Kurbanlıklardan vacip olan iki kısımdır:
Kendisi hakkında kişinin adaması suretiyle vacip olan kurban,
Temettu ve Kıran kurbanı şeklinde, adama olmaksızın vacip olan kurban.
Vacip olan kurbanlar, bir vacibin terk edilmesi yahut da mahzurlu bir amelin işlenmesi nedeniyle yerine getirilmek durumundadır. Tüm bunlar da iki kısıma ayrılır:
Birincisi: Sözle tayin etmeksizin icra edeceği vacibe niyetlenerek kurbanı sevk etmesidir. Bu kurbanı kesmedikçe ve onu sahiplerine dağıtmadıkça, mülkünde o kurban kalmaya devam eder. Sakatlayacak olur da bu durumda hayvan zayi olursa, onu malından öder, vacip olan bu kurbanı yerine getirmesi icap eder.
İkincisi: Sözle vacip olduğuna dair tayin etmesidir ki, bu durumda o kurbanın vücubiyeti -zimmetinden beri olmamakla- kesinleşmiş olur. Hayvanı sakatlayacak yahut onu kaybedecek vb. olursa, bu yeterli gelmeyeceğinden dolayı zimmetinde o vaciplik geri döner (ve devam eder.) el-Muvaffak der ki: Tüm bunlar hakkında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz.
Tayin ettiği (belirlediği) bu hayvan, sakat olur yahut da hayvan kusurlu çıkarsa, o zaman bu hedy kurbanı o kişinin mülküne irca olur ve o da istediğini yapmakta serbesttir. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; Kusurlu olanı ve onun zimmetinde bulunan kurbanı keser, söz konusu olan belirli kurban da o kişinin mülküne irca olmaz.
Ama vacip olmayan (yani) nafile bir hedy kurbanı kesecek olursa, o zaman iki durum söz konusudur:
Bunun hedy kurbanı olduğuna niyetlenmesi, ama bunu diliyle veya kurbanlığa nişane takmasıyla kendisine vacip kılmamasıdır. İşte bunu devam ettirmesi zorunlu değildir. Onu kesmediği sürece istediği zaman cayma hakkı vardır.
Diliyle bu kurbanı kendisine vacip kılarak: “Bu benim hedy kurbanımdır” demesi veya kurbanlığa nişane takmasıyla kendisine bunun vacip olduğuna niyetlenmesidir. Bu durumda, sahibinin zimmeti dışında bu, bizzat o kişi hakkında vacip bir kurban hükmüne dönüşür ve sahibinin hedy kurbanı olmuş olur. Tıpkı emanet bir mal gibi onu koruması ve kurbanı kesim yerine kadar götürüp ulaştırması gerekmektedir.
Kendisinden kaynaklanan bir taşkınlık olmadığı sürece eğer telef olacak olursa, o takdirde kendisine bir şey gerekmez. Ölmesinden korkacak olursa o (kesim) yerinde onu boğazlar ve kendisiyle yoksulların arasına mesafe koyar (etini sadece yoksullara verir.) Zira kendisinin de, arkadaşının da onun etinden yemesi mübah değildir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Kurbanın sakat kalıp ardından telef olmasından korkacak olursan, onu boğazlarsın, sonra (boynundaki nişanlık) nalınını kanına boyar ve hörgücünün yanıbaşına vurursun. O deveden sen de yeme, beraberindeki arkadaşın da yemesin.”
Mezhebimize göre; Temettu ve Kıran haccının kurbanından sahibi yer, ancak diğerlerinden yiyemez. Bunu, İmam Ahmed ifade etmiştir. Bu, Rey ashabının da görüşünü oluşturmaktadır. İmam Ahmed’den gelen bir görüşte ise; Adanmış olan kurbandan ve av cezasının kurbanından sahibi yiyemez; ama bunların dışındakilerden yiyebilir. Bu ise İshak’ın görüşüdür. Çünkü av cezasının kurbanı bir bedel ve adaktır ve Yüce Allah bunları başkalarından farklı kılmıştır.
İbn Ebu Musa ise: Kişi yine kefaret olarak ödediği şeylerden de yiyemez ama (ayette zikri geçen) bu üç maddenin dışındakilerden yiyebilir, demiştir. Buna yakın manada Maliki mezhebinin de görüşü gelmiştir. Çünkü bunların dışındakiler yoksullar için isimlendirilmiş değildir ve bu hususta yemek yedirmenin de bir müdahalesi yoktur; bu yönüyle nafileye benzemektedir.
İmam Şafii der ki: Bu kimse vacip olan kurbandan yiyemez; çünkü bu, ihramdan dolayı gerekli olan bir kurbanlıktır ve -kefaret sebebiyle dem cezasında olduğu gibi- ondan yemesi de caiz olmaz.
el-Muvaffak şöyle der: Bizim lehimize; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in eşlerinin veda haccında Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte temettu haccı yaptıkları ve Hz. Aişe’nin (hayız olması sebebiyle) haccına, umreyi de katması ve bu durumda kıran haccına çevirmiş olması, akabinde onlar adına Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sığır kesmesi ve eşlerinin de onun etinden yemiş olmasını” ifade eden hadis bulunmaktadır.
İmam Ahmed şöyle demiştir: Özellikle Hz. Aişe hadisinde geldiği üzere, Hz. Peygamberin eşleri sığır etinden bizzat yemişlerdir. Çünkü temettu ve Kıran’ın kurbanı, nüsuk kurbanıdır ve bu yönüyle nafileye benzemektedir. Dolayısıyla bunların (temettu ve Kıran) dışında kalanlarından sahibi yiyemez. Çünkü bu, yasak olan bir amelin işlenmesi sebebiyle vacip olmuştur; dolayısıyla da av cezasının kurbanına benzemektedir.
Nafile olan hedy kurbanına gelince; Bu ise kişinin kendi zimmetinde olmak üzere başlangıçta vacip kılmaksızın tayin etmesi ve vacip kılmaksızın nafile şeklinde boğazlamasıdır. Bu tür kurbanlıklardan yemesi müstehaptır. Çünkü Yüce Allah: “Bunlardan yiyiniz…” (Bakara Suresi: 58) buyurur. Emrin en asgari hükmü ise müstehap olduğunu gösterir. Bunun yanında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de kendi bedene kurbanında bizzat yemiştir.