İlim adamlarına göre aşılamanın aslı, söz konusu olan ağacın dalının yarılarak (araya erkek) meyveli dalının konularak ona ilave yapılarak onda tutmasını sağlamaktır. Bu durumda, ilim ehli arasında -bir ihtilaf olmaksızın- bu aşılamanın bizzat kendisinden ayrı olarak o ürünün ortaya çıkmasına bağlı hükmü oluşur. Hurma ağacına aşı yaptım, demek için “ebbertu ya da ebertu’n nahle” denilir.
Bu konuda üç fasıla yer almaktadır:
Birincisi: Bu satış, ne zamanki olgunlaşmış bir hurma ağacında vaki olur da aşılanmış olduğu halde ürünü şart koşulmaz ise bu ürünler satıcıya ait olur, aşılanmış olmazsa müşteriye ait olur. Bunu, İmam Malik, Leys ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse içinde hurma bulunan bir arazi satın alırsa, hurmanın meyveleri satıcıya aittir. Ancak meyvenin müşterinin olması şart koşulması bunun dışındadır.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
İbn Ebu Leyla bunların her iki durumda da müşteriye ait olacağını ifade etmiştir. Ebu Hanife ve Evzai ise her iki durumda da bu satıcıya aittir, demişlerdir. Geçen hadis-i şerif İbn Ebu Leyla’nın görüşünü açıkça reddeder. Ebu Hanife ve Evzai lehine de mefhum açısından hüccet sayılır; zira aşılama, satıcının hurmanın meyvesine sahip olması konusunda sınır olarak konulmuştur. Aşılamadan önceki satışta ise bu meyve satın alana ait olur. Böyle olmasaydı sınır olmazdı ve aşılamanın zikredilmesinin bir anlamı da olmazdı.
İkincisi: Alıcı ve satıcıdan birisi ne zamanki bunu şart koşmuş olur da hurma ağacı, onun için aşılanmış olsa da olmasa da satıcı da müşteri de bu noktada eşit olurlar.
İmam Malik şöyle demiştir: Müşteri aşılamadan sonra bunu şart koşacak olursa, satış caizdir. Çünkü bu durumda hurma ağacı aslı (kökü) ile beraber satılmış gibi sayılır. Şayet satıcı aşılamadan önce bunu şart koşacak olursa, o zaman ise satış caiz olmaz. Çünkü bunu o müşteriye şart koşması, hurma ağacının terk etme şartıyla yemişlerinin olgunlaşmasından evvel satılmış olması gibi kabul edilir.
Bunun, üzerinde akdin vaki olup aynı zamanda bir kısmının istisna sayıldığı (bir duruma haiz olduğu) şeklinde cevap verilmiştir. Bu ise malum bir konudur; tıpkı bir hurma bahçesini satıp da içindeki hurma ağaçlarını istisna etmeye benzer. Zira satış, alıcı ve satıcı arasında söz konusu olduğundan -müşteri gibi- meyvenin olgunlaşmasının şart koşulmasıyla bu akid geçerli olur. Nitekim aslı da üzerinde karar kılınan ittifak ile sabit olur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Ancak meyvenin müşterinin olması şart koşulması, bunun dışındadır.” buyurduğu gibi.
Üçüncüsü: Olgunlaşmış olan hurma satıcı için kalırsa, satıcının onları ağaçtan koparma vaktine kadar bırakma hakkı vardır; ister koşulan şarta yahut ortaya çıkmasına hak sahibi olsun, fark etmez. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü (hurmanın) nakledilmesi ve müşteriye teslim edilmesi örf ve adete göre işler. Mesela içerisinde yiyecek bulunan bir bahçeli ev satılmış olsa, bunun sadece adete göre nakledilmesi vacip olur. Bu da gündüzleyin peyder pey olmak üzere nakletmek şeklinde gerçekleşir, gece vakti nakletmek gerekli değildir. Bunların nakledilmesi için şehirde bulunan merkeplerin bir arada toplatılması da zorunlu değildir. Aynı şekilde hurda da yemişi olmuş olan hurma ağaçları, vakit içerisinde peyder pey olmak üzere nakledilip dağıtılır; bu dağıtım da (ağaçların değil) yemişlerin zaman içerisinde koparılması şeklinde gerçekleşir. Hurmaların koparılması da yine adete göre koparılır.
Ebu Hanife ise; Hurma ağaçlarının koparılması ve onların başka yere nakledilmesi icap eder. Çünkü bunlar satılmış olan eşyalar hükmünde sayıldığından, satıcının mülkünde kalmakla meşguliyet alanına girmiş olurlar, bu durumda ağaçların nakledilmesi gerekir; tıpkı içinde yiyecek ya da kumaş vb. bulunan bir bahçeli evin satışı gibi kabul edilir, demiştir. Ona ise geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.