Mekke’nin satışı ve buradaki evlerin kiraya verilmesi hakkında iki görüş vardır:
Birinci görüş: Mekke arazisi satılamaz, buradaki evler kiraya verilemez. Bu görüş Ebu Hanife, İmam Malik, Sevri ve Ebu Ubeyd’e aittir. İshak ise bunu mekruh görür. Abdullah b. Amr’ın nakline göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Mekke, Allah’ın harem kıldığı yerdir. Toprakları satılamaz ve evleri kiraya verilemez.” Çünkü Mekke zorla fethedilmiş, toprakları taksim edilmemiş ve vakıf olarak kalmıştır.
İkinci görüş: Mekke arazisinin satışı ve evlerin kiraya verilmesi caizdir. Bu görüş İmam Şafii ve İbn Munzir’e aittir. Delil açısından daha güçlüdür. Nitekim Hz. Peygamber’e: “Yarın hangi evde ikamet edeceksiniz?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuştur: “Akil bize Mekke arazisinden veya evlerinden bir şey bıraktı mı?” (Buhari ve Müslim)
Bu ifadeden anlaşılmaktadır ki Akil, Ebu Talib’in evlerini satmış ve yalnızca ona varis olmuştur. Diğer kardeşleri Cafer ve Ali Müslüman oldukları için müşrik olan Akil’e miras verilmişti. Eğer Mekke toprakları mülk edinilemez olsaydı, Akil’in bu evleri satması mümkün olmazdı.
Ayrıca Hz. Peygamber’in ashabı Mekke’de mülk sahibi olmuş ve bu mülkleri satmışlardır. Mekke halkı da bu evler hakkında tasarrufta bulunmuş, kimse de bu işlemlere karşı çıkmamıştır. Bu durum bir icma oluşturmuştur. Hz. Peygamber de bu evleri sahiplerine izafe etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Ebu Süfyan’ın evine giren emniyettedir. Silahını bırakan emniyettedir. Kapısını örten de emniyettedir.”
Kimse kendi evinden çıkarılmamış ve bu evlerin mülkiyeti geçersiz sayılmamıştır. Hz. Peygamber’in vefatından sonra gelen halifeler de bu uygulamaya devam etmişlerdir. Örneğin Hz. Ömer (radıyallahu anh), cezaevi olarak kullanılacak bir bina satın alarak elde etmiştir.
İbn Kudame (el-Muvaffak) der ki: Bu görüşe muhalif rivayet edilen hadisler zayıftır. Mekke’nin zorla fethedildiği doğrudur ve bu inkâr edilemez. Ancak Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Mekke halkına bu topraklarda mülk edinmelerine ve orada yerleşmelerine izin vermiştir. Tıpkı Hevazin bölgesini kadınlara ve çocuklara terk ettiği gibi.
İbn Akil der ki: Bu ihtilaf, hac ve umre ibadetlerinin yapıldığı alanların dışındaki bölgeler için geçerlidir. Say, taşlama gibi ibadetlerin yapıldığı yerler mescit hükmündedir ve bu konuda ihtilaf yoktur.