Selem hakkında rehin ve tazmin konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bundan menedildiğine dair rivayet gelmiştir. Çünkü rehin ve tazmin, selemin sermayesinden alınmış olursa, o zaman vacip olmayan ve vacipliğe götürmeyen bir şeyi almış sayılır. Zira buna selem yapan kimse malik olmaktadır. Şayet hakkında icra edilen selemden almış olurlarsa, kuşkusuz rehin ancak rehinin semeninden elde edilmesi mümkün olan bir şeyle caiz olur. Hakkında icra edilen selemin ise rehinden elde edilmesi mümkün değildir, tazmin edenin zimmetinden de mümkün değildir. Bir de düşman tarafından elinde o rehin tutulan malın telef olmasından emin olmadığından, hakkı olarak bu selem dışında onu elde etmiş sayılır. Buna ek olarak tazmin edenin zimmetinde olanlar, tazmin olunan şeyin zimmetine de geçmiş olur, onun makamına oturur. Bu durumda ondan ivazın ve bedelin alınma hükmüne geçer ki, bu da caiz olmaz.
Rivayete göre (Ahmed b.) Hanbel buna cevaz vermiştir. İmam Malik, İmam Şafii, İshak ve rey ashabı da bunu söylemişlerdir. Çünkü Yüce Allah:
“Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın… Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin de yeterlidir.” (Bakara Suresi 282–283) buyurmuştur.
Lafız genel gelmiştir ve selem akdi de bu ayetin genel kapsamına dahildir. Bunun yanında alışveriş kısmının bir bölümünü oluşturduğu için –tıpkı aynî satışlar konusunda olduğu gibi– zimmette bulunan malda rehin olarak kalması caizdir.