(İmam Ahmed’den gelen) iki rivayetten birisine göre, kendisine hac vacip olan herkese umre de vacip olur. Bunu, Sevri, İshak ve iki görüşünden birisine göre İmam Şafii söylemiştir. Çünkü Allahu Teala şöyle buyurmuştur: “Hac ve umreyi Allah için yerine getirip tamamlayın.” (Bakara Suresi: 196) Emrin mutezası ise vacip olduğunu gösterir. Bir de ayetteki “umre”, “hacca” atfedilmiştir. Aslolan, atfolunan ile kendisine atıfta bulunanın (hüküm olarak) aynı seviye olduğudur. Nitekim bu noktada gelen es-Subbay b. Mabed hadisine göre, orada şöyle geçmektedir: “Ben hac ile umrenin hakkımda (farz olarak) yazıldığını biliyorum, onun için ikisine birden niyet etmiştim. Bunun üzerine Hz. Ömer bana; ‘Peygamberi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in sünnetine uymuş oldun.’ dedi.”
Hz. Aişe’den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Resulü! Kadınlara cihad var mıdır?” diye sordum. Şöyle buyurdular: “Kadınların, içerisinde savaş bulunmayan cihadı vardır: Bunlar hac ve umredir.”
el-Muvaffak der ki: Zira bu, sahabeden zikrettiğimiz kimselerin görüşünü oluşturmaktadır. Bildiğimiz kadarıyla da onlara muhalefet eden yoktur, sadece İbn Mesud’dan bu noktada bir ihtilafının olduğu mevzu bahistir.
(İmam Ahmed’den gelen) ikinci rivayete göre ise umre, vacip değildir. Bunu ise İmam Malik, Ebu Sevr ve Rey ashabı söylemiştir. Zira Cabir’den şöyle rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e, umre vacip midir, diye soruldu. O da: ‘Hayır, ama umre yapman, çok faziletlidir.’ cevabını verdi.” Talha b. Ubeydullah’tan nakledildiğine göre, kendisi Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu işitmiştir: “Hac cihaddır, umre ise nafiledir.”
el-Muvaffak şöyle der: Cabir hadisine gelince; bunun hakkında Tirmizi şöyle demiştir: “İmam Şafii şöyle der: Bu hadis zayıf isnadla gelmiştir, ama bu misliyle hüccet değildir.” Bu noktada, umrenin nafile olduğuna dair bir nakil ise sabit değildir. İbn Abdilberr ise şöyle demiştir: “Bu, sahih olmayan senetlerle gelmiştir ve bu misliyle hüccet de olmaz.” Sonra biz bunu, söz verilmiş olan ve Hudeybiye’de (Hz. Peygamber ile ashabın) mahsur kaldıkları kaza umresine ya da Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in haccı ile birlikte ashabın yaptıkları umrelerine hamlederiz ki, bu umreleri vacip olmayan bir umre idi.
Mekke halkına ise bu hükümde bir umre yoktur. Bu, şu demektir: Umrenin rüknü ve en yüce temeli Beytullah’ı tavaf etmektir. Mekke halkı bunu hep yaptıkları için de bu, onlar hakkında yeterli gelmiş olmaktadır. Temettu (haccı)ndaki umre, Kıran (haccı)ndaki umre ve en yakın Hill (Harem’in dış) bölgesinden yapılacak olan bir umre, vacip olan bir umre hakkında yeterli gelmiş olur.
el-Muvaffak der ki: Temettu umresinin bunda yeterli geleceği noktasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. İmam Ahmed’den rivayete göre; Kıran yapan kişinin umresi ise yeterli gelmez. Yine İmam Ahmed’den nakledildiğine göre; en yakın Hill bölgesinden yapılacak olan bir umre, vacip olan bir umre hakkında yeterli gelmiş olmaz. Kıran umresinin yeterli gelmeyeceği noktasında ise Hz. Aişe’nin, hayız olduğunda “Tenim” mahalline gidip oradan umreye girmesini gerekçe göstermişlerdir. Şayet onun bu Kıran (haccı)ndaki umresi yeterli gelmiş olsaydı, sonrasında gidip de tekrar umreye başlamazdı.
Şöyle cevap verilmiştir: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Hz. Aişe hayız olunca, ona hitaben; “Haccı bitirdiğin vakit, hac için yapmış olduğun tavaf, kaçırmış olduğun umre için de bu geçerlidir.” buyurmuştur. O da Tenim’den olmak üzere (oraya gitmek suretiyle) umreye niyet etmiştir ki, bu şekilde kalbi hoş olsun ve sorusuna cevap niteliğinde olmuş olsun… Yoksa bunun ona vacip olmasından dolayı değildir.
En yakın Hill bölgesinden umrenin yeterli olmasına gelince; çünkü vacip tek bir umre yapmaktır, o da bunu -temettu umresi gibi- sahih bir şekilde yerine getirmiştir. Mekke’den (başlayarak) hac yapmak da temettu yapan kimse hakkında yeterli gelir. Nitekim ifrat yapan kimse hakkında, en yakın Hill bölgesinden umre yapmak daha evladır. Mekkeli hakkında, sadece tavaf etmesi dahi onun umresi için yeterli sayıldığına göre, tavaf ve diğer tüm müştemilatı ile bir umrenin yeterli gelmesi daha evla sayılır.
Bir kimsenin aynı sene içerisinde birkaç defa umre yapmasında sakınca yoktur. Çünkü Hz. Aişe, bir ay içerisinde iki defa Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in emriyle umre yapmıştır: Bir defasında kendi Kıran (haccı)ndaki umresinde, bir defa da veda haccındaki umresinde. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bir umre ile diğer umre, arasındakilere kefaret olur.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Şöyle de buyurmuştur: “Hac ve umreyi birlikte yapınız. Çünkü körüğün, demirin kir ve pasını giderdiği gibi, hac ve umre de fakirliği ve günahları giderir.”
el-Hasen, İbn Sirin ve İmam Malik ise sene içerisinde iki defa umre yapılmasını mekruh saymışlardır. Nehai ise şöyle der: Onlar (Ashab-ı Kiram) bir yıl içerisinde ancak bir kere umre yaparlardı. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir yıl içerisinde iki defa umre yapmazdı.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Umreyi çok kez ve peş peşe yapmaya gelince, aktardığımız üzere Selef’in görüşünün zahirine göre bu müstehap değildir… (Yine) şöyle demiştir: Bazı arkadaşlarımız ise; çokça umre yapmanın müstehap sayıldığını söylemişlerdir. Ancak Selef’in görüş ve icraatları bu söylediğimize (bunun müstehap olmayacağına) delalet etmektedir. Bir de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ile ashabının, umreyi peş peşe yaptıkları nakledilmemiştir. Bilakis onlardan sadece buna karşı çıktıkları nakledilmiştir. Doğru olan onlara tabi olmaktır…
Şüphesiz Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) dört (farklı umre) yolculuğunda, tam dört kez umre yaptığı nakli gelmiş, bunların üzerine başka umreyi eklemediği ve aynı şekilde kendisiyle beraber gelenlerin de bunu yapmadığı rivayet edilmiştir. Şöyle de demiştir: Sahabelerin, yaptıkları umre yolculuklarında iki tane umreyi (peş peşe yapmak suretiyle) cem ettikleri bize ulaşmış değildir, sadece Hz. Aişe hariç. O ise hayız olduğundan dolayı Tenim mahallinden gidip umreye başlamıştır. Çünkü o, yaptığı Kıran umresinin geçersiz olduğunu düşünmüştür. Bu nedenledir ki: “Ey Allah’ın Resulü! İnsanlar hac ve umreyi yapmış geri dönerlerken, ben de hac yapmış olarak döndüm ve bu şekilde de umreye (Tenim’den) başlamış bulunmaktayım!” demiştir. Şayet bu umresinde bir fazilet olsaydı, onu terk etmede (sahabeler) ittifak içerisinde olmazlardı.