Gümüş iki yüz (dirheme), altın da yirmi (miskale) tamamlandığında, bunların kırkta birinde zekât vermek vacip olur.
el-Muvaffak der ki: Altın ve gümüşün zekât miktarının “onda birin rub’u” (yani kırkta bir) olduğu hususunda ilim adamları arasında ihtilaf edeni bilmiyoruz. Nitekim Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Rikka’da (gümüşte) onda birin rub’u (kırkta bir kadar) zekât vaciptir.” buyurmuştur.
Az da olsa, onda birin rub’u (yani kırkta birin) üzerinde nisapta fazlalığın olması durumunda yine zekât vermek vacip olur.
Bunu, İmam Mâlik, Sevrî, Ebû Sevr, İmam Şâfiî, Ebû Yûsuf ve Muhammed söylemiştir. Çünkü Hz. Ali’nin, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den rivayet ettiğine göre, O:
“Fazla gelecek olursa şayet, (bu da) o hesaba dahildir.” buyurmuştur.
el-Muvaffak şöyle demiştir: Bu konu, Hz. Ali ve İbn Ömer’den mevkuf bir şekilde nakledilmiştir. Bunun yanında sahabe içinden onlara muhalefet edeni bilmediğimiz için, bu bir icmâ hâlini almış oldu.
Ebû Hanîfe der ki: Dirhemler kırka ve dinarlar da dörde ulaşmadığı sürece, fazlalık sebebiyle onlardan bir şey vermek gerekmez. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem):
“Her kırktan bir dirhem verilir.” buyurmuştur.
Muaz’dan gelen nakle göre ise Allah’ın Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Ziyadeleşip de kırk dirheme ulaşmadığı sürece bir şey alma…”
Bu da şüphesiz nass’tır.
Birinci hadisle ilgili şöyle cevap verilmiştir: Bir defa bu hadiste muhatap, deliliyle gerekçe gösterilmiştir; halbuki mantuk onun önüne geçer.
Diğer hadise gelince, bu hadisi el-Minhal b. Cerrah rivayet etmiştir; o ise hadisi terk edilip alınmayan bir kimsedir.