Müellefe-i Kulûb kısmı ise; zekatın verileceği sekiz sınıftan dördüncüsünü oluşturmaktadır. Çünkü Yüce Allah “gönülleri (İslam’a) ısındırılacak olanlara…” (Tevbe Suresi: 60) buyurur. Bu ayet-i kerime, Berae (Tevbe) suresinde geçer ve Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’e indirilen en son suredir. Sabit olduğuna göre Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), müşriklerden ve Müslümanlardan gönüllerini İslam’a ısındırmak için onlardan bazılarına zekattan vermiştir.
Müellefe-i Kulûb iki kısımdır: Kafirler ve Müslümanlardır. Bunların hepsi de kendi aşiret ve kavimleri içerisinde yüksek konumda olan ve kendilerine itaat edilecek efendi konumunda bulunanlardır. Kafirlere gelince onlar iki kısımdır:
Müslüman olması umulan kişiye zekattan verilmesi halinde İslam hakkında güzel niyet beslemesi ve ona meyletmesinin ardından Müslüman olma durumu,
Şerrinden korkulan ve kafire zekattan verildiğinde, bu şerrinden korunmuş olmak ve onun üzerinden başkalarının şerrinden de emin olma durumu.
Müslümanlara gelince, onlar da dört kısımdır:
Kafirlerin seçkin şahsiyetleri içinde ve Müslümanlar içinde yüksek mevkisi bulunan Müslüman kimselere zekat vermekle, emsallerinin Müslüman olması ve İslam hakkında güzel niyet beslemesi beklenir.
Kavimleri içerisinde kendilerine itaat edilen efendiler konumunda olan kimselere zekattan verilmesi durumunda, imanlarının kuvvetlenmesine ve cihad noktasında nasihatte bulunmalarına zemin hazırlamak.
Küfür beldelerine yakın olan sınırlarda bulunan topluluklara, yanı başındaki düşmanlardan Müslümanları korumaları için zekattan vermek.
Kendilerine zekattan verildiği zaman, sadece korkudan dolayı zekatı veren kimselerden zekatı alabilme kudretine haiz olmaları.
İşte tüm bunların hepsine zekattan vermek caizdir; çünkü ayet-i kerimede ifade edilen “Müellefe-i Kulûb (gönülleri İslam’a ısındırılacak olanlar)” kapsamına dahil edilmektedirler.