"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Küsuf namazının kılınışı

Küsuf namazında müstehap olan, onu iki rekat olarak kılmaktır. İftitah tekbirinden sonra açılış (dualarını) okur, euzü çekip Fatiha’yı ve Bakara suresini ya da o uzunlukta (başka) bir sureyi okur. Sonra rüku eder ve Yüce Allah’ı yüz defa tesbih eder. Ardından kalkıp, “Semiallahu limen Hamideh, Rabbena ve lekel hamd” der ve ardından Fatiha’yı ve Ali İmran suresini ya da bu uzunlukta bir sureyi okur. Sonra rükuya gider ve ilk rükusunun üçte ikisi kadar bekler, ardından kalkar; “Semiallahu limen Hamideh, Rabbena ve lekel hamd” der ve secdeye gider, iki secdesini de uzun tutar ve ardından ikinci rekat için ayağa kalkar, Fatiha’yı ve Nisa suresini okur ve peşine rüku eder, öncesi kadar onu uzatır. Ardından kalkıp, “Semiallahu limen Hamideh, Rabbena ve lekel hamd” der ve ardından secdeye gider ve onu uzatır.

Bu şekilde toplam iki rekat kılmış olur. Her rekatta iki kıyam, iki kıraat, iki rüku ve iki secdesi olmuş olur. Gece de olsa gündüz de olsa kıraati cehri olarak okur. Söz konusu kıraatteki bu takdir, İmam Ahmed’den nakledilmiş değildir. Ancak ondan gelen nakilde, birinci kıraatin, ikincisinden daha evla olacağı yönündedir.

İbn Abbas’ın hadisinde gelen takdirde ise; “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Bakara suresindeki kıraat miktarı kadar uzunca bir kıyamda durdu…” şeklinde geçmektedir. (Buhari ve Müslim ittifak etmiştir)

Hz. Aişe hadisinde ise şöyle geçmektedir: “Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in (kıyamdaki) kıraatini tahmin ettim. Bakara Suresi kadarını okuduğunu zannettim… Sonra kalkıp kıraati yine uzattı. Onun buradaki kıraatini de tahmin ettim. Al-i İmran Suresi kadar okuduğunu zannettim.” Bu görüşü İmam Malik ve İmam Şafii kabul etmiştir; ancak onlar: Secdeyi uzatmaz, demişlerdir. Bunu, onlardan İbn Munzir aktarmıştır. Çünkü bu nakledilmiş değildir.

Buna ise Hz. Aişe hadisinde gelen: “Sonra secde etti ve secdeyi de uzattı…” ve “uzunca bir secde yaptı…” ifadeleriyle, bir de ikinci rekat hakkında: “Sonra birincisine benzemeyen (uzunca) bir secde yaptı…” lafzıyla cevap verilmiştir. Bunun yanında hadis-i şerifte bu ifadenin terk edilmiş olması Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den bunun sabit oluş meşruiyetini engellemez.

İmam Malik, İmam Şafii ve Ebu Hanife şöyle demişlerdir: Güneş tutulmasından dolayı kılınacak namazda cehri olarak okunmaz, (ama) ay tutulmasından dolayı kılınacak namazda cehri olarak okunur. Çünkü Hz. Aişe’nin sözü: “O (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kıraatini tahmin ettim…” şeklinde gelmiştir. Şayet kıraati cehri olarak okusaydı bu durumda bir tahmin ve zanna gerek olmazdı. Aynı şekilde İbn Abbas’ın: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Bakara suresindeki kıraat miktarı kadar uzunca bir kıyamda durdu…” şeklindeki kavli de bu yöndedir.

Buhari ve Müslim’in ittifak ettiği ve Hz. Aişe’nin naklettiği: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Küsuf namazında kıraati uzun tuttu ve açıktan okudu.” hadisiyle buna cevap verilmiştir. Hz. Aişe’nin “tahmin ettim” sözüne gelirsek; muhtemelen bu “işittim” anlamındadır ve bu lafızla uzaklık anlamı anlaşılmaz yahut da Kur’an’ın başından olmaksızın Bakara suresi miktarı kadar kıraat etti… şeklinde anlaşılmaktadır. Sonra Cehri okunmasıyla ilgili gelen hadis, hem sahih gelmiştir ve hem de açıktır. Öyleyse buna benzer ifadelerle nasıl çelişki oluşturabilir?
Namazın sıfatına dair söz konusu olan delile gelince, onu Hz. Aişe rivayet etmiş ve şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine mescide çıktı. İnsanlar da onun arkasında saf oldular. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) tekbir aldı ve uzun bir kıraatle Kur’an okudu. Sonra tekbir aldı uzun bir rüku yaptı. Ardından: ‘Semiallahu limen hamideh’ dedi ve doğruldu. Secde etmedi ve uzun bir kıraatle Kur’an okudu. Bu ikinci kıraati birincisinden daha kısa idi. Sonra tekbir aldı ve uzun bir rükuda bulundu. Bu ikinci rüku birinciden daha kısa idi. Sonra: ‘Semiallahu limen hamideh, Rabbena ve leke’l-hamd’ dedi. Sonra secde etti. Bu secdeden sonra son rekatte de aynı şeyleri birinci rekattaki gibi söyledi. Böylece Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem) iki rekatte dört secde ile dört rükuyu kemale erdirmiş oldu. Namazdan çıkmadan önce ise güneş açıldı.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. İbn Abbas’tan buna benzer bir rivayet de gelmiştir.
Ebu Hanife şöyle demiştir: (Küsuf namazını) nafile namazı gibi iki rekat olarak kılar. Çünkü bu noktada rivayet edilen Numan b. Beşir hadisinde, o şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) zamanında güneş tutuldu. Bunun üzerine O mescide çıktı, iki rekat namaz kıldı ve her iki rekatta da kıyamı uzattı, güneş kurtulduğunda namazdan ayrıldı.”
Kablsa’dan nakledildiğine göre ise Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdular: “Bunları (güneş ve ay tutulmasını) gördüğünüz zaman en son kıldığınız farz namaz gibi namaz kılınız.”
el-Muvaffak der ki: İleri sürdükleri hadislere gelince, bunlar ittifakla metruk olup, kendileriyle amel edilmeyen hadislerdir. Çünkü onlar: “İki rekat kılar…” demişlerdir. Nitekim bu noktada gelen en-Numan hadisinde: “İki rekat kılar ardından iki rekat kılar taki güneş açılmaya başlar…” ifadesi geçerken, Kablse hadisinde ise: “Bu namazı en son kıldığınız farz namaz gibi kılınız.” şeklinde geçmektedir. Bu durumda, her iki hadis de diğeriyle çelişki oluşturmuş olmaktadır. Üstelik Kablsa hadisi mürseldir.
Muhtemelen Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) her bir rekatta iki rüku yapmak suretiyle iki rekat namaz kılmıştır. Şayet bu çelişki takdir edilecek olursa, bu durumda bizim ileri sürdüğümüz hadisleri almak daha evla olur. Çünkü sahih oluşu ve rütbesi yanında, (Hadis) imamlarının, sıhhati ve (rekattaki) ziyadeyi içermiş olması yönüyle, ittifak ettikleri hadislerden sayılmaktadırlar. Zira sika (güvenilir) bir kimseden gelen bir ziyade, makbul sayılmıştır.
Okuyacağı bu kıraati uzun da olsa kısa da olsa, yaptığı caiz olur.
Küsuf namazında ise hutbe yoktur. Bu, Malik’i mezhebinin ve Rey ashabının görüşüdür. İmam Şafü ise; Cuma hutbesinde olduğu gibi iki hutbesi vardır, demiştir. Çünkü bu noktada Hz. Aişe şunu rivayet etmiştir: Sonra güneş açılmış olduğu halde Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) namazdan çıktı ve halka hutbe verdi. Allah’a hamd ve sena ettikten sonra şöyle buyurdu: “Muhakkak ki Güneş ve Ay Yüce Allah’ın kudretine delalet eden ayetlerindendir. Bunlar, bir kimsenin ölümü ya da doğumu için tutulmazlar. Öyleyse siz bunu (Güneş veya Ay tutulmasını) gördüğünüz vakit hemen tekbir getirin. Allah’a duaya koyulun, namaz kılın, sadaka verin…” Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir.

“Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘in (burada) onlara namaz kılmalarını, duaya koyulmalarını, tekbir getirmelerini ve sadaka vermelerini emrettiği, ama onlara hutbe vermelerini ise emretmediği” şeklinde cevap verilmiştir. Şayet hutbe vermek sünnet olsaydı onlara bunu emrederdi. Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem)’in onlara namaz sonrasında hutbeyi irad etmiş olması, sadece bunun hükmünü öğretmek içindir. Bu ise O’na has bir uygulamadır. Zira O’nun -tıpkı Cuma namazında olduğu gibi- iki tane hutbe irad ettiğine işaret eden bir haber bulunmamaktadır.
Allah’u Teala’yı zikretmek, duaya koyulmak, istiğfarda bulunmak, sadaka vermek, köle azat etmek ve Yüce Allah -gücü yettiği ölçüde- yakın olmak müstehap sayılmıştır. Çünkü bu yönde Hz. Aişe hadisi gelmiştir.
Ebu Musa hadisinde ise şöyle geçer: “Allah’ı zikretmeye, O’na dua etmeye ve istiğfarda bulunmaya koyulun…” Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir.
Esma’dan gelen rivayete göre, o şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) güneş tutulduğu zaman köle azat edilmesini emretti.”

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/gunes-ve-ay-tutulmasi-namazi/,https://kutsalayet.de/kusuf-namazinin-hukmu-ve-vakti/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız