Gücü yeten kimsenin fıtır sadakası vermesi vaciptir. Bu sadakanın vacip olması için nisaba bakılmaz. Bunu, İmam Mâlik, İmam Şâfiî ve Ebû Sevr ifade etmiştir. Çünkü malın hakkıdır ve malın artmasıyla da bu artış göstermez. Dolayısıyla da -kefaretteki gibi- bunda nisabın vacip oluşuna itibar edilmez.
Rey ashabı ise şöyle demiştir: Fıtır sadakası, sadece evinden artı olarak iki yüz dirhem (gümüşe) ya da bu miktarda bir nisaba ulaşan kimsenin vermesi vacip olur. Çünkü fakirin kendisinin sadaka alması helâl olduğuna göre -fıtır sadakasını vermeye gücü yetmeyen kimse gibi- onun sadaka vermesi vacip olmaz.
“Fakir kimseden fıtır sadakasının alınmasının imkânsız olmayacağı, zira üzerine onda bir zekât vermesi vacip olan bir kimse gibi, o fakirin de bunu verebileceği” şeklinde cevap verilmiştir. Onların (Rey ashabının) bu kıyaslamaları ise âcziyet sebebidir.
Yanında sadece asli ihtiyaçları bulunan kimsenin (bu fıtır sadakasını vermek için) bu eşyalarını satması gerekmez. Ama asli ihtiyaçlarından artan bir şey olur da bunları satması ya da fıtır sadakası için sarf etmesi mümkün olursa, bu durumda sadakayı vermesi vacip olur. Çünkü gerçek bir zarara uğramaksızın bu sadakayı ödemeye imkân bulmuş demektir. Meselâ ihtiyacından fazla bir yiyeceğe mâlik olması ve bunu edâ etmesi gibi.
Elinde fıtır sadakasının meblağı olur; bunun yanında da aynı ölçüde bir borcu olacak olursa şayet (alacaklının) borcu talep etmesi durumunda borcunu öder ve zekât vermesi de gerekmez. (Borcu talep etmeyecek olursa fıtır sadakasını verir.) Nitekim borç, fıtır sadakasına engel teşkil etmez. Çünkü fıtırın, fakirlere verilme ve onun her Müslüman tarafından çıkartılıp edâ edilmeye şâmil olmasının vücubiyet delili daha etkindir.
Bunun tahammül vücubiyeti de, kendisine nafaka vb. verilen kimselere vaciptir ve maldan bir miktar vermeye bağlı değildir; dolayısıyla nafaka mecrasında akıp gider. Bir de malın zekâtı, kişinin mülkü hakkında vaciptir. Borç da mülkü etkiler, zekâta bir etkisi vardır. Fıtır sadakası ise beden hakkında vaciptir; onu ise etkilemez. Borç istenilecek olursa, fıtır sadakası sâkıt olur; çünkü istendiği anda edâ edilmesi vacip sayılmıştır. Bir de borcun kul hakkı olması hasebiyle tayini etkilidir; zor durumda kalmasıyla da borç vereceklerden düşmez. Sebebi açısından geçmiş olması ve vücubiyeti bakımından da önde olması nedeniyle, bunu ertelemesiyle kişi günahkâr olmuş olur.