Zekat memurları, zekatın verileceği sekiz sınıftan üçüncüsünü oluşturmaktadır. Onlar, İmam’ın zekatı toplamaları için görevlendirdiği memurlardır. O zekatı erbabından alırlar, bir araya getirirler, muhafaza ederler ve zekat mallarını nakledip sevk ederler. Onlara bu işlemde yardımcı olanlar, malları gözetenler ve taşıyanlar da bu kapsamdadır. Aynı şekilde muhasebesini tutanlar, katipler, malları tartıp ölçenler ve sayanlar da “zekat memuru” kapsamının manasına girerler. Bu noktada kendilerine ihtiyaç duyulan herkes bu konumda addedilir; çünkü bunun ücreti bu zekattan tahsil edilir. Çünkü zekatın azığından sayılır; dolayısıyla da zekatın ulufesinden sayılır. Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), zekat toplamaları için memurlarını bizzat yollamış ve onlara (zekattan) ücretlerini vermiştir. Bu kıssalar tevatüre kadar ulaşan meşhur haberlerdir ve kitab’ın, hakkında nassım ortaya koyduğu bu konuda bir ihtilaf da yoktur.
Buluğ çağına girmiş olması, akıllı ve güvenilir olması zekat memurunun şartlarındandır. Çünkü bu velayet şartıdır ve velayetin tahakkuk etmesi için de bu özelliklerin bulunması gerekir.
Zekat memurunun Müslüman olması da şarttır. Zira o Müslümanların velayetindedir. Diğer din sahipleri gibi bir kafirin velayetinde bulunması caiz değildir. Bir de zekat ehlinden olmayan kimsenin -harbi kimse gibi- bu hususta amil olarak görevlendirilmesi caiz olmaz; çünkü kafir güvenilir kimse değildir.
Zekat memurunun “akraba sahiplerinden” olmaması da şarttır; ancak kendisine zekat dışından olmak üzere ücret verilecek olursa başka. Çünkü el-Fadl b. el-Abbas ve Abdulmuttalip b. Rabia b. el-Haris, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den kendilerinin zekat (toplamak) için gönderilmelerini talep ettikleri zaman, onlara bu noktada karşı çıkarak şöyle buyurdu: “Sadaka Muhammed ailesine layık değildir; çünkü zekat ancak insanların kirleridir.” Bu da onların bu konuda bir memur olarak gönderilip de bu zekattan almalarının açıkça haram olduğunu ifade etmektedir; buna muhalefet etmek ise caiz değildir.
İmam’ın, bir zekat memurunu belli bir ücret karşılığında -ya belirli bir süreliğine veyahut belli bir iş hakkında- geçerli bir kira ile kiralayıp tutması ile, çalışacağı ameline karşılık olarak belirli bir ücreti vermesi arasında muhayyerdir. Çalışacak olursa artık şartları hak etmiş olur, dilerse onu ismini koymadan zekat toplaması için gönderir sonra ona karşılığını verir. Nitekim İbn es-Saidi el-Maliki’nin rivayetine göre, o şöyle demiştir: “Hz. Ömer (radıyallahu anh) beni zekat toplamak üzere görevlendirdi. İşimi bitirip topladığım zekatları kendisine teslim edince, bana ücret verilmesini emretti. Bunun üzerine ‘Ben bu işi Allah rızası için yaptım, mükafatım Allah’a aittir.’ dedim. O şöyle cevap verdi: ‘Sana verileni al, zira ben de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in zamanında bu gibi işlerde çalıştım. Bana ücret verdi, ben de söylediğin gibi söyledim. Bunun üzerine bana: “İstemeden sana bir şey verildiği zaman onu al ye ve tasadduk et.” buyurdu.'”
İmam isterse bu ücreti Beytü’l maldan da verebilir ya da ona Beytü’l maldan olmak üzere erzak da verebilir, ama yaptığı işten dolayı ona bir şey vermez. Şayet İmam ya da vali öncesinden (Beytü’l maldan) bir şeyler vermiş olur da o memur da sadakayı ve zekat kısmetinden pay alacak olursa, bu zekattan bir şey almaya hak sahibi değildir; çünkü rızkını Beytü’l maldan almıştır bir defa.