"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Ganimet ve Nefel konusu

Nefel; Gazilerin payına gelen fazlalık demektir. Savaşta söz konusu olan bu nefel (enfal/ganimet hissesi) üç kısıma ayrılmaktadır:

İmam ya da onun naibi, Daru’l Harb’e gazi olarak girdikleri vakit, önünden düşmana saldırması için bir seriyye gönderir. Onlara beşte birlikte ganimet taksiminden sonra, bir de dörtte birlik pay vereceğini ortaya koyar. Bu seriyyenin icra etmiş olduğu duruma göre beşte birlik bölümünü çıkartıp verir sonra bu seriyye’ye diğer kalan dörtte birlik payı takdim eder. Sonra da ordu ile bu seriyyedeki geri kalan taksimatı birlikte verir.
Seferden dönünce bir seriyeyi (tekrar) düşmana saldırması için gönderir ve beşte birlikte ganimet taksiminden sonra, bir de üçte birlik pay vereceğini ortaya koyar. Bu seriyyenin icra etmiş olduğu duruma göre beşte birlik bölümünü çıkartıp verir sonra bu seriyye’ye diğer geri kalan üçte birlik payı takdim eder. Sonra geri kalanı da ordu ile bu seriyyedekilere birlikte taksimat yapar. Bunu, el-Hasen, Evzai ve bir topluluk ifade etmiştir.
Çünkü bu noktada Habib b. Mesleme’nin naklettiğine göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in seriyyeleri savaşa çıkarken, ganimetlerin beşte birini ayırdıktan sonra, kalanın dörtte birini ve dönüşlerinde de beşte birini çıkardıktan sonra üçte birini verirdi.” Bir lafız da şöyledir: “Ben, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in savaşa çıkarken seriyyelere ganimetin dörtte birini ve dönüşlerinde de üçte birini verdiğini gördüm.”
Said b. el-Müseyyeb ve İmam Malik: Nefel (ganimetteki fazla pay) sadece beşte birlik paydan verilir, derlerdi.
İmam Şafii ise şöyle demiştir: Beşte birlik paydan olmak üzere beşte birlik pay verir. Çünkü İbn Ömer’in rivayetine göre; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) içlerinde Abdullah b. Ömer’in de bulunduğu bir seriyyeyi Necd tarafına gönderdi. Birlik çok sayıda deve ele geçirdi. Herkesin hissesine ganimet olarak on bir ya da on iki deve düşmüştü. Bu hisselerine ilave olarak (Hz. Peygamber’e ait beşte bir hisseden) birer deve de ilave olarak verildi.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.

Şayet onlara beşte birlik paydan olmak üzere, kendilerine takdim edilen dörtte birlik bir pay verilseydi, bu durumda nefel değil, paylarından verilmiş olurdu.
Bu hadisin onların aleyhine olduğu, şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü on iki tane deve, on üç paydan bir cüz, beşte birin beşte birlik kısmı ise yirmi beş payın bir cüzü demektir. On üç paydan olan bir cüz ise daha fazladır; dolayısıyla bundan daha azını almış olduğu düşünülemez. Öyleyse beşte birlik paydan olmak üzere beşte birlik payın verilmeyeceği kesinleşmiş olmaktadır.
Geçen ifadeler, hükmü bildirme noktasında gayet açıktır ve hüküm çıkaran kimselerin muhtemel görünen farklı görüşlerine de ters değildir.

İmam Ahmed’in görüşünün zahirinden anlaşılan, onların bu nefel’e (fazladan olan ganimet payına) hak sahibi olmaları bir şarta bağlıdır ve bu şart olmadığı sürece nefel de yoktur. Buna göre imam şayet nefel verilmeyecek bir durum görürse, nefel vermeyebilir. Aynı şekilde üçte bir ve dörtte bir payın dışında nefel verileceğini öngörse, verebilir. Çünkü onlara nefel namına bir şeyi vermemesi caiz olduğuna göre, çok az bir nefel vermesi de dolayısıyla caizdir.

Üçte birden daha fazlasını nefel (ganimet fazlalığı) olarak vermesi caiz değildir. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, aynı zamanda ilim adamlarının çoğunluğunun da görüşüdür. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in verdiği nefel, üçte bire kadar son bulmuştur; dolayısıyla daha fazlasını vermemek gerekir.
İmam Şafii ise; Nefel’de bir sınır yoktur; çünkü bu, İmam’ın emrine ve ictihadına bırakılmıştır. Kuşkusuz Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bir defa üçte bir, diğer bir defa da ise dörtte bir olmak üzere nefel vermiştir. İbn Ömer hadisinde geldiği üzere altıda birin yarısı kadar nefel verilmiştir. Bu da göstermektedir ki nefel’in herhangi bir sınırı yoktur, İmam da aşırıya kaçmamalıdır. Onun emrine ve ictihadına bırakılması gerekir.
Şöyle cevap verilmiştir: Bir defa zikredilenlerden anlaşılan, nefel’in asgari bir sınırının olmadığını gösterir. Biz de (mezheb olarak) bunu kabul ediyoruz. el-Muvaffak der ki: Bunun yanında “Beşte birlik paydan olmak üzere beşte birlik pay verilir.” sözü ise çelişkilidir.
Daha çok zorluk çektikleri için savaştan dönünce verilen nefel (fazla ganimet payı), ilk savaşa çıkıldığında verilen nefel’den daha fazladır.

İmam’ın ordunun bir bölümüne, çektikleri zorluklardan, sıkıntılardan ve uğradıkları belalardan dolayı nefel vermesi. Bunun zahirinden anlaşılan, bu durumda olan kimselere hiçbir şart olmaksızın nefel’i (fazla ganimet payını) verebileceğidir.
Bunun delili Seleme b. el-Akva hadisidir. Orada geçtiğine göre; “Abdurrahman el-Fizari, Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in develerine baskın yapıp, çobanını öldürmüş ve yanındaki süverilerle o develeri sürüp gitmişti, dedi ve hadisi zikretti. (Sonra) Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Bugün en hayırlı süvarimiz, Ebu Katade ve en hayırlı piyademiz de Seleme olmuştur.’ buyurdu. (Ravi dedi ki): ‘Akabinde Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) bana biri süvari diğeri de piyadeye verilen iki tane payı birlikte verdi.’”
İmam’ın ordunun bir bölümüne; “Kim, şu kaleye tırmanacak olursa ya da şu duvarı yıkacak olursa veyahut şunu şunu yapacak olursa, ona bunlar bunlar vardır…” gibi şeyler söylemesi. Bu, ilim adamlarının çoğunluğuna göre caizdir. Çünkü zikri geçen Habib hadisi bunu ortaya koymaktadır.
Bir de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kim, bir düşmanı öldürürse, üzerindeki eşyalar (selbi), onu öldürene aittir.” buyurmuştur. Çünkü bunda bir maslahat ve savaşa teşvik anlamı vardır. Dolayısıyla da bu -ganimete hak sahibi olmak, piyade için nefel payını artırmak ve düşmanın eşyalarına hak sahibi olmak gibi- caiz olur.
İmam Malik ise bu (üçüncü) kısmı mekruh görmüş ve: Bu yönde savaşmaları, dünya metaı için savaşmak olur, demiştir.
Bir de İmam Malik ve onun ashabı; Ancak ganimetin kazanılmasından sonra nefel verilebilir, demişlerdir.
Bunun, birinci kısımdaki delil getirme kapsamında zikri geçen açıklamaları iptal etmiş olacağı, şeklinde cevap verilmiştir.
İmam’ın ya da naibinin, Müslümanların menfaatine ve maslahatına uygun gördükleri bir konuda, -mesela kolay bir yolu, su kaynağını göstermesi, açık olan bir barınak ya da kaleye ulaştırması, bir malı ya da saldırılması mümkün bir düşmanın yerini veyahut kolay ulaşılacak baskın alanını göstermesi gibi- (mücahidlere) rehberlik yapan bir kimseyi teşvik ederek ücret vermesi caizdir.
el-Muvaffak der ki: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz; çünkü bunda bir maslahat vardır ve -rehbere verilen ücret gibi- buna da ücret vermek caizdir. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Hz. Ebu Bekir hicrette kendilerine yolu tarif eden bir rehber kiralamışlardı.
Dolayısıyla Müslüman olsun ya da ordudan veyahut başka yerden olan bir kafir olsun, icra edeceği şeyler noktasında kiralanması durumunda ücret almayı hak eder.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/esirlerin-hukmu/,https://kutsalayet.de/oldurulen-kisinin-selbi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız