"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Zekâtın ayrılması ve devlet başkanına verilmesi

Bir kimsenin, bizzat kendisinin zekâtını hak sahibine kesin olarak ulaştırılması için ayırması müstehap sayılmıştır; ister bu ayırdığı zekât, açık mallardan olsun yahut gizli mallardan olsun, fark etmez.

İmam Ahmed’den nakledildiğine göre, o: “Toprağın zekâtına gelince, onu devlet başkanına vermeyi uygun buluyorum. Ama —davarlar gibi— mallara dair zekâta gelince, bunları ise fakir ve miskinler için ayırıp çıkarmada bir sakınca görmüyorum.” demiştir. Bunun zâhirinden anlaşılan, öşrün çıkarılıp özellikle imamlara (devlet yetkililerine) verilmesinin müstehap olduğudur. Zira bir topluluk, öşrün toprağa bağlı olan ve ondan istifade edildiği görüşüne sahip olmuştur. Bu durumda diğer zekâtlardan tersine, tıpkı haraç gibi imamlara bunun verilmesini öne sürmüşlerdir.

İbn Ebû Mûsâ ve Ebû’l-Hattâb ise: “Zekâtın, âdil bir devlet başkanına verilmesi daha faziletlidir.” demişlerdir. Bu, Şâfiî ashabının da görüşüdür. Çünkü imam, bu zekâtların sarf edilme durumlarını daha iyi bilmektedir. Böylece zekâtın kendisine verilmesiyle, açık ve gizli olarak katkı sağlama yönünü de yerine getirebilecektir. Fakat zekâtın direkt bir fakire verilmesine gelince, belki de buna —araştırmadan verildiğinden dolayı— hak sahibi olmayacağı ihtimaline karşılık, onun gizli durumuna katkı sağlanmamış olur. Bir de söz konusu ihtilaftan çıkmış da olunacaktır.

İmam Mâlik, Ebû Hanîfe ve Ebû Ubeyd ise şöyle demiştir: Zâhir (açık) olan malları sadece devlet başkanı ayırıp bölebilir. Çünkü Yüce Allah: “Onların mallarından zekât al ki, bu onları temizlesin ve arındırmış olsun.” (Tevbe Suresi: 103) buyurmaktadır. Bunun yanında Hz. Ebû Bekir, insanların zekâtı vermelerini bizzat istemiş ve bu uğurda da savaşmıştır. Nitekim o: “Allah’a yemin olsun ki, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e vermiş oldukları bir deve yularını bile bana vermezlerse, vermemelerinden dolayı onlarla muhakkak ki savaşırım.” demiştir. Zira onun bu icraatına sahabeler de katılmıştır. İmam Şâfiî’nin bu hususta —iki mezhep gibi— iki de görüşü yer almaktadır.

“Bir hakkın, hak sahibine verilmesinin caiz olduğu; bunun tıpkı borçlu olan kimseye borcun ödenmesi gibi yeterli geleceği ve gizli malların da zekâtı gibi addedileceği” şeklinde cevap verilmiştir. Âyet-i kerîme ise imamın zekâtı alabilme hakkı olduğuna delalet eder; bunda ihtilaf yoktur. Hz. Ebû Bekir’in insanlardan zekâtı istemesinin nedeni ise, onların zekâtı ehline vermemelerinden kaynaklanmaktadır. Şayet onlar bu zekâtı ehline vermiş olsalardı, bu durumda onlara karşı savaşa girmezdi.

Zekâtın kendisinin verilmesindeki fazilet yönüne gelirsek: Bunda amel etme sevabının yanında, hıyanet etme tehlikesinden kaçınıp hak sahiplerinin hakkını korumak, hak sahibine zekâtı ulaştırmak, onların sıkıntısını ortadan kaldırmak ve —en öncelikli olanlara vermekle— bir tür rahat etmelerine katkı sunmak yatmaktadır. Bu öncelikli olanlara ise ihtiyaç sahibi olan akraba ve yakınlarından başlanılması ve merhamet edilmesiyle oluşacak olan bu acıma duygusu, (akraba) bağını güçlendirmiş de olacaktır. Bu durumda faziletli olan, bu zekâtın adaletli kimseden alınmamış gibi sayılacağıdır.

Onların: “İmam, zekâtın kendisine verilmesiyle, açık ve gizli olarak ona (zekâtı alacak muhtaca) katkı sağlamış olur ve âdil olmayan kimseye zekâtın verilmesi de geçersiz olur…” şeklindeki sözlerine gelince: Bir defa bunun onlara da katkı sağlayacağı muhakkaktır. Onlar bunun daha faziletli olmadığına kâil olmuşlardır; sonra açık katkı sağlamış olması yeterli sayılmıştır.

Mezhebimize göre zekâtın —âdil olsa da olmasa da— imama verilmesi caizdir. Ve isterse bu zekât, açık isterse gizli mallardan olsun, fark etmez.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/devlet-baskaninin-niyeti-olmaksizin-zekati-almasi/,https://kutsalayet.de/zekat-ana-babaya-ve-evlatlara-verilmez/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız