"Enter"a basıp içeriğe geçin

Filter by Kategoriler

Korku çoğalıp savaş da kızıştığı zaman

Ama korku çoğalır ve savaş da kızışacak olursa, bu durumda nasıl imkan bulurlarsa o şekilde namazlarını kılarlar. İster yaya, ister binek üzerinde, mümkünse kıbleye doğru, değilse kıbleden başka yöne doğru kılabilirler. Güçleri yettiği ölçüde rüku ve secdeyi ima ile kılarlar. Secdeyi rükudan biraz daha eğerek yaparlar. İleri doğru giderler, geriye çekilirler, düşmanla vuruşurlar, sıçrarlar, kaçarlar (her türlü hareket ederler) ancak namazı, vaktinin dışına çıkaramazlar. Bu, ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür. Çünkü Yüce Allah: “(namazlarınızı) yürüyerek yahut binmiş olarak (kılın.)” (Bakara Suresi: 239) buyurur.

İbn Ömer der ki: “Şayet korku bundan da fazla olursa, o zaman ayakta iken, ayaklarınız üzerinde yahut da bineklerin üzerinde kıbleye yönelmiş yahut yönelmemiş olarak kılınız.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.

İmam Malik der ki: Nafi şöyle demiştir: “İnanıyorum ki Abdullah b. Ömer, bu sözü mutlaka Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den (işitip) zikretmiştir.”

Ebu Hanife ise şöyle demiştir: Kılıçla çarpışırken ve yürürken korku namazını kılamaz. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), Hendek savaşında (bu şekilde) namazı kılmamıştır, namazı ertelemek durumunda kalmıştır.

“Bu hadisenin henüz korku namazı nazil olmadan önce vuku bulduğu” şeklinde cevap verilmiştir. Sonra (Ebu Hanife’nin) bu itirazı batıldır. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in korku namazı kıldığında ihtilaf edilmemiştir, hatta Yüce Allah, kitabında bunu emir dahi buyurmuştur. Bu durumda, kitap ve icmaya muhalif olan delil göstermelerde bulunmak caiz değildir. Muhtemeldir ki Allah’ın Resulü (sallallahu aleyhi ve sellem), namazı unuttuğundan dolayı ertelemiştir. Bunun doğruluğunu ise O’nun henüz savaşmadan önce namazı kılmayı unuttuğu ve sonrasında namazdan engelleyen bir savaşın meydana gelmiş olduğu gerçeğidir.

İmam Şafii der ki: Bu durumda namazı kılar; ancak yürüyecek ya da savaşacak veyahut pozisyonunu uzatacak bir amel olursa, o zaman namazı batıl olur. Çünkü böylesi bir durum, namazı bozanlar arasında sayılır.

Buna ise “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in, ashabına korkunun şiddetlenmediği zamanda dahi namaz kıldırmasıyla” cevap verilmiştir. Onlara bizzat düşmana karşı yürümelerini emretmiştir. Sonra geri kalan (ve kılamadıkları) namazı dönüp kaza ederler. İşte bu tür bir yürüyüş çok sayılır ve uzunca bir amel anlamı taşır. Bir de kıbleden yönünü dönmek demektir. İşte tüm bunlara (Allah’ın Resulü), korku şiddetli olmadığı halde cevaz vermiştir. Durum böyle iken korkunun şiddetlenmesi durumunda böyle kılmak daha evladır.

Şaşırılacak bir durumdur ki Ebu Hanife, bu şekli tercih etmiş, diğerlerine yani namaz esnasında -hareket etmesi mümkün olduğu halde- amel etmemeye ve namazın, kendisi dışındaki ile de mümkün olabileceği (gerçeğine) ise yanaşmamıştır. Sonra da ancak kendisiyle güç yetirilen bir durumda men edilmesini öngörmüştür. Halbuki aksine olan daha evladır. Özellikle de Yüce Allah’ın, bu durum altında ruhsat verdiğine dair nassı bulunduğu halde…

İmam Şafii ise bunu, korku sebebiyle yapılması mübah olan bir amel olacağı şeklinde tahsis etmiş olduğundan dolayı namazı da bozmuş olmamaktadır. Mesela kıbleye sırtını dönmek, binek üzerinde kılmak ya da ima ile kılmak gibi. Zira böylece, ameli kesire (çok yapılan amele) ihtiyaç oluşturacağından dolayı, şu üç husus söz konusu olur:

Ya namazı vaktinden çıkarmak gerekir ki, bunun haram olduğu hususunda bir ihtilafımız yoktur.
Ya savaşı terk edecek ki, bunda da onun helak olması söz konusudur. Müslümanların icmasına göre bu, ona gerekli değildir.
Yahut da hakkında tartışma bulunan bir amele uyması gerekir. Bu ise icmaya göre caizdir.
Öyleyse amel etmek (3. madde) kesinleşir ve bu şekilde namaz kılmak da batıl olmaz.

Kim düşmandan, selden, yırtıcı hayvandan ya da yangından kaçacak olur da -kaçmak dışında- bunlardan kurtulamayacak olursa, bu durumda korkunun şiddeti sebebiyle namaz kılabilir. Bunda hazar ya da sefer de olması arasında bir fark yoktur. Çünkü mübah olan, helak olma korkusudur, burada ise söz konusu olmuştur. Öyleyse bunların dışında kurtulabilecek bir çıkış yolu olur ya da ufak bir zararla kurtulacaksa onun korku namazı kılması doğru olmaz. Çünkü korku namazı, ancak mazerete binaen caizdir, bu nedenle de zaruretin mevcut olmasına hastır.

Birtakım vecibelerini ihlal etmekle birlikte, korkunun şiddeti sebebiyle bazı kimseler, korku namazı kılacak olurlar da namaz esnasında emniyet vuku bulacak olursa, bu vecibeleri tamamlayarak namazı eda ederler ve namazı geçen kısımlara bina ederler. Çünkü geçen kısımları emniyet öncesi sahih olmuştur, bu nedenle de üzerine bina edip kılmaları caizdir. Sanki hiçbir vecibeyi ihlal etmemiş gibi…

Şayet emniyetinden dolayı söz konusu vecibelerden bir şeyi ihlal edecek olurlarsa namaz geçersiz olur. Şart ve vecibelerini yerine getirerek emin bir şekilde namaza başladıktan sonra, bir korku peyda olup (korku) da şiddetlenecek olursa, ihtiyaç duyduğu durumuna göre namazını tamamlar ve namazından geçen kısımlarının üzerine bina ederek namazını eda eder.

Chat
Sohbet Yükleniyor...

https://kutsalayet.de/korku-namazi-bir-rekattir/,https://kutsalayet.de/gunes-ve-ay-tutulmasi-namazi/

Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız