"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Malın, hacr altında olan kişiye verilmesinin şart olduğu

Rüşt çağına ve buluğa erdiği vakit hacr altında bulunan kimseye söz konusu olan malın verilmesinin gerekli oluşu hakkında —hamdolsun Allah’a— bir ihtilaf bulunmamaktadır. Zira Allah Teâlâ emir verip şöyle buyurur:
“Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin.” (Nisâ Suresi: 6)

Zaten onun hacr altına alınmış olması, ancak onun malı noktasındaki tasarrufunda aciz olmasından dolayı olmuştur. Nitekim malı korunsun maslahatı açısından bu ifa edilmiştir. İşte bu iki anlamdan dolayı tasarrufuna el konulmuş ve malı muhafaza altına alınmıştır. Öyleyse artık hacr sebebi ortadan kalktığında, kısıtlanma da ortadan kalkmış olur.

Bunun yanında, aklı başına geldiğinde delideki hacrın kalkmasında hâkimin vereceği kararın öngörüleceğinde ihtilaf yoktur. Ama bu, rüşt ve buluğ çağına erdiği vakit çocuk hakkında öngörülmez. Bunu İmam Şâfiî söylemiştir. Çünkü Yüce Allah, çocuğun buluğ çağına ve akılca olgunluğa ermesi durumunda mallarının kendilerine verilmesini emir buyurmuştur ki, bu hâlde hâkimin hükmünü şart koşmak, hâkimin hükmü olmaksızın bu noktadaki (mallarının verilme) gerekliliği yönünde kısıtlayıcı bir fazlalık sayılmış olur.

İşte nass çerçevesinde ortaya çıkan ihtilaf da budur. Zira bu durumda hâkimin hükmü olmadığı hâlde hacr kararı verilmiş ve onun hükmü olmadan da bu hacr zail olup gidebilir, demektir. Tıpkı deliye hacr hükmü vermek gibidir. Hâlbuki bu şekilde sefih bundan ayrılmış oluyor.

İmam Mâlik ise: Hacrın ancak hâkimin hükmü ile kalkacağını söylemiştir. Bu, aynı zamanda Şâfiî’den bazı kimselerin de görüşünü oluşturur. Çünkü bu, içtihat ve araştırma konusu ile ilgilidir. Zira buluğ ve rüşt çağının bilinmesinde içtihada ihtiyaç duyulur ve bu hâkimin hükmünde tevakkuf eder; tıpkı sefih olan kişiden hacrın kalkması gibi sayılır. (Ancak) buna, geçen ayrım ve fark ile cevap verilmiştir.

Buluğ ve rüşt çağına ermediği müddetçe, yaşı büyük de olsa o kimseye malı teslim edilmez. Bu, ilim ehlinin çoğunluğunun görüşüdür. İbn Münzir der ki: Hicaz, Irak, Şam ve Mısır ehline ait ilim adamlarının çoğunluğu, küçük olsun büyük olsun malını zayi eden herkes hakkında hacrın (kısıtlamanın) söz konusu olacağını öngörmüşlerdir. Bunu İmam Mâlik, İmam Şâfiî, Ebû Yûsuf ve Muhammed de söylemiştir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:
“Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin.” (Nisâ Suresi: 6)

Böylece malın verilmesini iki şarta bağlı kılmıştır. İki şarta bağlı olan hüküm ise bu ikisi olmadan sabit olmaz. Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur:
“Mallarınızı sefihlere (aklı ermezlere) vermeyin…” (Nisâ Suresi: 5)
Yani onların mallarına katmayın…

Ebû Hanîfe ise şöyle der: Yirmi beş yaşından önce ona kendi malı verilmez; bunun yanında tasarrufta bulunmuş olursa, bu tasarrufu geçerli olur. Yirmi beş yaşına bastığında ise ondan hacr hükmü kalkar ve malı kendisine verilir. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:
“Rüşd çağına erişinceye kadar, yetimin malına sadece en iyi tutumla yaklaşın.” (En‘âm Suresi: 152)
Burada ise rüşt çağına ermiştir; dolayısıyla da ciddi olan durumu (ve tasarrufları) geçerli olur.

Ama bu durumda onun, malını saçıp savuran olacağı; bu halde iken de malını kendisine vermenin câiz olmayacağı yönünde cevap verilmiştir. Delil getirdiği ayet-i kerimeye gelince, bu ancak hitabın deliline işaret etmektedir; yoksa bu konu ile alakalı değildir. Sonra ayet-i kerime, icmâya göre —sefihlik illeti nedeniyle— kişinin yirmi beş yaş öncesi noktasını tahsis etmiştir ki bu, yirmi beş yaş sonrası için de mevcuttur. Bu durumda (sonrası için de) has olması gerekir. Zira delilik illeti sebebiyle bir mecnunun/delinin yirmi beş yaşından önceki hâlini nasıl tahsis ediyorsa, aynı zamanda yirmi beş yaşından sonrasını da tahsis etmektedir.

el-Muvaffak der ki: Ayetin mantık yönü açısından zikrettiğimiz ifadeler, tahsis edilen mefhumdan yola çıkarak gerekçe gösterdikleri açıklamalardan daha evlâ sayılır. Bunun yanında, o kimsenin ciddi olan durumu hakkında zikrettikleri şeylerin altında ise hükmün gereğini ortaya koyacak anlam da yatmamaktadır; şeriatte bunun lehine şahitlik yapacak bir temel de yoktur. Öyleyse bu, hükmü zorla ispat etme kabilinden sayılır. Sonra bu, söz konusu olan bu yaşın dışındaki kimseler tarafından tasavvur edilmiştir.

Durum anlaşıldığına göre denilecek şudur ki: Bu durumdaki kimsenin tasarrufu da, ikrarı da geçerli değildir. Ebû Hanîfe ise şöyle der: Alışverişi ve ikrarı geçerlidir. Ona malının teslim edilmemesi mevzubahistir. Nitekim üzerinde hacrı yoktur. Kendisine malının teslim edilmeyişi sadece ayetten dolayıdır.

el-Muvaffak şöyle der: Bizim görüşümüze göre rüşt çağına ermemiş olması hasebiyle kendisine malı teslim edilmez. Öyleyse tasarrufu ve ikrarı da sahih değildir. Tıpkı çocuk ve delinin hükmü gibi kabul edilir. Şayet tasarrufu ve ikrarı kabul edilecek olursa, malını telef eder ve malından bir şeyin men edilmesinin faydası câri olmaz. Bir de eğer onun tasarrufu geçerli olsaydı, bu durumda —rüşt çağına ermiş kimse gibi— malı da kendisine teslim edilirdi. Çünkü onun malının kendisine verilmemesi, ancak malının muhafaza altına alınıp korunmasından dolayıdır. Men etmekle malı korunmayacak olursa, aslî hüküm olarak malının kendisine teslim edilmesi gerekli olur.

Aynı şekilde cariye de öyle; buluğa erip, rüşt çağına da ulaştığında kendisine malı teslim edilir. Evlenmemiş olsa dahi hacr altına alınması sona erer. Bunu Sevrî, Ebû Hanîfe, İmam Şâfiî ve Ebû Sevr söylemiştir. Zira Yüce Allah’ın:
“Evlilik çağına gelinceye kadar yetimleri (gözetip) deneyin, eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin.” (Nisâ Suresi: 6)
ayetinin umumî manası bunu ifade etmektedir. Bir de o bir yetimdir ve rüşt çağına ermiştir; dolayısıyla da erkekte olduğu gibi malı kendisine teslim edilir. Cariye, aynı şekilde buluğ çağına ermiş ve rüştünü ispatlamış bir kimse olduğundan, sanki evlilik yapmış gibi malında tasarruf yapması da câiz olur.

Ebû Tâlib’in İmam Ahmed’den naklettiğine göre: Cariye evlenip de çocuk doğurmadığı sürece yahut kocasının evinde bir yılını doldurmadığı müddetçe, buluğa erdikten sonra malı kendisine teslim edilip verilmez, demiştir. Bunu İshak da söylemiştir.

İmam Mâlik ise şöyle der: Cariye evlenmedikçe ve kocası da kendisiyle cinsî ilişki yapmadıkça kendisine malı teslim edilmez. Çünkü babasının, cariyenin izni olmadan kendisini evlendirmesi câiz olduğu her bir durumda —küçük çocukta olduğu gibi— hacr altına alınması da kendisinden gitmiş olmayacaktır.

el-Muvaffak (İbn Kudâme) ise şöyle demiştir: Bunu men etme gerekçemiz vardır. Şayet bunu kabul edecek olursak, ancak o zaman cariyeyi nikâha zorlamış oluruz; çünkü onun nikâhı tercih etmesi ve buna dair faydalarını ancak mübâşeret (yakınlık) yoluyla bilebilir. Alışveriş ve diğer muamelelerin ise nikâhtan önce icra edilmesi mümkündür.

el-Harakî’nin sözünün zahirinden anlaşılan: Reşit olmuş bir bayanın, malında hediye ve karşılıklı alışveriş türündeki tüm tasarrufları yapabileceği yönündedir. İmam Ahmed’den gelen iki görüşünden birisi de bu yönde gelmiştir. Bu, Ebû Hanîfe ve İmam Şâfiî’nin de mezhebini oluşturur. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur:
“Eğer onlarda akılca bir olgunlaşma görürseniz hemen mallarını kendilerine verin.” (Nisâ Suresi: 6)

Bu ise hacr altına alınmaktan onları kurtaran ve tasarruflarını mutlak olarak icra edebileceklerini açıkça ortaya koymaktadır. Sabit olduğuna göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kadınların sadaka vermelerine teşvikte bulunmuştur. Hatta kendi ziynetleri dahi olsa vermelerini istemiştir. Bunları vermeleri hâlinde yaptıkları tasaddukların geçerli olduğuna hükmetmiş, soru sormamış ve ayrıntıya da girmemiştir.

İmam Ahmed’den gelen diğer görüşe göre: Bu cariyenin, ivaz olmaksızın üçte birlik malından fazlasını sarf edemeyeceği, ancak kocasının izni dâhilinde verebileceği ifade edilmiştir. Bunu İmam Mâlik de söylemiştir. Çünkü Amr b. Şuayb’ın, babasından ve dedesinden rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir kadının, kocasının izni olmadan bağışta bulunması câiz olmaz.”
Bir başka lafız ise şöyledir:
“Kocası ismetine malik olduğu zaman (evli olduğu zaman), bir kadının malında bağışta bulunması câiz değildir.”

el-Muvaffak şöyle demiştir: İleri sürdükleri hadis zayıftır… Bunun yanında, bu hadis ile ilgili olarak; kadının kendi malının üçte birlik kısmından azını vermesinin câiz olacağı delili göz önünde bulundurularak, kadının kocasının izni olmadan onun malından bağışta bulunmasının câiz olmayacağı yönünde yorum yapılmıştır. Nitekim yanlarında üçte birlik kısmın men edildiğini sınırlayan bir hadis ise yoktur. Bu şekilde sınırlamak, hüküm vermek demektir; halbuki buna dair bir tevakkuf yoktur, delil de yoktur.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/hacr-nedir/,https://kutsalayet.de/rust-resit-olmaktan-neyin-kastedildigi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız