Müstehap olan, yıkanacağı vakit ölüyü soymak, avret yerlerini örtmek ve diz kapağı ile göbeğinin arasını kapatmaktır. Bu, İmam Malik ile Ebu Hanife’nin mezhebidir. Çünkü elbiselerinden soyulması, guslün gerçekleştirilmesinde ve temizlenmesinde daha etkilidir. Diri olan elbiselerini nasıl soyuyorsa aynı şekilde ölünün de elbiseleri soyulur.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre ölü, üzerinde elbisesi olduğu halde yıkanır ve yıkayıcı, elbisesinin içinden elini sokmak suretiyle yıkamada bulunur. Bu da İmam Şafii’nin mezhebidir. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), üzerinde gömleği olduğu halde yıkanmıştır. Buna; “Şayet elbisesi üzerinde olduğu halde yıkanacak olursa, ondan çıkacak olan şeylerin aynı zamanda üzerine dökülen su ile belki de ölünün bedenini de pisletmiş olacağı” şeklinde cevap verilmiştir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in durumu ise O’na özeldir. Görmez misin ki onlar: “Ölülerimizi soyduğumuz gibi O’nu da soysak…” demişlerdir. Aynı şekilde Hz. Aişe de bunu rivayet etmiştir.
İbn Abdilberr şöyle demiştir: Bu hadis, Hz. Aişe’den sahih bir şekilde gelmiştir. Doğrusu; onlara, sahabeye göre ölünün avretinin dışında kalan yerdeki elbisenin soyulması meşhurdur. el-Muvaffak der ki: Diz ile göbek arasında kalan yerin örtülmesinde bir ihtilaf bilmiyoruz. Çünkü bu yer, avrettir ve örtülmesi emrolunmuştur.
Müstehap olan meyyiti evde yıkamaktır. Şayet mümkün değilse, bu durumda meyyit ile üzeri arasında bir örtü germek gerekir. Yanında ise sadece yıkayıcıya yardımda bulunacak kimse hazır bulunur. Bunun müstehap oluşu, sadece meyyitin avretiyle yukarı doğru açıkta bulunmasından korkulduğu içindir. Yanında kendisine yardımda bulunacak kişinin hazır bulunması ise mekruh görülmüştür; çünkü ihtiyaç dışında meyyite bakması mekruhtur.
İhtiyaç olmaksızın orada hazır bulunanların, ölüye bakmamaları müstehaptır. Bunun sebebi, belki ölüde birtakım gizlediği kusurlar vardı da bu şekilde ölümünden sonra açığa çıkmasını istememiş olabilir. Ya da ondan bir şey sadır olur da aynısının ölümünden sonra da ortaya çıkmasını istememiş olabilir. Veyahut bir şey ortaya çıkar da belki zahiren kötü bir şeydir, hakkında konuşulur da neticede bir fitneye sebebiyet verebilir ya da avret yeri görünür de ona bakmak durumunda kalmış olurlar.
Yıkayıcı ile ona yardımda bulunacak olan kimsenin, zikri geçen bu hususlardan gördükleri herhangi bir şeyi ve ölünün gizleyip de gizli kalmasını istediği şeyi konuşmamaları gerekmektedir. Nitekim bu hususta Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Kim bir Müslümanın kusurlarını örtecek olursa, Allah da kıyamet gününde onun kusurlarını örter.” Müslim’de ise: “Allah da dünya ve ahirette onun kusurlarını örter.” şeklindedir.
Güzel bir tarafını görecek olursa o zaman, kendisine çokça merhamet okunması, izlediği yolunun aynısına bir tür teşvik olması ve güzel olan yaşayışına benzemek için onu izhar etmesi güzeldir.
Ölünün mafsallarını yumuşak bir şekilde, ellerini iki pazusuna kadar, iki pazusundan da yanına kadar sıvazlayarak çeker, ardından da geriye doğru çeker. Ayaklarını baldırlarına kadar, baldırlarını da karnına kadar yumuşak bir şekilde çeker ve ardından da geriye doğru çeker. Bu şekilde daha yumuşak olmasını sağlar. Böylece yıkayıcının onu kefenlemesi, yayması, elbisesini çıkarması ve onu yıkaması daha imkânlı hale gelmiş olur.
Bu da iki yerde müstehap sayılmıştır: Ölümünün akabinde, donup kaskatı kesilmeden öncesi ve onu yıkamaya başlayacağı vakit. Ölünün kaskatı kesilmesinden sonra ya da başka bir durumda eğer bu zor olacak olursa, o zaman bunu terk edip yapmaz. Çünkü bu durumda azalarından bir yerini kırmasından emin olunamaz, neticede müsleye götürebilir.
Ölünün bir teneşir üzerine, kıbleye doğru olmak üzere ve dökülen suyun da ayaklarından aşağıya doğru akmasını sağlayacak biçimde yatırılarak yıkanması müstehaptır. Bu durumda, ölüden çıkan şeyler su vasıtasıyla ölünün başına doğru gelmemiş olur. Yıkayıcı işe koyulurken çok yere yakın bulunmaksızın ve de ölünün başı ucunda durarak işine başlar. Sonra elini onun karnının üzerinde gezdirir, hafiften bastırır ki sonradan içindeki pislikler daha dışarı çıkmasın. Üzerine bolca su dökmek suretiyle kaçırıp da gizli kalan yerlere tekrar elini gezdirerek su dökmeye devam eder, çıkan necasetleri de su ile yıkar. Eline eldiven giyerek veya bir bez parçası sararak, avret yerine dokunmasın diye liflemeye başlar. Çünkü avret yerine bakmak haramdır. Buna göre bakılması haram olan yere dokunulmasının haram olduğu gayet açıktır. Bedeni üzerinde bulunan necaseti izale eder. Zira diri olan bir kimse de bu şekilde cünüplükten dolayı gusül alınca pisliklerini temizlemekle işe başlar. Diğer vücudunu da bez parçasıyla ellemesi müstehap görülmüştür.
Bundan sonra ölüye normal abdest aldırır. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), kendi kızını yıkayan bayanlara: “Onu yıkamaya sağ tarafından ve abdest alınan yerlerden başlayınız.” buyurmuştur. İlim adamlarının çoğuna göre burada suyu ağzına ve burnuna vermez; çünkü suyun karnına gitmesinden emin olunamayacağından dolayı onu müsleye götürebilmekte ve bir de kefeninden dışarı çıkmasından da emin olunamamaktadır.
İmam Şafii ise, diride olduğu gibi ölünün de ağzına ve burnuna su verilir, demiştir. Buna ise geçen izahlarla cevap verilmiştir.
Abdest aldıracağı zaman başını ve sakalını yıkamakla işe başlar. Yüzünü, sağ kolunu omuzdan eline doğru yıkar. Sonra göğsünün yarısının, sağ tarafını, baldırını, bacağını ve ayağını yıkar. Yanı üzere olduğu halde görünen yerleri yıkar. Sonra aynısını sol tarafına yapar. Sonra onu sırtının sağ tarafını yıkayabilmek için sol yanı üzere çevirir, fakat yüzüstü çevirmez. Daha sonra sol yanını ön tarafından yıkar, sonra sırt tarafını, orada bulunan baldırını, bacağını ve ayağını yıkar. Sonra tekrar dönüp sağ tarafına su dökerek aynı şekilde sağ tarafını yıkar. Bu görüşü bu şekilde Nehfü ve el-Kadı zikretmiştir. Bu uygulama, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in “Onu yıkamaya sağ tarafından başlayınız…” buyruğuna daha yakın ve daha uygun bir izahtır. Açıkçası diri bir kimsenin yıkanmasına da daha çok benzemektedir.
Yıkarken suların hepsinde sidr ağacının yapraklarından katılmış olması ve üç defa olmak üzere su ve sidr ile yıkanması uygundur. Buna dair İmam Ahmed, Ümmü Atiyye hadisiyle delil göstermiştir. Şöyle ki Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kızı vefat edince, ona şöyle buyurmuştur: “Onu su ve sidr’le üç defa yahut beş defa hatta gerek görürseniz daha fazla yıkayınız. Sonuncu da kafur yahut bir parça kafur da katın.” Sonra onu temizleyecek safi bir su da dökmüş olsalar bunda da bir sakınca yoktur. Sidri alıp üzerine koyar ve diri bir kimsenin gusül aldığı vakit yaptığı gibi köpüğü ile başını ve sakalını yıkar, ardından diğer bedenine o köpüğü ulaştırır. Eğer sidr bulamayacak olursa bu durumda ona en yakın olan ve onun yerine geçecek şey sabun gibi bir şey ile yıkar. Sidr olduğu halde bunlarla yıkayacak olsa bu da caizdir. Çünkü şeriatın getirdiği şey bunun makul anlamıdır ki bu da temizleme işini yapmış olmasıdır. Dolayısıyla bu işi yerine getirecek ve bu anlamı verecek her şeye şamil olmaktadır.
Ölüyü çevirirken, azalarını ovalarken ve karnını sıkarken hırpalamadan, nezaketle ve nazikçe bunu yapması müstehaptır. Mafsallarını ve diğer yerlerini de aynı şekilde ona hürmet göstererek yumuşak bir şekilde yerine getirir. Çünkü meyyit bu haliyle hürmet açısından diri gibidir. Zira kişi ona sert bir şekilde müdahale ederken bir yerini kırıp kırmamasından emin olunamayacağı için bir tür müsleye sebebiyet vermiş olabilir. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ölünün kemiğini kırmak, diri iken kırmak gibidir.”
İhtiyaç duyulacağı vakit sıcak suyla, sert bir keseyle ya da kıskaçlı bir değnek gibi nesnelerin kullanılması da mümkündür. Zira sıcak suya, özellikle şiddetli soğuklarda ve necaseti gidermenin ancak kendisiyle giderildiği zamanlarda müracaat edilir. Aynı şekilde sert bir kese de ölüden bir pisliği izale etmek için kullanılır. Kıskaçlı olan bir değnekle de içerden bir pisliği çıkarmak için ihtiyaç duyulur. Müstehap olan, ölünün bedenini yaralamayacak ve onu temiz tutacak yumuşak bir ağaçtan bunun elde edilmesidir. Şayet bunlardan herhangi birisine ihtiyaç yoksa kullanılmaları müstehap değildir. Bunu, İmam Şafii söylemiştir.
Ebu Hanife ise sıcak suyla yıkamanın her halükarda daha iyi olduğunu, çünkü soğuk suyun temizleyemediği yerleri sıcak suyun temizleyeceğini söylemiştir. “Soğuk su ölüyü bir arada tutar, sıcak su ise gevşetir. Temizleme işi sidr yapraklarıyla yapılır, buna rağmen temizlenmeyecek olursa o zaman sıcak su kullanmak müstehaptır” şeklinde cevap verilmiştir.
Ölünün tek bir kere yıkanması vaciptir. Çünkü üzerinde bir necaset bulunmamışsa, vacip olan onu bir defa yıkamaktır. Tıpkı cünübün ve adet görmüş kadının bir defa gusletmesi gibi. Su ve sidr ile her döküşte bunu üç defa tekrar etmek ise müstehaptır. Meyyiti serin, soğuk ve temiz tutması için üçüncü döküşte ise bu kafur ile gerçekleştirilir. Çünkü Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Sonuncuda ise bir parça kafur da katın.”
Yıkayıcı, eğer iyice temizlenmeme veya benzeri sebeplerden dolayı üçten fazla yıkamaya gerek duyarsa, bu durumda beş ya da yedi defa su dökmekle yetinir, yıkamayı ise tek bir sayıda keser. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Onu yıkayacağınız sayı tek olsun.”
Üç kere yıkadığı halde meyyitin ön ya da arka tarafından bir necaset çıkacak olursa bu durumda yıkamayı beşe tamamlar, beşincisinde de çıkacak olursa yediye tamamlar. Necasetin çıktığı gusül sırasında ona abdest aldırır ve yıkamayı yediye tamamlar. Bu, İshak’ın görüşüdür.
Ebu’l-Hattab ise şöyle demiştir: “Meyyitin necasetli olan bölgesini yıkar ve abdest aldırır, baştan gusül aldırmasına gerek yoktur.” Bu, Sevri, İmam Malik ve Ebu Hanife’nin de kabul ettikleri görüştür. Çünkü diri olan bir kimseden dahi yıkanmasından sonra çıkacak olan necaset, guslünü bozmaz. Ölü için de aynı şey geçerlidir. İmam Şafii’den de bu iki mezhebin görüşü doğrultusunda bir görüş rivayet edilmiştir. “Ölünün yıkanmasındaki maksat hakkında, son olarak yapılacak işin tam olarak eksiksiz bir yıkama olacağı” şeklinde cevap verilmiştir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Onu su ve sidr’le üç defa yahut beş defa hatta gerek görürseniz daha fazla yıkayınız. Sonuncuda kafur yahut bir parça kafur da katın.”
Yedi kez yıkadıktan sonra ölüden bir necaset çıkacak olursa, ona baştan gusül aldırmaz. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Ümmü Atiyye hadisinde ifade edildiği gibi üç, beş ya da yedi defa olmak üzere yıkanmasını emretmiştir. Çünkü ölüden çıkacak her bir necaset sonrası onu fazladan yıkamak ve bunu tekrar etmek, bir tür zorluğa sebebiyet verir. Sadece pisliği yıkar ve o çıktığı yere bir pamuk tıkar. Buna rağmen kesilmeyecek olursa, o yeri sıkıca tutup kapatacak sert ve halis sıcak bir tür çamurla kapatıverir.
el-Muvaffak der ki: İmam Ahmed’in zikrettiğine göre bu kimseye abdest aldırılmaz. Muhtemelen bu kimseye gusül aldıktan sonra abdesti bozulan cünüp kimse gibi (normal) namaz abdesti aldırılır. Bu ise daha güzeldir.
Hayız (adetli) ile cünüp olan bir kimse öldüğü vakit, gusül konusunda diğerleri gibi hüküm alırlar. Bu konuda İbn Münzir şöyle der: Bu, kendisinden ilim aldığımız birçok alimin görüşünü oluşturmaktadır. Çünkü bir kimsede yıkanması gereken iki sebep olursa, buna bir tane gusül yeterli gelir. Bu durum, aynı anda hem hayız hem de cünüp olan kimse gibidir.