"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Öldürülen kişinin selbi

Ez cümle düşmanı öldüren kişi, selbi (düşmanın elbise, silah ve eşyalarını) almayı hak eder. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Bu konun temeli Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘ in şu buyruğudur: “Her kim, birini öldürür de onu öldürdüğüne dair bir şahidi bulunursa, ölenin (üzerinde bulunan) eşyası öldürene ait olur.” Buharı ve Müslim ittifak etmiştir.

Hadislerin umumiliği sebebiyle selp konusunda, köle, kadın, çocuk ve müşrik gibi düşmanı öldüren her kişiye ganimetten pay ya da razılık vardır. Çünkü emir, kendisinde Müslümanların yararına bir maslahat gördüğü bir şeyde emir verecek olursa, bunlardan olan faili bu payı hak etmiş olur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘ in bu noktada zikrettiği ise kuşkusuz daha evladır.

Ganimetten bir payın bulunmadığı kimseler hakkında ise İmam Şafü’ nin iki tane görüşü gelmiştir. Bunlardan birisinde selbi (düşmanın elbise, silah ve eşyalarını) almaya hak sahibi olmaz, şeklindedir. Çünkü pay -hakkında icma olduğu için- ondan daha önceliklidir. Ama buna hak sahibi olmaz ise bu durumda selb daha evla sayılır.

Bunun ganimet ehlinden sayıldığı, bu nedenden dolayı selb’in de söz konusu olan pay sahipleri gibi hak sahibi olacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Selb ise pay’dan ayrılır; çünkü ganimet payı, zan edilmesi umulan şeye bağlıdır, bu nedenle de hazır olup bulunmakla kişi buna hak sahibi olur. Hem fail hem de diğer kişiler bunda eşit konumdadır. Selb ise bizzat o fiilin yerine getirilmesi (yani düşmanı öldürmesi eylemi) ile vaki olur, ki bu durumda (öldürmesiyle) bunu yerine getirmiş olduğundan, bu selbi almayı hak etmiştir. Tıpkı yerine getirilmesi istenen o işi yerine getirmiş kimse gibi addedilir.

Mürcif ve muhzil (sözleriyle Müslümanları cihaddan alıkoyan, engeleyen ve birtakım şeyleri bahane eden) kimseler gibi ganimetten bir paya ve ödüle hak sahibi olmayan kişiler, düşmanı öldürmüş olsalar dahi, o selbi almaya hak sahibi olmazlar. Bu, Şafii mezhebinin görüşüdür. Çünkü bu kimseler, cihada katılan kimselerden sayılmazlar.

Selb (yani düşmanın elbise, silah ve eşyaları) her halükarda onu öldüren kimseye aittir ancak düşmanı hezimete uğratmalıdır. Bunu, İmam Şafii, Ebu Sevr ve Davud söylemiştir. Çünkü bu noktada gelen hadislerin umum manası buna işaret eder. Düşmanı öldüren kimsenin selbi hak etmesi için dört şart vardır:

Düşmanın, savaşılması caiz olan kimselerden olması. Bu durumda kadın, çocuk, pîrüfani yaşlı bir kimsenin vb. öldürülmesi sebebiyle öldüren kişinin selbi almaya hakkı yoktur. el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Ama zikri geçen bu kimseler eğer savaşa katılan kimseler olursa, bu durumda öldürülmeleri sebebiyle selbi (elbise, silah ve eşyalarını) almayı hak eder; çünkü bu halde öldürülmeleri caizdir. Kim de kendisinin ya da başkasının yakaladığı bir esiri öldürecek olursa bu nedenden dolayı onun da selbini almaya hak sahibi değildir.
Düşman, ölüm vaziyetinde ağır yaralı bir şekilde bulunmamalıdır, şayet ağır yaralı olursa bu durumda onu öldürmesiyle kişi selbine hak sahibi olamaz. Bunu, İmam Şafii söyler. Çünkü Muaz b. Amr b. el-Cumûh, Ebu Cehil’i ağır yaralı şekilde bırakmış, İbn Mesud da hemen onu öldürüp işini bitirmiştir. Ama Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onun selbini, Muaz b. Amr b. el-Cumûh’e vermiş, İbn Mesud’a ise bir şey vermemiştir.
Düşmanı öldürmesi yahut ağır yaralamasıyla onu maktül hükmünde kılması. Şayet bir adamı esir alacak olursa, -İmam onu öldürse de öldürmese de- artık onun selbini almayı hak edemez.
Düşmanı öldürmeye giderken bizzat kendisinin oraya iştirak etmesi. Bu durumda, Müslümanların safından bir ok atar da onu öldürecek olursa, ona ait selbi alması söz konusu değildir.
Selb’in (düşmanın elbise, silah ve eşyaların) beşte bir taksimi yoktur. Bunu, İmam Şafii söyler; çünkü hadislerin umumi manası bunu ifade etmektedir. Bu bağlamda Avf b. Malik el-Eşcai ve Halid b. Velid’in rivayet ettiklerine göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) düşmanı öldüren kişiye selb’in verileceğine hükmetti, (ama) selbi beşte bir olarak taksime sokmadı.”

İbn Abbas ise selb’in, beşte bir olarak taksime sokulacağını söylemiştir. Evzai de bunu ifade eder. Çünkü Yüce Allah’ ın: “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri Allah’a, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir…” (Enfal Suresi: 41) buyruğunun genel manası bunu ortaya koymaktadır.

Zikredilenlerin, ayet-i kerimenin genel manasını tahsis edebileceği, şeklinde cevap verilmiştir.

İshak der ki: İmam eğer selbi (düşmanın üzerinden çıkan eşyayı) çok bulursa, onu beşte birinin çıkarılmasına tabi tutar, az bulursa tutmaz; bu onun vereceği karara bağlıdır. Nitekim bu minvalde İbn Sîrîn’in rivayet ettiğine göre:
“Berâ b. Mâlik, Bahreyn’de düşman ordusunun başkomutanıyla karşılıklı mübarezeye çıktı ve hasmını yaralayıp belini kırdı. Derken üzerine inip kolunu kesti ve üzerindeki iki bileziği aldı. Hz. Ömer öğle namazını kılınca Berâ’nın evine geldi ve: ‘Biz selbi beşte bir olarak çıkarmıyorduk; fakat Berâ’nın selbi çok büyük bir meblağa ulaştı. Ben onu beşte bire tabi tutacağım.’ dedi. İslam’da beşte bir olarak taksime sokulan ilk selb, Berâ’nın selbi oldu.”
(el-Muvaffak der ki): Hz. Ömer’in bu sözü bizim lehimize delildir. Çünkü o: “Biz selbi beşte bir olarak çıkarmıyorduk.” demiştir. Ravi’nin sözü de: “İslam’da beşte bir olarak taksime sokulan ilk selb, Berâ’nın selbi oldu.” şeklindedir. Yani Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Ebu Bekir ve Ömer, hilafetlerinin başından beri selbi beşte bir olarak taksim etmemişlerdir. Dolayısıyla buna uymak daha evladır. Bir de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sözü varken başkasının sözü hüccet olamaz.

Selb, ganimetin aslından sayılmaktadır. İmam Malik: Selb, beşte birin beşte birinden sayılır, demiştir.
el-Muvaffak şöyle der: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in mutlak manada (düşmanı) öldüren kişiye selbi vermiş olması bizim lehimize delil teşkil etmektedir ve ondan, selbi beşte birin beşte birinden saydığı nakledilmemiştir. Şayet selbi beşte birin beşte birinden saymış olsaydı, bu durumda kıymet ve değerinin bilinmesine ihtiyaç duyulurdu ki bu da nakledilmemiştir. Çünkü bunun sebebi İmam’ın ictihadıyla ilgili değildir. Dolayısıyla da –atlı ve piyadenin ganimet payı gibi– selbin beşte birin beşte birinden sayılması söz konusu olamaz.”

İmam söylese de söylemese de (düşmanı) öldüren kişi selbi almaya hak sahibidir.
Bunu, Evzâî, Leys, İmam Şâfiî, İshak, Ebu Ubeyd ve Ebu Sevr söylemiştir. Çünkü Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Kim bir düşmanı öldürürse, üzerindeki eşyalar (selbi), onu öldürene aittir.” buyurmuştur.
Bu, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in verdiği meşhur hükümlerdendir ve halifeleri de ondan sonra bununla amel etmeye devam etmişlerdir.

Bu minvalde gelen şu rivayet buna delil teşkil etmektedir:
“Avf b. Mâlik, gönüllü askerin öldürdüğü Rum askerin selbi konusunda Halid ile tartışmaya başladı. Bunun üzerine:
‘Ey Halid! Sen Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, selbin öldürene ait olduğuna dair hüküm verdiğini bilmiyor musun?’ dedi.
O da: ‘Evet, biliyorum, fakat ben bu kadar selbi onun için biraz fazla buluyorum.’ dedi.”

Aynı şekilde Hz. Ömer’in:
“Biz selbi (ölenin üzerinden çıkan eşyayı) beşte bir olarak çıkarmıyorduk.” sözü de bu konunun tüm savaşlar hakkında umumi olduğunu ve tüm düşmanları öldüren kimseler hakkında devam ettiğini göstermektedir.

Ebu Hanife ve Sevr ise: İmam eğer şart koşacak olursa ancak bu durumda onun selbini almaya hak sahibi olur, demişlerdir.
İmam Malik ise: İmam’ın bunu söylemesi durumunda ancak selbi almaya hak sahibi olabilir, der.
İmam da buna savaş bittikten sonra nefel hakkında icra ettiği yolunda geçenlere bakarak onay verir.
Onlar buradaki selbi, nefelden (yani ganimetteki fazla paydan) saymışlardır.
İmam Ahmed’den de bu hususta onların görüşlerinin aynısı nakledilmiştir.

Onlar Avf b. Mâlik’in rivayet etmiş olduğu şu nakli öne sürmüşlerdir:
“Kendileri gönüllü askerle yola koyulmuşlardı ve bir Rum topluluğuyla karşılaştılar. Gönüllü Müslüman asker de Rum askerin üzerine çullanarak onu öldürdü ve Halid derken bir kısmını selb olarak aldı, diğer kısmını da ona verdi.
Bunu, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e haber verince:
‘Ey Halid! Bunu ona iade etme!’ buyurdu.”

Bir de Hz. Ömer, Berâ’nın selbinden beşte birlik pay almıştır. Şayet bu onun hakkı olsaydı, bundan bir şey alması caiz olmazdı.

Geçen açıklamalarla buna cevap verilmiştir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in Halid’e askerden aldığı eşyanın tümünü o gönüllü askere iade etmemesini emretmesi, önünde Halid’i kınamasından dolayı Avf b. Mâlik’e kızdığı zaman onu cezalandırmak içindir. Çünkü selb, İmam’ın bir takdir ve ictihadı olmaksızın ganimetten alınmaktadır; dolayısıyla –ganimet payında olduğu gibi– onun şartına bağlı değildir.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/ganimet-ve-nefel-konusu/,https://kutsalayet.de/selb-kapsamina-girenler/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız