun yanında gölgelenmek gibi sayılır.
Yeni görüşüne göre ise İmam Şafiî: “Üzerine bir şey koyamaz,” demiştir. Bu, Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’in de görüşüdür. Çünkü bu, mazereti olmadığı hâlde başkasının mülküyle faydalanmak demektir; onun için câiz olmaz. Bu hâliyle onu ekip biçmeye benzer. (Ancak) bunun farklı olacağı şeklinde cevap verilmiştir. Zira ekip biçmek zarar verir, halbuki buna hacet yoktur.
Şartlara elverişli olan bir mescidin duvarının üzerine bir şey koyacak olursa, bunun hakkında İmam Ahmed’den iki görüş gelmiştir:
Birincisi: Bu, câizdir. Çünkü komşunun mülküne ait duvarına dahi bir şey koymak câiz olduğuna göre —ki komşuya zorluk ve sıkıntı verilmiş olması söz konusudur— Yüce Allah’ın hukuku ise müsamahaya ve kolaylığa haizdir; dolayısıyla bu daha evlâ sayılır.
İkincisi: Bu, câiz değildir. Çünkü kıyas, herkes hakkında men edilmesini gerekli kılmaktadır. Komşu hakkında ise terk edilmesinin sebebi hakkında vârit olan haber/hadistir. Bu durumda başkası hakkında ise kıyasın muktezasına göre kalması gerekmektedir.
Duvar sahibi, onun kendi duvarı üzerine bir şeyi inşa etmesine izin verirse yahut üzerine bir perde koymasını veya koyulmaması gereken bir yerine odun parçası yerleştirmesine izin verirse, câizdir. Şayet hakkında izin verdiği şeyi icra edecek olursa, lâzım bir ariyet (ödünç hükmü)ne dönüşür. Dolayısıyla ödünç veren kişi bundan dönecek olursa buna hakkı yoktur; ödünç olarak alan kişi de onun yaptığını izale etmesini gerekli kılamaz. Çünkü izni kalıcıdır ve devamlılık içermektedir. Bir de inşa ettiği yapıyı yerinden söküp kaldırması karşı tarafa da zarar vermek olur, ödünç olarak veren bunu yapmaya malik değildir. İhtiyacı olmadığı hâlde duvarı yıkmayı isterse, bunu yapma hakkı yoktur. Çünkü ödünç olarak alan şahıs, odun parçasının duvarda aynı şekilde kalmasına hak sahibidir. Nitekim bu şekliyle kalmasında bir zarar yoktur.
Eğer duvarı yıkmayı düşünüyorsa onu bozma hakkı vardır; duvar ve odun parçasının sahibinin ise onu izale etme hakkı vardır. Duvarı tekrardan yapacak olursa, o zaman ödünç alan kişi, onun inşasını ve odununu yeni bir izin dâhilinde geri verir. Aynı şekilde ödünç alan duvarın odununu söker yahut bizzat kendisi duvarı yıkacak olursa, ancak yeni bir izin olması hâlinde onu geri verebilir. Bu, Şafiî ashabının iki görüşünden birisini oluşturur. Diğer görüşte ise: “Onun buna hakkı vardır. Çünkü bu şekilde kalması kuşkusuz sürekli olarak mevzu bahistir,” demişlerdir. Ama durum böyle değildir; zira burada kalmayı hak etmesi sadece (o yapının) sökülme zararını def etme mazeretinden dolayı gerçekleşmiştir. Burada ise yapı sökülmüş oldu; hak edecek bir şey ise kalmış değildir.