Fakirler ve miskinler zekat konusunda iki farklı sınıftır; ancak diğer hükümlerde aynı anlamdadır. Çünkü ikisi de aynı anlamda kullanılmaktadırlar. Zira iki isim adı altında cem edilmektedirler ve bunlar iki tane temayüz etmiş müsemmaya haiz ifadelerdir. Her ikisiyle de ihtiyaç ve sıkıntı içinde olma, fakir olup zengin olmama anlamları anlaşılmaktadır. Ancak fakir, miskinden daha çok ihtiyaç sahibi sayılır. Çünkü Yüce Allah önce onunla cümleye başlamıştır, evvela önem sırasına göre bunu ifade etmiştir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Allah Teâlâ buyurur ki: “Gemi var ya, o, denizde çalışan miskin kimselerindi.” Bu şekilde haber vermekle, miskinlerin içinde çalıştıkları bir gemilerinin olduğunu belirtmiştir.
Ebu Hanife ise miskinlerin daha çok ihtiyaç sahibi olduklarını söylemiştir. Çünkü Allah Teâlâ: “Veya hiçbir şeyi olmayan miskine…” şeklinde buyurur. Çünkü bu miskin çok muhtaç durumda olduğu için toprağa atılmış ve hiçbir şeyi olmayan kimse gibidir.
Bu ayet-i kerimenin ilk görüş lehine bir delil olacağı şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü Yüce Allah’ın miskinin “hiçbir şeye sahip olmaması” şeklindeki nitelemesi, “miskin” ismini itlak etmeyi gerektirmemektedir. Mesela; ilim sahibinin elbisesi demek de bu anlamdadır. Kuşkusuz fakir hakkında “miskin” ifadesini karine ile ve karinesiz olarak tabir etmek caizdir.
Fakir ise, kendisine yeterli gelecek kazanca sahip olmayan, parası yahut sürekli bir malı bulunmayan kimsedir. Bunun yanında o, elli dirhemi yahut da bu değerde altını olmayan kişidir. Onların “kendisine yeterli gelecek kazanç” sözlerinin manası, onun tam yeterliliğe ya da yarım yeterliliğe haiz olmasıdır. Ama kendisine yeterli gelecek kazanca sahip olmaması durumunda o kimseye “fakir” ismi verilir. Birincisi ise miskin kimsedir. Bu durumda her ikisine de, kendilerine yetecek miktarda ihtiyacı karşılayacak kadar verilir. Çünkü maksat zaten bu sıkıntılarını ortadan kaldırmak, kişiyi bir tür zengin kılmaktır ki, bu da kendilerine zekattan vermekle gerçekleşir.
Kişinin kazancı olur da bununla kendisini ve ailesini geçindiriyor; her gün kendisine yeterli gelecek akar ücreti yahut mülkü vb. de varsa, bu durumda o zengin sayılır ve zekattan alma hakkı da yoktur. Bunu, İmam Şafii ve İshak söylemiştir. Çünkü bu minvalde Ubeydullah b. Adiy b. el-Hıyar’ın naklettiğine göre, şöyle demiştir: “İki adamın bana bildirdiklerine göre, Veda Haccı’nda zekat taksim ederken Hz. Peygamber’e gelmişler ve o zekattan kendileri de istemişler. Bunun üzerine Allah’ın Resulü gözlerini kaldırıp bize baktı ve indirdi, bizi güçlü-kuvvetli gördü: ‘İsterseniz size de veririm. Ancak zengin ile kazanabilen kişinin bunda payı yoktur.’ buyurdu.”
Ebu Hanife der ki: Bu kimsenin malı nisaba ulaşmamış olursa, bu durumda ondan alabilir. Zira Hz. Peygamber şöyle buyurdular: “Ardından onlara mallarında Allah’ın zekatı farz kıldığını da bildir. Bu zekat, zenginlerinden alınır ve fakirlerine verilir.” Bu şekilde zenginlik sebebiyle, o kimsenin malından zekatın alınacağını bildirmiştir; o mal da nisaba ulaşmadıkça alınmaz.
Şöyle cevap verilmiştir: Zenginler farklı durumlara haizdir. Şöyle ki; kimi zenginler vardır ki zekat vermeleri farzdır. Bazı zenginler de vardır ki onlardan zekat almak yasaktır. Kimi zenginler de vardır ki dilenmesi yasaktır. Ama burada geçen ve hakkında ihtilaf bulunan kişi ise zekata muhtaç değildir; onun için ondan alması kendisine mübah değildir.