Haccın vücup şartına haiz olduğu halde, iyileşme ümidi kalmamış olan, bir felçli gibi, iyileşmesi mümkün olmayan bir hastalığa sahip olması ya da pirifani yaşlı gibi birtakım engeller sebebiyle (bedensel olarak) âciz kimseler, ne zamanki yerine birini hac için nâib (vekil) kılacak olur yahut da onun yerine gidecek kimseyi malıyla gönderecek olursa, o zaman bunu yapması gerekmektedir. Bunu, Ebu Hanife ve İmam Şafii söylemiştir.
İbn Abbas’tan nakledildiğine göre Hasam kabilesinden bir kadın:
“Ey Allah’ın Resulü! Hac farizası babama oldukça ihtiyarladığı bir yaşta erişti. Deve üzerinde durmağa muktedir olamıyor. Ben kendisinden (vekaleten) hac edebilir miyim?” diye sordu. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Evet! Onun adına hac edebilirsin” buyurdu. Bu hadise de Veda haccı sırasında gerçekleşmiştir. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Müslim’in lafzında ise: Kadın; “Ey Allah’ın Resulü! Babam çok yaşlı bir ihtiyardır. Üzerine de hac farzdır. Halbuki kendisinin deve üzerinde durması mümkün değildir.” deyince, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sen, onun adına haccet” cevabını vermiştir.
İmam Malik ise şöyle demiştir: Kendisi hac etmeye güç yetiremediği sürece, ona hac vacip olmaz. Çünkü Yüce Allah: “Yoluna gücü yetenlerin o evi haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır…” (Ali İmran Suresi: 97) buyurmuştur. Burada ise o yola gücü yok demektir.
Hastalığının iyileşmesinden ümit ediliyorsa ya da kişi hapiste bulunuyorsa, bu ve benzeri durumlardan dolayı başkasının, adına hac yapması için vekil tutamaz. Vekil tutması durumunda bu onun için yeterli olmaz, velev ki iyileşmemiş olsun. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Çünkü güç yetirme imkânına sahip olacağı ümit edildiğinden dolayı, başkasını vekil kılamaz. Vekil kılması durumunda ise bu haccı yeterli gelmez; tıpkı bir fakir gibi. Çünkü söz konusu nass, sadece yaşlı adına hac yapmak hakkında gelmiştir ve o da iyileşme ümidi kalmamış kimsedir. Öyleyse -benzeri olmadığı sürece- bunlar birbirlerine kıyas da edilemezler.
Ebu Hanife ise şöyle der: Yerine vekil tutabilir ve bunun yanında o da durumunun gidişatına bakması gerekir. Şöyle ki; eğer kendisi gitmeye güç yetirebilirse bizzat hacca kendisi gitmek durumundadır, güç yetiremeyecek olursa, o zaman bu (vekil kılma işi) hakkında yeterli gelir. Çünkü yerine getirmekten âcizdir demektir ve bu yönüyle de iyileşme ümidi kalmamış kimse konumunda addedilir.
İcmâ’ya göre hacca gitmeye gücü olduğu halde başkasını yerine vacip bir hac yapması için vekil kılması caiz değildir. Adanmış bir hac, âciz olduğundan dolayı yerine vekil kılmanın mübah olduğu ve güç bulması hâlinde de vekil kılmanın yasak olduğu, farz hac gibidir. Çünkü bu, vacip olan bir hactır.
Ama nafile hacca gelince, bu ise üç kısma ayrılır:
Farz olan haccı yapmamış kimselerden olması. Bu haccında (başkasını) vekil tayin etmesi sahih değildir. Çünkü bunun kişinin kendisi hakkında yapması geçerli olmaz; nâibi hakkında ise daha evladır.
Farz olan haccı yapan kimselerden olması ve bunun yanında kendisinin haccı yapmaktan âciz olması. Nafile hacda yerine vekil tayin etmesi sahih olur.
Farz olan haccı yapan kimselerden olması ve bunun kendisinin de bizzat haccı yapmaya muktedir olması.
Peki, nafile bir hacda vekil tayin etmesi caiz olur mu? Bunun hakkında ise iki görüş gelmiştir:
Birincisi: Caiz olur. Bu, Ebu Hanife’nin görüşüdür. Çünkü bu, (nafile) bir hacdır ve kişinin kendisi hakkında vacip değildir; dolayısıyla da başkasını -kimsesiz olan bir kişi gibi- yerine nâib tutması caizdir.
İkincisi ise: Caiz olmaz. Bu ise Şafii mezhebinin görüşüdür. Çünkü bu haccı bizzat kendisi de yapmaya muktedirdir; onun için -farz hacda olduğu gibi- başkasını yerine nâib tutması caiz değildir.