"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Oruçlunun cima etmesi

el-Muvaffak şöyle demiştir: Kasten olmak şartıyla, ferçten ya da başka yerden, inzal olsun ya da olmasın cima eden kimsenin orucunun bozulduğu hususunda, ilim adamları arasında bir ihtilafın olduğunu bilmiyoruz. Bu konuda dört mesele yer almaktadır:

1) Vacip olan bir orucu, cima yapmak suretiyle bozan kimsenin bunu kaza etmesi gerekir; ister Ramazan orucu olsun, ister başka oruç olsun, fark etmez. Bu, fakihlerin genelinin görüşüdür. Çünkü Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) cima eden kişiye: “O günün yerine oruç tut.” buyurmuştur.
İmam Şafiî’nin iki görüşünden birisinde; kendisine kefaret gerekenin, kaza etmesine gerek olmadığı ifade edilmiştir. Evzâî’den nakledildiğine göre; kefaret orucunu tutmuşsa şayet, bu durumda kaza etmesine gerek yoktur, demiştir.
Şöyle cevap verilmiştir: Ramazan’da bir gün orucu bozmuş olursa eğer —yemek yiyerek orucu bozmasında olduğu gibi— onu kaza etmesi de vacip olur. Yahut da vacip orucunu cima ederek bozmuş olursa —Ramazan dışındaki oruçlar gibi— onun kazasını yapması da gerekli olur.

2) İlim ehlinin genel görüşüne göre; kefaret sadece Ramazan ayında, ferçten cinsel ilişki (cima) sebebiyle gerekli olur ve ister inzal olsun, ister olmasın fark etmez.
Çünkü Ebû Hureyre hadisinde, o şöyle demiştir:
“Bizler Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in yanında oturmuş bulunduğumuz bir zamanda, ona bir kişi geldi:
—Ey Allah’ın Resûlü, helak oldum! dedi.
Allah’ın Resûlü ona:
—Sana ne oldu ki? diye sordu.
O da:
—Oruçlu olduğum halde eşimin üzerine düştüm (yani onunla cima ettim), dedi.
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
—Azat edebileceğin bir köle bulabilir misin? buyurdu.
Adam:
—Hayır, bulamam, dedi.
Allah’ın Elçisi:
—Öyleyse iki ay peş peşe oruç tutmaya gücün yeter mi? diye sordu.
Adam:
—Hayır, buna güç yetiremem, dedi.
Allah’ın Elçisi:
—Altmış yoksulu doyurabilecek misin? buyurdu.
Adam:
—Hayır, bulamam, dedi.
Ebû Hureyre dedi ki: Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir süre bekledi. Bizler de bu bekleyiş üzerindeyken Hz. Peygamber’e içinde hurma dolu bir arak getirildi. (Arak, miktel demektir.)
Allah’ın Resûlü:
—O soruyu soran adam nerededir? buyurdu.
Adam:
—Benim (buradayım), diye ayağa kalktı.
Hz. Peygamber:
—Bu hurmayı al da yoksullara sadaka ver, buyurdu.
Adam:
—Benden daha fakir olana mı vereceğim, ey Allah’ın Resûlü! Allah’a yemin olsun ki, Medine’nin iki kara taşlığı arasında benim ev halkımdan daha fakir bir ev halkı yoktur, dedi.
Bu sözü üzerine Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), azı dişleri gözükünceye kadar güldü. Sonra da o adama:
—Haydi bu hurmayı (al da) ailene yedir! buyurdu.”**
(Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.)

3) Ferçten olmaksızın cima yapmak ve bu şekilde yakın olması neticesinde inzalın söz konusu olması:
Bu konuda İmam Ahmed’den iki nakil gelmiştir:

Birincisi: Bu kimseye kefaret gerekir. Bu, İmam Mâlik ve İshak’ın kavlidir. Çünkü cima yapmak suretiyle orucunu bozmuş olduğu için —sanki ferçten cima yapmış gibi— bu orucun kefareti vacip olur.

İkincisi: Bu kimseye kefaret gerekmez. Bu ise Şafiî ve Ebû Hanîfe’nin mezhebini oluşturmaktadır. Çünkü o kimse, tam bir cima yapmış sayılmaz; bu yönüyle de öpmeye benzemektedir. Zira asıl olan, kefaretin vacip olmayacağıdır. Çünkü vacipliği hakkında ne bir nas ne de bir icma yer almaktadır.
Öyleyse ferçten cima etme konusuna kıyas edilmesi de doğru değildir. Çünkü bunun delili, inzal olmaksızın kefareti vacip saymaktan daha kuvvetlidir.
Böylesi bir durumda (oruçlu olduğu için) o kimsenin mahremi olması durumunda ona had cezası gerekir. Zira asıl illet, inzal olmaksızın cimanın yapılmış olduğudur. Buradaki cima ise mucip olmadığından dolayı, ona itibar etmek de doğru değildir.

4) Unutarak cima edecek olursa, mezhebimizin kuvvetli görüşüne göre onu kasden yapmış kimse gibi sayılır. Çünkü Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem), eşiyle cima eden o adama oruç kefaretini emretmiş ve ona bunu kasıtlı yapıp yapmadığını ise sormamıştır. Durum farklı olsaydı, bunu sorması karşısında elbetteki ayrıntısını ona ifade buyururdu. Bir de soruyu soran o adamın kullandığı lafızların ta’lîlini (sebep teşkil etme yönünü) bilmek gerekir ki, o da oruçlu iken karısıyla cima etmiş olduğudur. Soru sanki bir tür cevapta saklı gibidir. Sanki Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Kim Ramazan’da eşiyle cima edecek olursa, köle âzâd etsin.” diyor gibidir.

İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, kendisi bunun cevabında tevakkuf etmiştir. Yine ondan gelen bir nakilde ise; oruçlu kimseye emr-i gâlip gelmiş her şeyde, ona kaza da başkası da yoktur, demiştir. Ebü’l-Hattâb der ki: Bu sözü, oruçlu kişinin ikrah (zorlama) ve unutma karşısında, ondan kaza ve kefaretin sâkıt olacağına delalet etmektedir. Bu, Sevrî, İmam Şâfiî ve Rey ashabının görüşüdür. Çünkü bunda oruca hürmet manası vardır. Öyleyse oruçlu iken bir zorlama yahut da unutma görülecek olursa –yemek yeme konusundaki gibi– bu, onun orucunu bozmaz.

İmam Mâlik, Evzâî ve Leys ise bu durumdaki kimseye kefareti değil, ama kaza etmesini vacip görmüşlerdir. Çünkü bu kefaret, günahın kaldırılması içindir; hâlbuki unutan kimseden vebal kaldırılmıştır.

Cima sebebiyle kadının orucu da bozulur. Çünkü cima, orucu bozan durumlardandır ve erkekle kadın bu hususta eşittir. Tıpkı yemek yemeleri hâlinde oruçlarının bozulmasında eşit oldukları gibi. Peki, kadına da kefaret gerekli olur mu? Bu noktada iki nakil gelmiştir:

1) Kadına da kefaret gerekir. Bu, İmam Mâlik, Ebû Hanîfe ve Ebû Sevr’in görüşüdür. Çünkü cima yapmak suretiyle Ramazan ayındaki orucunu bizzat çiğneyip bozmuştur; dolayısıyla da –erkekte olduğu gibi– orucun kefareti ona da gerekli olur.

2) Kadına kefaret gerekmez. Bu ise el-Hasen’in görüşüdür. İmam Şâfiî’nin de bu noktada iki nakil gibi iki de görüşü gelmiştir. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Ramazan’da (gündüz vaktinde) cima eden o adama köle âzâd etmesini emretmiştir; ancak cima eden kadını da bildiği hâlde ona bunu emretmemiştir.

Bir görüşe göre ise kadın şayet cima etmeye zorlanacak olursa, ona bir kefaret gerekmez, ama kaza etmesi gerekir. Bu, el-Hasen’in görüşüdür. Buna benzer bir görüş Sevrî, Evzâî ve Rey ashabından da gelmiştir. Bu kıyastan hareketle, erkek karısıyla cinsel ilişki yapmasıyla o kadın bir tür uykuda gibi sayılır. Çünkü oruç, bir ibadet olduğundan dolayı da cinsel ilişki o orucu bozmuş olmaktadır. Namaz konusunda olduğu gibi, her hâlükârda onun bu orucunu bozmuş oluyor. Cima konusu, yemek yeme konusuyla farklılık arz eder. Çünkü unutarak yemek durumunda mazur sayılır, ama cima’da durum böyle değildir.

İmam Mâlik ve Ebû Hanîfe ise, uykuda iken bir kadınla cima edilmesi hakkında: O kadına orucu kaza etmesi gerekir, ama kefaret gerekmez. Bunun yanında cima etmeye (kocasını) zorlayan kadına ise hem kaza ve hem de kefaret gerekir, demişlerdir.

İmam Şâfiî ve Ebû Sevr ise şöyle demiştir: Şayet zorlaması tehdit ile olmuş ve kadın da cima yapmak durumunda kalmış olursa, durum birinci görüş gibidir. Şayet şartları oluşmuş bir ikrah (ikrah-ı mülcî) şeklinde gerçekleşmiş ise orucu bozulmuş olmaz. Dolayısıyla kadın uykuda iken kocası kendisiyle cima etmiş olursa, durum aynıdır.

el-Muvaffak şöyle der: İbn Kassım’ın rivayetinde gelen İmam Ahmed’in kelamından çıkan hüküm şöyledir: Oruçlu kimseye emr-i gâlip gelmiş her şeyde, ona kaza da başkası da yoktur. Kadına da uykuda olması yahut da ikrahın mülcî olması durumunda, ona bu orucu kaza etmesi gerekli değildir. Çünkü cima’da kadından kaynaklanan bir fiilî (etkisi) olmadığından dolayı, orucu da bozulmamış sayılır. İstemediği hâlde boğazına (başkası tarafından) suyun dökülmesi buna bir örnek teşkil eder.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/nafile-oruca-gelince/,https://kutsalayet.de/ramazanda-cima-etmenin-kefareti/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız