Yağmur yağacak olursa ne ala, yağmayacak olursa bu durumda ikinci ve üçüncü günde aynısını tekrar ederler. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü bu dua ve tazarru’nun en ileri boyutu sayılır. İshak der ki: Onlar sadece bir defa yağmur duasına çıkarlar. Çünkü Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) sadece bir defa çıkmıştır. Ancak mescidlerinde toplanabilir, (normal) namaz kıldıktan sonra Yüce Allah’ı zikreder ve duaya koyulurlar. İmam Cuma günü minberde (yağmurun yağması için) dua eder, insanlar da “Amin” derler. “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’nin yalnız bir defa çıkmış olmasının, buna tekrar ihtiyaç duymamış olduğu ve ilk duasının peşine hemen duasına icabet edildiği (ve yağmurun yağmış olduğu)” şeklinde cevap verilmiştir.
Birinci gün (yağmur duasına) çıkmak, sonraki günlerde çıkmaktan daha önem arz eder. Çünkü sünnet bu yönde gelmiştir. Bunun yanında namazların peşine ve Cuma günü İmam minbere çıktığı vakit yağmurun yağması için duada bulunması ve insanların da “Amin” demeleri müstehaptır. el-Kadı şöyle demiştir: İstiska üç kısımdır: Bunların en üstün olanı -belirttiğimiz gibi- istiska namazı kılmak için namazgaha çıkmaktır. İkincisi, Cuma günü imam’ın minbere çıkıp duada bulunmasıdır. Enes’in bu noktadaki rivayeti şöyledir: “Bir Cuma günü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta hutbe okurken adamın birisi Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in karşısına dikilip şöyle dedi: ‘Ey Allah’ın Resulü! Mallar (hayvanlar) helak oldu, yollar da kapandı. Yüce Allah’a dua et de bize yağmur versin!’ Hz. Peygamber hemen ellerini kaldırarak: ‘Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver. Ey Allahım! Bize yağmur ver.’ diye dua etti.” Enes sözlerine devamla: Allah’a yemin ederim ki; o sırada biz gökyüzünde hiçbir bulut parçası görmüyorduk. O zaman Sila dağı ile aramızda ev, bina hiçbir şey yoktu. Derken Hz. Peygamber’in ardından, kalkan şeklinde bir bulut parçası görüldü. Sema’nın ortasına varınca yayıldı, sonra da yağmur yağmaya başladı. Yemin olsun, bir hafta Güneş yüzü göremedik. Gelecek cuma günü, yine Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) ayakta hutbe irat ederken aynı kapıdan birisi girip Peygamber’in karşısına dikilerek: ‘Ey Allah’ın Resulü! Mallar helak oldu, yollar kesildi. Allah’a dua et de artık bu yağmurları bizden dindirsin.’ dedi. Enes, bunun üzerine Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) ellerini kaldırarak: ‘Ey Allahım! Etrafımıza, üzerimize değil. Ey Allahım! Tepelere, bayırlara, dere içlerine ve otlaklara (yağdır.)’ diye dua etti. Bunun üzerine hemen yağmur kesildi. Biz namazdan çıktığımızda güneşte yürüdük.” Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir.
Üçüncüsü ise; namaz sonlarında ve diğer boş vakitlerinde Yüce Allah’a (yağmurun yağması için) dua etmektir.
Şayet yağmur yahut nehir suları çoğalacak olur da zarar verecek aşamaya gelirse, bu durumda -Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in geçen hadiste dua ettiği gibi- Yüce Allah’a dua ederek yağmuru hafifletmesini, zararını başka yöne doğru (mesela), yağmurun fayda vereceği ve zarar getirmeyeceği bölgelere doğru çevirmesini istemek gerekir. Çünkü yağmurun çok olması durumunda vereceği zarar da yine bir tür zarar sayılmaktadır. Öyleyse burada -suyun kesilmesinde olduğu gibi- izale olması hakkında da dua etmek müstehap sayılmaktadır.