Savaşta ele geçen esirler üç kısımdır:
Kadın ve çocuk esirler. Onların öldürülmeleri caiz değildir. Onlar sebiy (kadın ve çocuk esirler) hükmü olarak Müslümanların elinde köleye çevrilirler. Çünkü “Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) kadın ve çocukların öldürülmesini yasaklamıştır.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Bir de Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), onları esir olarak ele geçirdiği vakit, onları köle hükmüne tabi tutardı.
İmam Ahmed ise kadınların mal verilmek suretiyle fidye karşılığında serbest bırakılmalarını men etmiştir. Çünkü onların serbest bırakılıp Müslümanların arasında kalmalarıyla İslam dinine saldırmaları söz konusu olabilmektedir. Bunun yanında İmam Ahmed, kadın esirin, Müslüman esirlerle takas edilmesinin de caiz olduğunu söyler. Çünkü Seleme b. Akva’dan nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) esir aldığı bir bayanı takasla serbest bırakmıştır.
Çünkü bu, bir Müslümanı (düşman elinden) kurtarmak ve İslamını yaşamasına yardımcı olmak demektir.
Çocuklara gelince, İmam Ahmed bunların fidye karşılığı serbest bırakılamayacağını söyler. Çünkü çocuk, kendi emri altında esir olduğu Müslüman’ın dinine tabi olup Müslüman olur; dolayısıyla onu müşriklere geri iade etmek caiz olmaz. Aynı şekilde kadın da eğer Müslüman olursa böyledir; onu da fidye vermek suretiyle serbest bırakıp kafirlere geri vermek caiz olmaz. Çünkü Yüce Allah şöyle buyurur: “Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduklarını öğrenirseniz onları kafirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar…” (Mümtehine Suresi: 10)
Zira o kadınlar kafirlere geri verilecek olursa, (kafirler) İslam’dan geri dönmelerini zorla isteyecek ve kendilerine helal olmayan bu kimselerin yanına gitmiş olacaklar.
Kitap ehlinden olan erkek esirler ve cizye vermeyi kabul eden Mecusi esirler. İmam, onları öldürmek, karşılıksız eman vermek, Müslüman esirlerle takas yapmak ya da köle olarak tutmak şeklinde muhayyerdir. Bunu, Evzai, İmam Şafii ve Ebu Sevr söylemiştir. İmam Malik’ten de bu görüş gelmiştir.
Eman ve fidye vermenin caizliğini ise Allah’u Teala’nın: “Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin.” (Muhammed Suresi: 4) buyruğu işaret etmektedir.
Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Sümame b. Üsal hakkında eman vermiştir. Bedir esirleri hakkında ise; “Eğer Mut’im b. Adiy sağ olsaydı da şu kokmuşlar hakkında şefaatta bulunsaydı onun hatırına bunları serbest bırakırdım.” buyurmuştur. Bedir esirlerini fidye karşılığı serbest bırakmıştır. Bunun yanında -Hz. Peygamber’in el-Adba isimli devesinin eski sahibi olan (Beni Akil’i)- Müslümanlardan iki kişinin serbest bırakılması karşılığında salıvermiştir.
Öldürmeye gelince, Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem), Kureyza oğullarından bazı erkekleri kılıçtan geçirmiştir. Çünkü bu hasletlerden her birisi kimi zaman esirler hakkında diğerinden daha önem arz edebilmektedir. Zira esirlerden kimisi vardır ki Müslümanlara karşı çok şiddet kullanmış ve çok güçlü bir kimliğe sahip olmuş olduğundan, onun hayatta kalması demek Müslümanlar için bir zarar oluşturmuş olur, onun için de öldürülmesi daha etkili sayılır.
Esirlerden kimisi de zayıftır ama çok mala sahiptir. Onun da fidye karşılığı serbest bırakılması daha etkilidir. Kimisi de Müslümanlar hakkında hüsn-ü zan besler, eman verilmek suretiyle İslam’a gireceği ümid edilir ya da Müslümanlara yardımcı olacağı tahmin edilir; bu durumdaki esirlerin salınması ve bırakılması daha etkili olabilir ve eman verilmesi daha çok fayda verebilir. Kimisinin de hizmet etmesine ihtiyaç duyulabilir ve bu şekilde zararından emin olunur, bu kimselerin de köle olarak kullanılması daha etkilidir.
İmam Malik ise: Karşılıksız olarak bu esirlere eman verilmesi caiz olmaz. Çünkü bunda bir maslahat da yoktur. İmam’ın sadece bir maslahata binaen bunu yapması caiz olur, demiştir. Buna geçen açıklamalarla cevap verilmiştir.
Rey ashabı der ki: Dilerse esirlerin boyunlarını vurur, dilerse onları köle olarak kullanır, başkasını yapamaz, fidye ve eman vermesi caiz değildir. Çünkü Yüce Allah: “Savaş sona erince de artık ya karşılıksız veya fidye karşılığı salıverin.” (Muhammed Suresi: 4) buyruğundan sonra şöyle buyurmuştur: “Müşrikleri gördüğünüz yerde öldürün…” (Tevbe Suresi: 5)
“Müşrikleri gördüğünüz yerde öldürün…” (Tevbe Suresi: 5) buyruğunun genel anlamda gelmesi hasebiyle, tahsis edilmesi durumunda hükmünün kalkmayacağı, belki tahsis edilen dışındaki şeyler hükmüne indirgeneceği, zaten bu nedenden dolayı da onları köle olarak kullanmayı haram saymadıkları, şeklinde cevap verilmiştir.
Cizye vermeleri kabul edilmeyen putperest ve benzer esirler. İmam, onları öldürmek, eman vermek ya da fidye karşılığı bırakmak şeklinde muhayyerdir. Onları köle olarak tutamaz.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre köle olarak tutulmaları caizdir. Ebu Hanife ise kendilerinden cizye alınmasına dair kavline binaen; Arap olmayan acem esirlerin köle olarak tutulması caizdir, demiştir.
Bu tür esirlerin kafir olması ve kendilerinden cizyenin kabul edilmemesi hasebiyle, -tıpkı mürtedlerde olduğu gibi- köle olarak da tutulmalarının söz konusu olmayacağı, şeklinde cevap verilmiştir. Nitekim buna dair delili ifade etmişti.
Durum anlaşıldığına göre bunlar, maslahat ve ictihada göre şekillenip icra edilir, yoksa keyfe göre icra edilmez. Öyleyse bu hasletlerden hangisinin maslahata daha uygun olduğu görülecek olursa, bu yönde icra edilmesi kesinlik kazanır, başkasına yönelmek caiz olmaz. Herhangi bir tereddüt söz konusu olacak olursa, bu takdirde öldürmek daha evla olur.
Hangi esir köle durumuna dönüştürülür ya da mal verilmek suretiyle fidyeye dönüşmüş olursa, diğer ganimet malları hükmüne tabi olur. Beşte bir olarak taksimi yapılır sonra beşte birin dördü olarak ganimet alacaklıları arasında taksim edilir. el-Muvaffak şöyle der: Bunda bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Bedir esirlerini fidye olarak ganimet sahipleri arasında taksim etmiştir. Çünkü bu tür esirler, tıpkı at ve silah gibi Müslümanlara ait ganimet malından kabul edilirler.