İmam Ahmed’den sabit olduğuna göre o: “Bir tane şart koşmada bir beis yoktur, sakınca alışverişte iki şartın koşulmasındadır.” demiştir. O, bunu derken İbn Ömer’in, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den naklettiği şu hadisi öne sürmüştür: “Borç (para) verme şartıyla satış, bir satışta iki şart, tazmin olunmayan malın karı ve yanında olmayan bir şeyi satman helal olmaz.” Yasak olan iki şartın yorumu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. İmam Ahmed’den rivayet edildiğine göre bu iki şart, akdin maslahatından olmayan iki geçerli şarttır; İshak’tan da buna benzer bir görüş nakledilmiştir. İmam Ahmed’den iki şartın fasit olacağına dair yorum yaptığı görüşü de gelmiştir. Onun kelamının zahirinden anlaşılan söz konusu bu iki yasak olan şartın, bu yönden olacağı şeklindedir. Alışverişin içeriği ya da maslahatı açısından bir, iki yahut daha fazla şart koşulacak olursa, -mesela muhayyerlik, vadeli, rehin ve tazmin şartıyla satarsa- bu durumda fazla şart dahi olsa alışveriş akdine bir tesiri olmaz.
İmam Şafii ve rey ashabı ise bir ile iki şart arasını ayrıma tabi tutmamışlardır. Rivayet ettikleri üzere Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), şart bulunan satışı yasaklamıştır. Bir de sahih olan bir şey -çok da olsa- satış noktasında tesiri yoktur; bunun yanında -tek de olsa- fasit olan bir şeyin buna tesiri vardır. el-Muvaffak der ki: Rivayet ettiğimiz hadis-i şerif bir tür ayrıma delalet eder. Onların ileri sürdükleri hadis ise sahih değildir ve aslı da yoktur. Nitekim İmam Ahmed bunu kabul etmemiştir, müsned olarak da bunu rivayet eden bilmiyoruz; dolayısıyla buna itibar da edilmez.
Şartlar dört kısma ayrılır:
Halihazırdaki teslim şartı, muhayyerlik ve kabzetme şartı gibi (satış) akdinin içeriğinden olmaması. Bunun varlığı, olmaması gibidir, bir hüküm ifade etmez ve akit konusunda tesiri yoktur.
Veresiye, muhayyerlik, tazmin, şahit gösterme veyahut da satılan malda maksadı belli özelliği şart koşmak gibi, akdi yapan her iki tarafın da maslahatına taalluk etmesi. Bunu, şart koşmak caizdir ve yerine getirilmesi gereklilik arz eder. el-Muvaffak der ki: Bu iki maddenin sıhhati hakkında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.
Akdin muktezasından ve maslahatından olmayan ve akdi menfi de kılmayan şart, bu iki kısımdır:
Birincisi: Satıcının sattığı mal hakkında bir faydayı şart koşması ki, bunun hakkındaki ihtilafa değinilmişti.
İkincisi ise; Satıcının, bu satış akdinde (başka) bir akdi şart koşmasıdır. Mesela, akdinde başka bir şeyi satmayı şart koşması yahut ondan satın almayı, o malı ertelemeyi, iki kere vermeyi yahut da selef olarak vermeyi şart koşmasıdır. Bu şart da fasit olup alışverişi ifsat eder, bunda satıcı da müşteri de aynı konumdadır.
Satış akdinin muktezasını menfi kılan şart, bu da iki kısımdır:
Birincisi: Genelleme olarak şart koşmak. . . Mesela, satıcının müşteriye bir köleyi azad etmesini şart koşması. . . Peki, bu sahih olur mu? Bunun hakkında iki görüş gelmiştir.
Birincisine göre bu şart, sahihtir ve bu, İmam Malik’in mezhebiyle Şafii mezhebinin zahir görüşüdür. Çünkü Hz. Aişe, (köle olan) Berire’yi satın alıp, sahibine de onu hürriyetine kavuşturacağını ve ona karşı velayet sahibi olacağını şart koşunca, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buna karşı çıktı ve ona karşı velayet hakkının olacağını ancak hürriyetine kavuşturmayı şart koşamayacağını belirtmiştir.
İkincisine göre şart koşmak, fasittir. Bu ise Ebu Hanife’nin mezhebidir. Çünkü bu akdin muktezasına terstir ve bir şeyi satmamayı şart koşmasına benzer. Haddi zatında bu, ona ait mülkünün izale edilmesini şart koşmak anlamına da gelmektedir ve bu yönüyle onu satacağını şart koşmak gibi değerlendirilir. Hz. Aişe hadisinde o köleyi hürriyetine kavuşturacağını eski sahiplerine şart koştuğu da söz konusu değildir. O şart koşmaksızın bu sebeple kendi iradesiyle bunu sadece onlara haber vermiştir ve onlar da velayet hakkını şart koşmuşlardır. O zaman bu akdin fasit olduğuna dair hüküm verirsek, bu durumda bunun hükmünün zikri geçen diğer fasit şartların hükmü ile aynı olacağını söylemiş oluruz. Sahih olduğuna dair hüküm verir ve müşteri de köleyi hürriyetine kavuşturacak olursa, o zaman şart koştuğu şeyi yerine getirmiş demektir; onu hürriyetine kavuşturmamış olursa bu durumda da iki görüş gelmiştir:
Birincisi, onu buna zorlar. Çünkü hürriyetine kavuşturma şartı eğer sahih olursa, o zaman bu aynısına taalluk eder ve onu buna zorlamak durumunda kalır; tıpkı adayıp da onu azad etmesi gibi kabul edilir.
İkincisi ise onu buna zorlamaz. Çünkü şart, şart koşulan fiili gerektirmemektedir; buna dair delil ise rehin ve tazmini şart koşması verilebilir. Buna göre satıcının bu satış akdini feshetme muhayyerliği sabit olur; çünkü şart koşmuş olduğu şeyi teslim etmiş değildir, sanki ona rehini şart koşmuş gibi değerlendirilir.
İkincisi: Köleyi hürleştirmemeyi şart koşmak. . . Mesela, köleyi satmamayı, onu hediye etmemeyi, azad etmemeyi ve cinsel temas kurmamayı şart koşmak yahut da onu satmayı, elinde tutmayı yahut da azad etmeyi şart koşmasıdır ki, bu durumda velayet ona ait olur. Bu ve benzeri şartlar ise fasit şartlardır. Peki, bu fasit şartlar satış akdini iptal eder mi? Bunun hakkında ise iki görüş vardır:
Birincisi, el-Kadı der ki: İmam Ahmed’den ifade edildiğine göre bu tür satış, sahihtir. Bu, İbn Ebu Leyla ve Ebu Sevr’in de görüşüdür. Çünkü bu minvalde rivayet edildiği üzere Hz. Aişe şöyle demiştir: Berire bana geldi ve: Ben sahiplerimle dokuz ukiyye, her yılda bir ukiyye ödemek üzere hürriyetimi onlardan satın alma akdine müdahil oldum. Bunun için bana yardım et, dedi. Ben de Berire’ye: “Eğer sahiplerin bu bedeli onlar için hazır etmemi ve sen hürriyete kavuştuktan sonra hükmi hısımlığının bana ait olmasını isterlerse, bu bedeli ben bir defada öderim.” dedim. Bunun üzerine Berire sahiplerine gitti ve onlara benim teklifimi söyledi. Fakat onlar, buna yanaşmamışlar. Berire onların yanından dönüp geldiğinde Hz. Peygamber, benim yanımda oturuyordu. Berire de bana: “Senin sözlerini onlara arz ettim, kabul etmediler. Bu akit için hükmi hısımlığın kendilerine ait olmasını şart koşuyorlar.” dedi. Hz. Peygamber, Berire’nin bu sözlerini işitti. Ben de meseleyi Peygamber’e haber verdim. Bu haber verme üzerine Hz. Peygamber, bana: “Berire’yi onlardan al, istedikleri hükmi hısımlığı da onlar lehine şart kıl. Hükmi hısımlık, ancak hürriyete kavuşturana aittir.” buyurdu. Ben de Berire’yi bu durum üzere satın aldım (ve onu hürriyetine kavuşturdum.) Sonra Allah Elçisi, insanlar içinde ayağa kalktı. Allah’a hamd ve sena etti. Sonra “Emma ba’du” diyerek, şöyle devam etti: “Birtakım kimselere ne oluyor ki onlar, Allah’ın Kitabında bulunmayan şartlar ileri sürüyorlar; Allah’ın Kitabında bulunmayan herhangi bir şart, yüz kere şart kılınmış olsa da şüphesiz batıldır. Allah’ın hükmü uyulmaya en haklı, Allah’ın öğrettiği şart da en sağlam ve en güvenilecek şarttır. Hükmi hısımlık, ancak hürriyete kavuşturan kimseye aittir.” Buhari ve Müslim, bu hadis hakkında ittifak etmiştir. Böylece şartı iptal etmiş, akdi ise iptal etmemiştir.
İkincisi: Bu tür satış, fasittir. Bu ise Ebu Hanife ve İmam Şafii’nin görüşüdür. Çünkü satış ve içerisinde koşulan şartlardan men edildiği için böyledir. Bir de bu fasit bir şart olduğundan alışverişi de ifsat etmiş olur, tıpkı bu akit içerisinde başka bir akdi şart koşmak gibi kabul edilir. Nitekim bir şart fasit olunca, semenden söz konusu olan o şartın eksilttiğinden geri dönmek vacip olur, bu da meçhul olduğundan semen de meçhule döner; çünkü satıcı ancak şartı doğrultusunda satılan malın mülkünden gitmesine rıza gösterir. Müşteri de aynı şekilde şart lehine olduğu vakit bundan memnun kalır. Eğer bunun dışında satış sahih olursa, o zaman rızası olmaksızın mülkünden gitmiş ve çıkmış olur. Nitekim alışverişin şartlarından birisi de karşılıklı rızaya dayanmasıdır.
Şöyle cevap verilmiştir: Onların ileri sürdükleri hadisin bir aslı yoktur ve buna dair açıklamalar önceden geçmişti. Bunun yanında nassın mukabilinde ele aldıkları mana ve izah ise makul değildir.