Bir kimse, hakkında sene şartının olduğu bir malı elde edecek olur da bundan başka bir malı da yoksa ve nisaba da ulaşmış olursa yahut da cinsi türünden malı olur da nisaba ulaşmayacak olursa, ama mal elde etmesi halinde de nisaba ulaşacak olursa, bu durumda o an itibariyle zekatın yıl şartı münakit olur. Dolayısıyla bir sene geçmesi halinde artık bundan dolayı zekatını vermek vacip olur. Şayet onda nisabı varsa, o zaman mal elde etmek, şu üç kısımdan hali olamaz:
Elde edilen malın, onun nemasından olması.
Mesela ticaret mallarındaki kar ile saime (kırlarda otlayan) hayvanların ürünleri buna örnektir. İşte bu durumda yanında bulunan malı, asıl olana katması vacip olur ve elde edilen malın senesi, o (asıl) seneye katılmasıyla muteber olur. el-Muvaffak; bu konuda bir ihtilaf bilmiyoruz, demiştir.
Elde edilen malın, yanında bulunan cins ve türünden olmaması.
Bunun kendisine ait bir hükmü vardır ki, ne sene ve ne de nisap konusunda yanındaki malı buna katmaz. Bilakis, şayet nisaba ulaşırsa bir seneyi karşılar ve zekatını da verir, aksi takdirde ona bundan dolayı bir şey yoktur. Bu ise cumhur alimlerin görüşünü oluşturmaktadır. İbn Abdilberr der ki: Cumhur alimler bu görüştedirler. Bu noktadaki hilaf ise şazdır ve alimlerden hiçbirisi tarafından kabul görmemiştir. Zira bunu, fetva veren mezhep imamlardan da kimse söylemiş değildir.
Kendi yanında nisap cinsinden bir malı elde etmesiyle, bağımsız olması sebebiyle, onda zekat verme yılı gelmiş olması.
Mesela; yılın sadece bir bölümü geçmiş iken, kendisinde kırk tane koyun olur da bu zaman içerisinde, bunu satacak olur ya da sayıyı yüz yapacak olursa, bu durumda yine tam bir sene dolmadıkça onlardan dolayı zekat vermek gerekli olmaz. Bunu, İmam Şafii söyler. Çünkü hadiste şöyle gelmiştir: “Üzerinden sene geçmedikçe bir mal üzerinde zekat yoktur.” İbn Ömer’den rivayete göre, o şöyle demiştir: “Her kim bir mal elde eder de, o malın üzerinden bir sene geçmemiş olursa sahibi tarafından verilmek üzere o mal için zekat yoktur.” Bu merfu olarak nakledilmiştir. Tirmizi ise; “Mevkuf olması daha sahihtir.” demiştir. Çünkü o mal, aslen mülkündedir ve bu durumda onda muteber olan da senenin geçmesi şartıdır. Cins ve türünden olmayıp da elde edilen mal gibi.
Ebu Hanife der ki: Bunu, sene içerisinde yanında bulunan malına katar ve ikisini de senenin tamamlanmasıyla beraber, zekat olarak verir. Çünkü nisapta onu cinsinde katmış olduğundan dolayı, ürünlerde olduğu gibi, sene içerisinde de ona bunu katması vacip sayılır. Bir de sene içinde malların tek tek olması durumu; saime hususundaki vacibi kısımlandırmaya, verilmesi vacip olan vakitlerdeki farklılığa, temellük etme vakitlerinin zabt-u rapt altına alınmasına ihtiyaç duymaya ve mülküne ait tüm cüzlerde vacip miktarı bilmeye götürebilir. Sonra bu, her sene ve her dönem içinde tekrar da eder. Bu ise güçlük ve meşakkat demektir. Yüce Allah’ın şu gelen buyruğu ile de def edilmiştir: “O, size dinde bir güçlük yüklemedi.” (Hac Suresi: 78)
el-Muvaffak şöyle demiştir: İmam Malik ise; “Saime hayvanlar” hakkında Ebu Hanife’nin sözünün aynısını ifade eder ve bunu vacibin bölünmesine karşı çıkmak için söyler. Bunun yanında saime olmayacağı için “ürünler” hakkındaki bizim görüşümüzü de İmam Malik kabul eder. el-Muvaffak der ki: Kar ve ürünlere gelince, bunlar da aslı itibariyle bu ürünlere katılır. Çünkü onlara tabidir ve onlardan türemiştir. Konumuzla ilgili bunda bir sorun da yoktur. Bu ürünlerin katılma sebebinin şayet onların zorluğa ve meşakkate dair zikrettikleri ifadeler olduğunu kabul edecek olursak, o zaman konumuzla ilgili bunda bir sorun yok demektir. Çünkü karlar çoğalıp, günler ve saatler içinde tekrarlarken, bunlara dair bilgi ve verilerin zapt edilmesi güçleşir. Aynı şekilde ürünler de böyledir, kimi zaman mevcuttur ve bunlar bilinmez, anlaşılmaz; onun için bu mustakil sebeplerin tersine, buradaki zorluk ve meşakkat daha çok tekrar etmektedir. Zira miras, ganimet, hibe ve benzeri konular nadir olarak gündeme gelir ve tekrarı da olmaz; bu gerekçeyle de bunlarda zorluk ve güçlük yoktur. Şayet ayrılacak olursa da bu, kar ve ürünlerdeki zorluk ve meşakkatin dışında bir şey olacağından, buna kıyas edilmesini engeller.
Bunun nisaba katılmasına gelince; şüphesiz ki nisap, zenginliğin oluşmasında muteber sayılmıştır. Zira zenginlik, ilk nisapta hasıl olmuş, malın artışı da sene şartından dolayı muteber kabul edilmiştir; çünkü zekatın eda edilmesi, elde edilen kardan dolayıdır. Aslında, sadece senenin geçmesiyle ondan zekat hasıl olmayacağı gibi, şartların tahakkuk etmesi durumunda seneye de itibar etmesi gereklidir.
Nisabın, senenin tümünde mevcut olması gerekir.
Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Üzerinden bir sene geçmedikçe o malda zekat yoktur.” buyurmuştur. Bu da senenin hepsinin geçmiş olmasını gerektirir. Ebu Hanife’den nakledildiğine göre nisap, eğer yılın başında ve sonunda tamamlanacak olursa, yılın ortasında eksilmiş olmasının bir zararı yoktur.
“Yılın başında ve sonunda (nisap konusunda) itibar edilen durumun, mülkiyet ve Müslüman olmak gibi, yılın ortasında da itibar edileceği” yönünde cevap verilmiştir.