el-Harîrî’nin sözünün zâhirinden anlaşıldığına göre, bir insan ne zaman ki gönlünden zekâtını verecek olur da bunda niyet etmeyecek olursa, onun zekâtı yeterli gelmemiş sayılır. İsterse zekâtını imama vermiş olsun, isterse başkasına vermiş olsun fark etmez. Şayet imam (devlet başkanı) bunu ondan —niyeti olmaksızın— zorla da almış olsa, o hâlde bu yeterli gelir. Çünkü onun hakkında niyet söz konusu olmadığından dolayı —tıpkı çocuk ve deli konusunda olduğu gibi— ondan bu vücûbiyet sâkıt olmuş olur.
el-Kâdî der ki: Devlet başkanı ne zaman ki o kimseden zekâtı alacak olursa, niyeti olmaksızın da bu câiz olur. Hatta o kişiden gönüllü de almış olsa, zorla da almış olsa fark etmez. Bu, İmam Şâfiî’nin görüşünü de oluşturmaktadır. Çünkü imamın onu alması demek, ortaklar arasındaki taksimat hükmü gibidir; dolayısıyla da niyete gerek yoktur. Bir de imamın bunu almada velâyet hakkı da vardır. Bu sebepledir ki, zekât vermeyen kimseden (zorla da olsa) bunu alması ittifakla hakkıdır.
Ebû’l-Hattâb ve İbn Akîl ise, zekâtın —mal sahibinin niyeti olmaksızın— kul ile Yüce Allah arasında yeterli olmayacağı görüşünü tercih etmişlerdir. Çünkü zekât bir ibadettir ve onda niyet vâciptir. Dolayısıyla da namaz gibi, niyet edecek ehil kimselerden olması hâlinde niyet edilmediği için zekâtı vermek yeterli olmaz. Bunun yanında, yeterli gelmediği hâlde bu zekât ise ondan alınır. Namaz konusunda olduğu gibi, zâhiren namaz kılan kimse olarak bilindiği için —her ne kadar Yüce Allah katında bu namazı niyetsiz geçerli olmasa dahi— bu sûrette yerine getirmesi için ona baskı yapılır.
“Devlet başkanının, zekâtı vermeyen kimse üzerinde bir velâyet hakkı olması hasebiyle —yetim ve delinin velisinde olduğu gibi— niyetinin, o kişinin niyeti yerine geçmiş olacağı; namazın ise bundan farklı olduğu, çünkü namazda başkasının yapacağı niyetin geçerli olmayacağı, dolayısıyla da bizzat o kimsenin niyet etmesinin zorunlu olacağı; bu durumda zekâtın taksimat konusuna benzetilmesinin doğru olmadığı, zira taksimatın bir ibadet olmadığı, bu şekliyle de —zekâtın tersine— onda niyetin gerekli olmadığı” şeklinde cevap verilmiştir.