İnsanların Şaban ayının otuzunda geceleyin, oruçtaki ihtilaftan kurtulmak ve ihtiyat için hilali gözetleme çalışmaları yapmaları müstehap görülmüştür. Eğer hilali görürlerse, hepsinin oruç tutmaları vacip olur. Eğer hilali göremeyecek olurlarsa ve hava da bulutlu olursa, bu durumda o gün oruç tutmazlar. Sadece bir gün oruç tutup bir gün de bozan ya da Perşembe günü orucu gibi… Alışkanlık hâline getirdiği bir orucu tutmakta olurlarsa, bu başka. Bu orucuna denk gelecek olursa bu orucu tutmasında bir sakınca yoktur.
Çünkü bu minvalde Ebû Hureyre’den nakledildiğine göre, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Bir veya iki gün öncesinden oruç tutmak suretiyle sakın Ramazan’ın önüne geçmeyiniz. Bir kimsenin âdet edindiği bir orucu tutması bundan müstesnadır. Böyle bir kimse o orucunu tutsun.”
Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
İlim ehli, söz konusu gelen yasak sebebiyle şek gününde oruç tutmayı ve bir veya iki gün öncesinden Ramazan (henüz gelmeden) oruçla karşılanmasını kerih görmüşlerdir. Ammâr şöyle demiştir:
“Her kim şek günü oruç tutacak olursa, Ebü’l-Kasım (sallallahu aleyhi ve sellem)’e isyan etmiş olur.”
Hilali şayet bir belde halkı görecek olursa, tüm beldelerin oruç tutmaları vacip olur. Bu, Leys ile Şâfiî ashabından bazılarının görüşüdür. Çünkü Yüce Allah:
“Öyle ise sizden Ramazan ayına şahit olanlar onda oruç tutsun.” (Bakara Suresi: 185) buyurmuştur.
Müslümanlar Ramazan ayında oruç tutmanın vücûbiyeti (farz oluşu) hakkında icma etmişlerdir. Sabit olduğu üzere, Ramazan ayında güvenilir kimselerce şahit olunan bir gün ile Müslümanların icmasına göre oruç tutmak vacip olur. Nitekim Ramazan ayı iki hilalin arasında kalmaktadır ve sabit olduğu üzere bugün borç konularında, boşanmanın vaki olduğu ve kölenin azad edildiği vb. gibi diğer ahkâm konularında da söz konusudur. Dolayısıyla bu orucun, nas ve icma ile tutulması gerekmektedir.
Şâfiî ashabından bazıları ise şöyle demişlerdir: Şayet iki belde arasında yakın bir mesafe olur da bu nedenle de ihtilâf-ı metâli (ayın doğuş yerlerinin farklı oluşu) söz konusu olursa; mesela: Bağdat ile Basra gibi, o zaman her iki yerden herhangi birisinde hilal görülecek olursa bu yerlerdeki tüm halkın oruç tutması vacip olur. İki belde arasında Irak, Hicaz ve Şam gibi uzak bir mesafe olursa, bu durumda her belde gördüklerine göre orucunu tutarlar.
Nitekim İkrime’den nakledildiğine göre, o şöyle demiştir:
“Her belde halkının rü’yeti (hilale bakması) kendisine aittir.”
Bu, el-Kâsım’ın, Sâlim’in ve İshak’ın mezhebini oluşturmaktadır.
Nitekim bu noktada Kureyb’in rivayet ettiğine göre, o şöyle der:
“Ben Şam’da iken Ramazan hilali görülmüş, ben ise Cuma gecesi hilali görmüştüm. Ayın sonunda Medine’ye döndüm. İbn Abbas beni arayıp, ‘Hilal meselesinden bahsetti ve hilali ne zaman gördünüz?’ dedi. Ben de: ‘Cuma gecesi gördük.’ dedim. O: ‘Cuma gecesi sen de gördün mü?’ diye sordu. Ben de: ‘Evet, halk da gördü ve oruca başladılar. Muaviye de oruca başladı.’ dedim. İbn Abbas: ‘Ama biz Cumartesi gecesi gördük; dolayısıyla otuz güne tamamlayıncaya kadar veya tekrar hilali görünceye kadar oruç tutacağız.’ dedi. Bu sefer ben: ‘Muaviye ve arkadaşlarının hilali görmeleri yetmez mi?’ dedim. O da: ‘Hayır, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bize böylece emretmişti.’ dedi.”
el-Muvaffak der ki:
Kureyb hadisine gelince; bu, onların (İbn Abbas’ın), sadece Kureyb’in sözüne dayanarak oruçlarını açmadıklarına delalet etmektedir. Zaten biz de bu görüşün aynısını söylüyoruz. Şüphesiz tartışma konusu ise sadece ilk günün kaza edilmesinin vücûbiyeti hakkında mevzu bahistir. O da hadiste geçmemektedir.
Şayet hilali görmekten engelleyecek bir bulut ya da kapalılık söz konusu olursa, bu noktada İmam Ahmed’den farklı bir görüş gelmiştir. Ondan gelen rivayete göre, bu durumda orucu tutmak vaciptir ve Ramazan ayından olması hâlinde bu ona yeterli gelmiş olacaktır.
el-Muvaffak:
Onun bu görüşünü arkadaşlarımızdan birçoğunun hocası tercih etmiştir, demiştir. Bu görüşü ileri süren Sahabe ve Tâbiîn’den bir kısmını da zikretmiştir.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, insanlar niyyet-i hilal konusunda imama bağlıdırlar. Buna göre imam oruç tutarsa, onlar da tutarlar; iftar ederse, onlar da iftar ederler. Bu, el-Hasen ile İbn Sîrîn’in görüşüdür. Çünkü Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:
“Ramazan: Oruca başladığınız gün; Bayram: Orucu bitirdiğiniz gün; Kurban bayramı da: Kurban kestiğiniz gündür.”
Bu hadisin manası ile ilgili olarak, oruç ve bayramın cemaatle ve insanların çoğunluğu ile yerine geleceği söylenmiştir.
İmam Ahmed’den bu konuda gelen üçüncü görüşe göre ise bu durumda orucu tutmak vacip olmaz ve oruç tutmuş da olsa bu Ramazan orucu yerine geçmemiş olur. Bu ise içlerinde Ebû Hanife, İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve onlara tabi olan âlimlerin de yer aldığı ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür.
Ebû Hureyre’nin rivayetine göre, Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular:
“Hilali gördüğünüzde oruç tutunuz ve onu gördüğünüzde de iftar ediniz. Şayet size karşı bir kapalılık olursa, Şaban ayının sayısını otuza tamamlayınız.”
İbn Ömer’den nakledildiğine göre, Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“(…) Bir kapalılık olur da onu göremeyecek olursanız, Şaban ayını otuza takdir ediniz.”
Birinci görüşün açıklamasına gelince; bu noktada İbn Ömer’in yaptığı nakle göre Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“Şayet bir kapalılık olursa onu Şaban’a takdir ediniz.”
Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
Bu hadiste geçen “takdir ediniz” ifadesine gelince; bunun manası, “sayıyı dar tutun” demektir ki, bu darlık ise Şaban ayını yirmi dokuz gün olarak takdir etmek demektir.