Namazı terkeden bir kimse; ya bunun vacip oluşunu kasden inkar eden bir kimsedir yahut da bunu inkar etmeyendir. Şayet vacip oluşunu kasden inkar eden ise bu durumda bakılır: Eğer namazın vacip (farz) olduğunu bilmiyorsa o zaman o, bu hususta cahil olan kimselerden sayılır ve tıpkı yeni Müslüman olanın (küfür olan bir) sözü söylemesi ve birtakım uzak çöllerde yaşayan ve bunlardan bihaber olan kimseler hükmündedir. Bu durumda, namazın farziyeti anlatılır, tebliğ edilir ve bu sebeple tekfir edilmez. Çünkü mazurdur. Eğer bu hususta cahil olan birisi değilse ve Müslümanlar arasında, İslam köy ve beldelerinde yaşıyorsa, o zaman mazur değildir ve kendisinin bilmediğini söylemesine itibar edilmez, tekfir edilir. Çünkü namazın vacip (farz) olduğunu ifade eden deliller; Kitap ve Sünnette açıkça gelmiştir. Müslümanlar da namazı devamlı olarak kılagelmişlerdir. Bundan dolayı artık namazın bilinmemesi söz konusu olamaz. Artık namazı ancak Yüce Allah’ı, Resulünü ve bu ümmetin icmasını yalanlayanlar karşı çıkar, inkar ederler. Bu durumda o, dinden çıkmış mürteci sayılmış olur. Hükmü ise tevbe ve öldürme hususunda diğer mürtecilerin durumu gibidir. el-Muvaffak der ki: Bu konuda ihtilaf edeni bilmiyorum.
Kişi namazını hastalık yahut aciz olmaktan ya da vakit bulamamaktan kaynaklanan sebeplerle eğer terk edecek olursa, bu sebeple herhangi bir müeyyide uygulanmaz, gücünün yettiği ölçüde bu namazı eda etmesi vacip olduğu söylenebilir.
İster gevşeklikten ya da tembellikten kaynaklansın, namazı terk eden kişi onu kılmaya çağrılır, eğer kılmazsa öldürülür. Kendisine: “Namazı kılarsan ne ala, aksi halde seni öldürürüz.” denilir. Eğer kılarsa ne güzel. Kılmazsa öldürülmesi vacip olur. Ancak bu durumda hemen öldürülmeyip belki üç gün hapsedilir, hapis esnasında ona baskı yapılır, her namaz vakti namaza çağrılır ve öldürülmekle korkutulur. Eğer namazı kılarsa kurtulur, kılmazsa kılıçla öldürülür. Bunu, İmam Malik ve İmam Şafii söylemiştir. Çünkü Yüce Allah: “Müşrikleri öldürün… Eğer tevbe edip namazı kılarlar, zekatı verirlerse onları serbest bırakın.” (Tevbe suresi: 5) buyurmuştur. İşte Allah’u Teala, namaz kılmayanların öldürülmesini mübah kılmış; müşriklerin serbest bırakılması için tevbeyi şart koşmuştur ki, o da Müslüman olmak, namaz kılmak ve zekat vermektir. Böyle bir kimse kasden namazını terk ederse, serbest bırakılma şartını yerine getirmemiş olur; dolayısıyla katlinin vacip olma hükmü baki kalır. Küfrü için de durum böyledir. Nitekim küfür, öldürülmeyi mübah (meşru) kılar.
Ebu Hanife şöyle demiştir: Namazı terk eden dövülür, hapsedilir ve öldürülmez. Çünkü hadiste şöyle geçmektedir: “Allah’tan başka ilah yoktur ve Ben Allah’ın Resulüyüm.” kelimesine şehadet eden Müslüman bir kişinin kanı ancak üç sebepten biri ile helal olur: Cana karşı can ile (haksız cana kıymakla), evlendikten sonra zina etmekle ve dinden dönüp İslam cemaatini terketmekle.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir. İşte namaz kılmayan kimse bu üç husustan birisini işlemediği için öldürülmesi helal olmaz. Bir hadis de şöyledir: “Allah’tan başka bir ilah yoktur, deyinceye kadar insanlarla savaşmakla emrolundum. Bu kelimeyi söyledikleri vakit haklı sebepler dışında, kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar…” Buharî ve Müslim’in ittifak etmiştir.
“Birinci hadis hakkında; Namazın terk edilmesinin küfür olacağı ve bu hadis için de şamil olacağı, bunun yanında ikinci hadis hakkında; orada geçen ‘haklı sebepler dışında’ ifadesindeki istisnaya, namazın da haklı sebeplere dahil olacağı” şeklinde cevap verilmiştir.
İmam Ahmed’den nakledilen iki görüşünden birisine göre kişi, namazı terk etmesi durumunda öldürülmesi vaciptir. Çünkü namazı terk etmiş kimsedir. Zira haberler/hadisler de namazı terk eden kişiyi tek olarak ele almaktadır. Ancak sonrasındaki vakit içinde zorlamaya değin gereklilik sabit değildir. Zira birincisinde kişinin, namazı terk etmiş olduğunu, ancak namazı kaçırmasıyla bilinir. Bu durumda, namazı sadece kaçırmış demektir ve öldürülmesi vacip olmaz. Ama vakit dar olduğu halde onun, namazı tekrar etmeyi kasdettiği (kılmayıp iki de bir savsakladığı) bilinecek olursa, bu durumda öldürülmesi vacip olur.
İkincisinde ise üç vakit namaz terk etmediği sürece öldürülmesi vacip değildir. Dördüncü vakit de kılmayacak olursa bu durumda kılmaya zorlanır. Çünkü bu kimse, kimi zaman bir namazı ya da iki namazı (kılıp kılmadığı noktasında) bir şüphe gerekçesiyle terk etmiş olabilir. Ama bu, üç defa tekrar edecek olursa artık anlaşılır ki o, bu namazı istemediği için terk etmiştir.
Namazı terk edenin öldürülme gerekçesinin kafir olmak mı, yoksa cezalandırmak mı olduğu noktasında görüş ayrılığı bulunmaktadır.
Bir görüşe göre; mürtedde olduğu gibi, namaz kılmayan bir kimse, kafir olacağı için öldürülür. Böyle bir kimse öldürülürse yıkanmaz, kefenlenmez, Müslümanlar arasında defnedilmez, miras bırakamaz, miras da alamaz. Bunu, Ebu İshak b. Şakıla, İbn Hamid tercih etmiştir. Bu, aynı zamanda (Hasan) Basri, Evzai, İbn Mübarek, İshak ve Muhammed b. el-Hasen’in mezhebini oluşturmaktadır. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) : “Kul ile küfür ve şirk arasındaki fark, namazı terk etmektir.” Büreyde’den nakledildiğine göre; Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Bizimle onlar arasındaki ahid namazdır. Öyleyse kim namazı terk ederse küfre girer.” Abdullah b. Şakik şöyle der: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in ashabı namaz dışında hiçbir ameli terk etmeyi küfür olarak görmezlerdi.”
İkinci görüşe göre; Namazı terk eden bir kimse, -evli olup da zina eden kimse gibi- Müslüman olarak hadden öldürülür. Bu ise Ebu Abdullah b. Batta’nın tercih ettiği görüştür. O, “Namazı terk eden kafir olur.” görüşüne de karşı çıkmıştır. Mezhebimizin de bu görüş üzere olduğunu ifade etmiştir. Mezhebimiz içerisinde buna muhalefet eden mevcut değildir. Bu, aynı zamanda fakihlerin çoğunluğunun da kabul ettiği görüşü oluşturmaktadır. Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafii de bu görüş üzeredir.
Buna dair delil, Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şu buyruğudur: “Şüphe yok ki Yüce Allah, kendi vechini kasdederek Lâ ilahe illallah diyen adamı cehennem ateşine haram kılmıştır.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Ebu Zer’den şöyle dediği rivayet olunmuştur: “Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Herhangi bir kul Lâ ilahe illallah der de bu söz üzerine ölürse, mutlaka cennete girer.” Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir. Ubade b. Samit’den rivayete göre o, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den şöyle işitmiştir: “Her kim Allah’tan başka ibadet edilecek bir ilah bulunmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna, İsa’nın da Allah’ın kulu, elçisi, Meryem’e ilka ettiği kelimesi ve kendinden bir ruhu olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna tanıklık ederse, hangi amel üzerinde ise Allah onu cennete sokar.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Enes’ten nakledildiğine göre Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Ateşten, Lâ ilahe illallah diyen ve kalbinde bir arpa danesi kadar hayır bulunan herkes girecektir…” Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir. Bu minvalde gelen hadis-i şerifler çoktur.
el-Muvaffak şöyle der: Çünkü bu noktada Müslümanların icması yer almaktadır. Biz, herhangi bir asırda namazını kılmayanların yıkanıp da cenaze namazlarının kılınmadığını ve Müslüman kabristanına defnedilmediğini, varislerinin onu mirastan mahrum ettiğini ya da kendisinin varislerini mirasından mahrum ettiğini bilmiyoruz. Şayet namazını terk eden kişi “kafir” olsaydı, bu durumda tüm bu sayılan hükümlerin uygulanması gerekirdi. Aynı şekilde, namazını terk eden kimsenin bunları kaza etmesinin gerekli olduğu konusunda Müslümanlar arasında bir ihtilaf da bilmiyoruz. Namazını kılmayan mürted olmuş olsaydı ne namazın ne de orucun kazası lazım gelmezdi. Namazını terk edenlerin kafir olacağı hakkında rivayet edilen hadisler ise gerçek anlamda olmayıp böyle kimseleri kafirlere benzetmek ve tehdit etmek anlamını taşımaktadır.
Bu minvalde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: “Müslüman’a sövmek fasıklıktır, onu öldürmek ise küfürdür.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. İşte bu benzeri hadisler, insanları, korkutmak, caydırmak ve tehdit etmek için söylenmiştir. İki görüşün en doğru olanı da budur. Allah, en iyisini bilir.
Üzerinde icma bulunan namazın herhangi bir şart ya da rüknünü terk edenin hükmü, namazı terk edenin hükmü gibidir. Çünkü bu rükün ve şartla birlikte namazın varlığı onların varlığı, yokluğu da onların yokluğu sayılır.
Caiz olduklarına inandığı halde, hakkında ihtilaf bulunan birtakım hususu terk edecek olursa, bu durumda bir şey lazım gelmez. Şayet haram olduklarına inanarak terk ederse namazını yeniden kılması gerekir. Bunlardan dolayı hiçbir şekilde öldürülmez.