"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Rehin tazmini

Rehin hakkında rehin bırakan şahıs haddi aşarsa yahut kendisine koruması için bıraktığı rehin eşyası hakkında aşırıya kaçar ve nihayetinde eşya da telef olursa, bu durumda onu tazmin eder. el-Muvaffak der ki: Bu noktada tazminin gerekli olacağı hakkında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü bu mal, onun elinde bulunan bir emanettir; dolayısıyla da -emanet eşyası gibi- haddi aşması yahut aşırıya kaçması sonucu malı zayi etmesi halinde telef olursa, tazmin gerekli olur. Ama aşırıya kaçmadığı ve haddi de aşmadığı halde mal telef olursa bunda tazmin gerekli değildir ve bu, rehin verenin malından sayılır. Bunu, Evzaî, İmam Şafii ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü rehin, onu rehin olarak bırakana aittir, karı ona aittir, borcu da yine ona aittir. Bir de bu borca karşılık verilen bir vesika (güvence)dir, tazmini ise yoktur; tıpkı borç miktarı verilen fazlalıktır, kefil ve şahit gibi kabul edilir. Bunun yanında rehin, bir akit sebebiyle kabzedilmiş bir mal ve bir kısmı ise emanet olarak bırakılmış eşya sayıldığından -emanet eşyası gibi- tümü de aynı şekilde emanet sayılmaktadır.

İmam Malik der ki: Şayet rehin, ölüm yahut yanma gibi açık bir telef şekliyle söz konusu olmuşsa, rehin bırakanın tazmini gerekir. Telef şeklinin gizli kapaklı olduğunu iddia edecek olursa, bu sözü kabul edilmez ve tazmin etmesi icap eder. (Ancak) akar da söz konusu olmayan tazminin, aynı zamanda altında da tazmin edilmeyeceği, şeklinde cevap verilmiştir. Sevri ve rey ashabı ise: Rehin alan kişi, kıymetinden yahut borç miktarının en azını vermekle tazmin eder, demişlerdir. Bu dediklerine ise Ata’nın rivayet ettiği delili gerekçe göstermişlerdir: “Adamın birisi kendi elinde harcama yetkisi olduğu bir atı rehin bırakınca, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Bu durumda hakkın gitmiş oldu.’ buyurmuştur.” Çünkü bu, ifa edilmek üzere kabzedilen ayni bir mal olduğundan, kabzettiği miktarı da tazmin eder. Bu nedenledir ki gerçekte kullanıp ifa etmiş kimse gibi kabul edilir.

el-Muvaffak der ki: Ata hadisine gelirsek bu mürseldir ve Ata’nın kavli ise buna muhalefet etmektedir. Darakutni şöyle demiştir: Bunu, İsmail b. Umeyye rivayet etmiştir, kendisi ise yalancıdır. Bu hadisi, Mus’ab b. Sabit’in rivayet ettiği ve kendisinin de zayıf olduğu söylenmiştir. Muhtemeldir ki o: “Bu durumda hakkın gitmiş oldu.” ifadesiyle, vesika (güvence) gitmiş oldu, ifadesini kastetmiş olsa gerektir; çünkü borcun miktarını ve atın da kıymetini kendisine sormuş değildir.

Kullanıp ifa etmiş kimseye gelince; o da istifade etmek için mülk konumunda değerlendirilir: Dolayısıyla da artışı ve kazancı ona ait olur; bunun yanında -rehinin tersine- tazmini ve borcu ise kendisine aittir.

Rehin alan şahsın tazmin etmesi zorunlu olan durum içinde ki bu -haddi aştığı yahut malı korumadığı vakit söz konusu olur- mal telef olur, rehinin kıymeti hakkında da her iki taraf anlaşmazlığa girerlerse, o takdirde kavil (hüküm), yemin etmesinin yanında rehin alanın kavlidir. Çünkü borçlu olan odur. Bir de kabul ettiği şey üzere fazlalığın gerekliliğine karşı çıkan da odur, bu takdirde ise kavil (hüküm), karşı çıkanın kavlidir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. el-Muvaffak der ki: Bu konuda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.

Hakkın ortaya çıkmasında söz konusu olan miktarda her iki taraf anlaşmazlığa girerlerse, o takdirde kavil (hüküm), rehin verenin kavlidir. Bunu da Sevri, İmam Şafii, Ebu Sevr ve rey ashabı söylemiştir. Çünkü rehin bırakan kişi, rehin alanın ileri sürdüğü fazlalığa karşı çıkar, hüküm ise karşı çıkanın kavlidir. Şüphesiz asıl olan bu fazlalıktan zimmetin beri olmasıdır. Buna göre hüküm, bunu nefyedenlere aittir, sanki borcun aslı hakkında her iki tarafın anlaşmazlığa girmesi gibidir.

el-Hasen ve Katade’den aktarıldığına göre hüküm, rehin malına karşı haddi aşmadığı veyahut kıymetine karşı taşkınlık yapmadığı sürece rehin alanındır. Buna yakın bir görüş, İmam Malik’ten de gelmiştir. Zira zahirden anlaşılan rehinin, hak miktarın olacağıdır. Bunun kabul edilemeyeceği; zira rehin bırakılan şeyin, adet gereği rehin malının kıymetinin en azı (ile tazmin etmek) olacağı şeklinde, cevap verilmiştir.

Bunlar, herhangi bir beyyine (belge ve delil) olmadığı vakit caridir. Ancak iki taraftan birisine ait bir beyyine olursa, o takdirde -ihtilafsız olarak- onun lehine hüküm verilir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/rehin-alan-kisiye-karsi-rehin-iasesi/,https://kutsalayet.de/rehin-alan-kisi-rehin-malin-bedelini-almada-en-hak-sahibi-olandir/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız