“Üç” ve “yedi” gün orucun tutulması noktasında biri cevaz, diğeri de müstehap olmak üzere iki vakit bulunmaktadır.
Üç gün oruca gelirsek; tercih edilen vakit, hac için ihrama girmesiyle Arafat günü arasında oruç tutmasıdır. Bu şekilde tuttuğu üçüncü günün sonu Arafat günü olur. Bunu Rey ashabı söylemiştir. Buradaki Arafat günü orucu ihtiyaçtan dolayı tutulmuştur. Bu görüşe göre, haccındaki söz konusu oruçları tutmak için terviye gününden önce hac için ihrama girmesi müstehap sayılır. İmam Şafii ise, tuttuğu üçüncü günün sonu terviye gününe denk getirmelidir. Çünkü Arafat günü orucunu Arafat’ta tutmak müstehap değildir, demiştir.
Üç gün orucun cevaz vaktine gelirsek; bu da umre için ihrama girmesiyle gerçekleşir. Bunu Ebu Hanife söyler. İmam Malik ve İmam Şafii ise, bu ancak hac için ihrama girdikten sonra caiz olur, demişlerdir. Bu, aynı zamanda İshak’ın görüşüdür. Zira Yüce Allah: “Hacda üç gün olmak üzere oruç tutar.” buyurmuştur. Bir de bu vacip olan bir oruçtur; dolayısıyla diğer vacip oruçlarda olduğu gibi öncesine alınıp tutulması caiz olmaz. Şöyle cevap verilmiştir: Umre için giyilen ihram, temettu’ya ait olan iki ihramdan birisi olduğu için, tıpkı hac ihramı gibi, sonrasında orucun tutulması da caiz olmaktadır. Yüce Allah’ın “Hacda üç gün olmak üzere oruç tutar.” buyruğuna gelince; buradaki “hacda” ifadesinin “hac aylarında” anlamında olduğu söylenmiştir. Zira buradaki “aylar” kelimesinin gizlenmesi gereklidir; çünkü hac içinde oruçlu olarak geçirilmeyen ameller de vardır. Bunlar da ya vaktinde ya da aylarında ancak tutulmaktadır. Bu vaktin vücup vaktinden evvel tutulmasına gelince; eğer ortada bir mazeret varsa, o zaman tutulması caiz olur. Tıpkı yemini bozmadan önce kefareti ödemek gibi.
Yedi gün oruca gelince; tercih edilen vakit, ailesine geri döndüğü zaman tutmasıdır. Zira bu minvalde İbn Ömer, Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Kurban kesemeyecek kimse üç gün orucu hac aylarında, yedi gün orucu da ailesine geri döndüğünde tutsun.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Yedi gün orucun cevaz vaktine gelirsek; teşrik günlerinin geçmesiyle başlar, yolda iken ya da Mekke’de bulunurken tutar. Bunu Ebu Hanife ve İmam Malik söylemiştir. İshak ise bu oruçları yolda tutar, demiştir. İbn Munzir ise şöyle der: Ailesinin yanına kazasız belasız vardığında tutar. Bu, aynı zamanda İmam Şafii’nin görüşüdür. Bunun yanında İmam Şafii’den, İmam Ahmed ile İshak’ın kavli gibi iki görüş de nakledilmiştir.
Birinci görüşün açıklaması şöyledir: Memleketinde tutulan her orucun lüzumu ve cevazı, diğer farzlarda olduğu gibi, öncesinde tutulması da caizdir. Ayet-i kerimeye gelince; Yüce Allah bu kimseye vacip olan orucu ertelemesini caiz kılmış ve bu da öncesinde tutulmasının caiz olmayacağına engel teşkil etmemektedir. Tıpkı yolculukta ve hasta iken Ramazan orucunu ertelemek gibidir. Şanı Yüce Allah buyurur ki: “Sizden her kim hasta yahut yolcu olursa (tutamadığı günler kadar) diğer günlerde kaza eder.”
Temettu haccı yapan kimse bu üç günü hac aylarında tutamayacak olursa, bu takdirde onları sonrasında tutar. Bunu İmam Malik, İmam Şafii ve Rey ashabı söylemiştir. Çünkü bu oruçlar, tıpkı Ramazan orucu gibi, vaktinin geçmesi sebebiyle sakıt olan oruçlar değildir. Bu sabit olduğuna göre, bu kimse artık bu oruçları Mina günlerinde iken tutar. Bu, İmam Malik, Evzai, İshak ve eski görüşüne göre İmam Şafii’ye aittir. Çünkü bu minvalde İbn Ömer ve Hz. Aişe’nin rivayeti yer almaktadır. Şöyle demiştir: “Teşrik günlerinde, hediye kurbanı bulamayan kimse dışında bir şeyin tazmin edilip ödenmesine ruhsat verilmemiştir.”
Şüphesiz Yüce Allah, üç gün orucun hac aylarında tutulmasını emretmiş olduğundan, hac aylarından da ancak bu günler kalmış olduğu için, bunların o günler içerisinde tutulması kesinlik kazanmış olmaktadır. İmam Ahmed’den gelen başka bir görüşe göre ise, Mina günlerinde oruç tutulmaz. Bu, İbn Munzir’in de görüşüdür. Çünkü Nebi bu günlerde oruç tutulmasını men etmiş ve şöyle buyurmuştur: “Teşrik günleri yeme içme günleridir.”
Bu görüşe göre, bu kimse teşrik günlerinden sonra on gün oruç tutar. Aynı şekilde biz “Mina günlerinde oruç tutar.” diyecek olursak, hüküm aynıdır, bunları tutamaz. İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, bu durumdaki kimseye dem cezasının gerekli olup olmayacağı hakkında ise farklı görüşler gelmiştir. Ondan, üzerine dem gerekir, dediği nakledilmiştir. Çünkü hac ibadetlerinden olan bir vacibin vaktini ertelemiştir, bu sebeple de cemreye taş atmayı terk etmesi gibi ona dem gerekli olmuştur.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; hiçbir durumda oruç tutmasıyla beraber ona dem gerekli değildir. Bu, aynı zamanda Ebu’l-Hattab ve Şafii mezhebinin de tercih ettiği görüştür. Çünkü bu, vacip olan bir oruçtur ve kaçırılması durumunda kaza edilmesi de vaciptir, ama Ramazan orucu gibi kaçırılması sebebiyle bunda dem gerekmez.