"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Allah yolunda olanlar

Allah yolunda olanlar payından kasıt; düşmanlara karşı güçlü olmak için binek ve silah vb. satın almaları için kendilerine zekattan pay verilen savaşçılardır. Zekatın yedinci sınıfını bunlar (savaşçılar/mücahidler) oluşturur. Onlara ait bu zekat hükmünün devam ettiği hususunda ihtilaf olmadığı gibi, “Allah yolunda olanlar”dan kasdedilenlerin savaşçılar olduğunda da bir ihtilaf yoktur.

Zengin dahi olsalar, savaşçılara zekattan verilir. Bunu, İmam Malik, İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr söylemiştir. Ebu Hanife ve iki arkadaşı (talebesi) ise; savaşçılardan yalnız fakir olanlara verilir, demişlerdir. Aynı şekilde toplumun menfaati için borçlanan bir zengin hakkında da aynısını söylemişlerdir; çünkü kendisine zekat vermesi vacip olanların –diğer zekattaki hisse sahipleri gibi– o zekattan kendisine verilmesi de helal olmaz. Onlara göre fakir, nisaba malik olmayan kimsedir.

Şöyle cevap verilmiştir: Yüce Allah fakir ile miskinleri iki (ayrı) sınıf kılmış, peşlerine altı sınıf daha zikretmiştir. Buna göre, söz konusu olan bu iki sınıfın (muhtaçlık) özelliklerinin de, geri kalan diğer sınıflar hakkında da mevcut olması mülzem değildir; aynı şekilde diğer sınıfların (pozisyonları da) bu iki sınıf hakkında mevcut olması mülzem değildir. Çünkü biz ihtiyaç duyunca buna başvuruyoruz. Bu yönüyle zekat memuru ve müellefe-i kulûb gibi addedilirler. Ama diğer hisse sahiplerine gelince, bizim ihtiyacımıza göre değil de, bizzat kendi fakr-u ihtiyaç durumlarına bakılmaktadır.

Savaşçılara –fazla da olsa– satın alacağı (savaş eşyası vb. gibi), yetecek ölçüde ve savaşta azığı tedarik edecek kadar zekattan pay verilir. Kendisine göz kararı verilecek olur da o da savaşmayacak olursa, aldığını geri verir; çünkü savaşmak için bundan almıştır. Şayet savaşır ve geri dönerse, bu durumda aldıkları kendisine ait olur. Çünkü ona yeterli gelecek kadar vermiş olduğumuz için, o da kendisi için o malı kısıtlı kullanmak durumundadır. Eğer savaş devam ederken, o da seferden dönüp gelse ya da savaşı bitirmeden gelmiş olursa, savaşta kullandığı maldan artan kısmını geri verir; çünkü malı savaşmak için almıştı ve hepsini de kullanmış değildir.

Bu paya ancak divandan (devletin maliyesinden) alacakları olmayan savaşçılar hak sahibi olurlar. Zira onlar ancak gönüllü (yani Allah rızası için) savaşa çıkanlardır. Haccın da “Allah yolunda” kapsamı içinde değerlendirildiği rivayet edilmiştir, bu durumda hac için de zekattan hisse verilir. Bu, İshak’ın görüşüdür. Nitekim Ummu Muakkıl hadisinde: “Hac yapmak, Allah yolunda kapsamına dahildir.” geçmektedir.

İmam Ahmed’den nakledilen diğer görüşe göre; bu zekat malından hac için sarf edilemez. Bunu, İmam Malik, Leys, Ebu Hanife, Sevri, İmam Şafii, Ebu Sevr ve İbn Munzir söylemiştir. Bu, daha doğru olan görüşü oluşturmaktadır. Çünkü mutlak olarak “Allah yolunda” ifadesi sadece cihad için sarf edilir. Kuşkusuz Kur’an-ı Kerim’de “Allah yolunda” şeklinde gelen ifadelerin hepsi ile –azı dışında– cihad kasdedilmektedir. Öyleyse bu ayettekini de buna göre yorumlamak gerekmektedir. Çünkü ayetin zahiri ile Yüce Allah’ın muradının bu olduğu anlaşılmaktadır.

Zira zekat sadece iki kişiden birisine sarf edilip verilir: Birisi; fakir, miskin, köle ve kendi borcunu ödemek durumunda kalan borçlu kimseler gibi, ihtiyaç sahibi olanlar. Diğeri de; zekat memuru, savaşçı, müellefe-i kulûb ve toplum menfaati için borçlu kalan kimseler gibi, Müslümanların ihtiyaç duydukları kimseler. Şüphesiz bir fakirin hac yapması, Müslümanların toplu menfaati ve ihtiyacı sayılmadığı gibi, aynı şekilde fakirin kendisi adına hac yapması da kendi menfaati sayılmaz; çünkü fakir olan kişinin hac yapması zaten farz değildir, kendisinden –fakir olması hasebiyle– bu sakıt da olmuştur. Dolayısıyla bunu yerine getirmesiyle bir maslahatı da icra etmiş sayılmaz. Dolayısıyla ihtiyaç sahibine diğer zekat sınıflarından yeteri kadar sarf edip vermek yahut bu zekatı Müslümanların maslahatı için harcamak daha evladır. (Zikri geçen) hadise gelince; haccın, “Allah yolunda” sarf edilen zekattan verilmesi mümteni olmadığı gibi, ayet-i kerime ile kasdedilen de –açıklaması geçtiği üzere– başkasıdır.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/arabulucu-oldugu-icin-borclu-kalan/,https://kutsalayet.de/yolcu/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız