İhramlı bir kimsenin başını kaşıması caizdir. Kıl kopartmamak ya da (başta bulunan) bir biti öldürmemek için de başını yumuşak bir şekilde kaşır. Şayet kaşır da elinde bir kıl görecek olursa, onun ihtiyaten fidye vermesini uygun görürüz, ama kopardığı kesin olarak bilinmediği sürece fidye vermesi vacip olmaz. Eğer başını kaşır ve aşındıracak olursa ya da bit öldürecek olursa, ona fidye vermek gerekmez. Çünkü Kab b. Ucra başını traş ettikten sonra bir sürü biti öldürdü de bundan dolayı bir fidye gerekli olmadı. Gerekli olan fidye sadece başını traş etmekten dolayı olmuştur. Çünkü bitin bir değeri yoktur ve bu şekliyle sineğe ve pireye benzemektedir. Bunlar ne av hayvanı ne de yenilebilecek türden hayvanlardır. Bu, Ebu Sevr ve İbn Munzir’in görüşüdür.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre bit öldüren kimse, bir şeyler yedirir, demiştir. Buna göre bu minvalde neyi tasadduk etse, ona yeterli gelmiş olur, ister az ister çok öldürmüş olsun, fark etmez. Bu, Rey ashabının görüşüdür. İshak der ki: Bu durumda hurma ve üzeri olan şeyi yedirir. İmam Malik ise; bir kap yemek verir, demiştir. el-Muvaffak ise şöyle demiştir: Bu görüşler bizim söylediğimiz açıklamalara racidir. Çünkü onlar bunu söylemekle bir takdiri kasdetmediler; sadece tasadduk edilecek olan en asgari yaklaşımı ortaya koymak istediler.
İhramlı kişinin başını ve vücudunu yavaşça yıkamasında bir sakınca yoktur. İmam Şafii, Ebu Sevr ve Rey ashabı bunda ruhsat vermişlerdir. İmam Malik ise ihramlı bir kimsenin suya dalmasını ve başını suyun içinde tutmasını mekruh saymıştır. Her halde o bunu, başını setredip örtmüş olacağından dolayı böyle söylemiş olsa gerektir. Doğrusu ise bunun mekruh olmayacağı ve başını setredip örtmek anlamına gelmeyeceğidir. Çünkü bu, normal bir örtmek değildir, suyu üzerine dökmeye benzer ya da elleri suyun üzerine koymak gibidir.
Abdullah b. Huneyn’den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: “İbn Abbas beni bir mesele sormam için Ebu Eyyub el-Ensari’ye gönderdi. Onu yıkanırken buldum. Ebu Eyyub bir elbise ile vücudunu perdeliyordu. O’na selam verdim. Sen kimsin? diye sordu. Ben, Abdullah b. Huneyn’im, beni Abdullah b. Abbas gönderdi. Senden, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ihramlı iken başını nasıl yıkadığına dair bilgi istiyor, dedim. Ebu Eyyub elini kendisini perdeleyen bez üzerine koydu ve bezi başından göğsüne kadar indirdi. Başı tamamıyla görünüyordu, ardından kendisine su döken kimseye: ‘Dök!’ dedi. O da başına su döktü. Ebu Eyyub başını elleriyle ovarak, ellerini öne ve arkaya götürdü. Sonra da ‘Allah’ın Resulü işte böyle yıkarken gördüm’ dedi.”
İlim ehlinin icmasına göre ihramlı bir kimse, cünüplükten dolayı gusül alır. Başını sidr, hatmi (bitkisi) ve diğer benzer şeylerle yıkaması ise mekruhtur. Çünkü bunlarla kıllar dağılıp kopar ve kıllar yerinden ayrılır. İmam Malik, İmam Şafii ve rey ashabı ise bunları mekruh saymışlardır. Şayet yıkamış olursa bunlardan dolayı fidye gerekmez. Bunu ise İmam Şafii ve Ebu Sevr söylemiştir.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ihramlı iken devesinden düşüp neticede ölen bir adam hakkında şöyle buyurmuştur: “Onu omuzunda ve eteğinde bulunan iki elbisesi içerisinde kefenleyiniz, su ve sidr ile yıkayınız. Başını ise örtmeyiniz. Çünkü o, kıyamet gününde telbiye getirerek dirilecektir.” Bu şekilde onun hakkında ihram hükmü sabit olduğu halde sidr ile yıkanmasını emretmiştir. Hatmi bitkisi de sidr gibidir; çünkü koku hükmünde değildir.