Başkasını uyarmak için meşru bir zikrin söylenmesi halinde, üç durum söz konusudur:
Namazda meşru olan bir zikir olması. Mesela: İmamın yanılması durumunda tesbih ederek (Subhanallah diyerek) hatırlatmada bulunması, imamı zikirde yalnız bırakarak cemaatin uyarma amacıyla zikirle seslerini yükseltmeleri, bir kişiye bir konu hakkında, konuşmasına yahut bir şeye niyetlenmesine dair –kendisinin namazda olduğunu bildirmek için tesbih getirerek– izin vermesi, tehlikeye maruz kalmasından endişe ettiği bir kimseyi tesbihle uyarması vb. gibi. İşte ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüne göre bunların namaza bir etkisi yoktur. Evzai, İmam Şafii, İshak ve Ebu Sevr bu görüşe sahip olanlardandır. Çünkü hadis-i şerifte şöyle gelmiştir: “Her kim namazda iken farklı bir şey olduğunu görürse ‘subhanallah’ desin.” Buharî ve Müslim ittifak etmiştir. Bu, her konuda namaz kılanın kişiyi bağlayan genel bir hükmü ifade etmektedir. Ebu Hanife’den ise nakledildiğine göre; Her kim, imamından başka olmak üzere tesbih getirmeye çalışırsa namazı bozulur; çünkü bu, insana hitap şekli sayılır. Bu durumda, (konuşmakla ilgili) yasak ifade eden hadisler kapsamına girmiş olur. Bu noktada gelenlerin ve “subhanallah” deyip, tesbih getirmekle uyarıda bulunmanın, imamın tesbih getirmesinden daha öncelikli olacağı, şeklinde cevap verilmiştir.
İnsanın uyarısına bağlı kalmayan ancak namaz dışından bir sebebe ait olması durumu. Mesela: Aksırması neticesinde “Elhamdulillah” demesi, akrep sokması neticesinde “Bismillah” demesi veyahut hayret verici bir durum karşısında “Subhanallah” demesi gibi. Bunların namaz içerisinde söylenmesi müstehap olmadığı gibi, namaz da bozulmaz. Bu, İmam Şafii ile Ebu Yusuf’un görüşüdür. Nitekim bu minvalde gelen Amir b. Rabia rivayetine göre, o şöyle demiştir: “Ensardan bir genç Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in arkasında namaz kılarken aksırdı ve: ‘Elhamdulillahi hamden kesîran… Bize bağışladığı dünya ve ahiret nimetlerinden dolayı Yüce Allah’a pek çok, güzel ve her an ziyadeleşen hamdler olsun.’ dedi. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) namazı bitirince: ‘Duayı okuyan kimdi?’ buyurdu. (Amir) dedi ki, genç sükut etti. Ardından: ‘(Bu) duayı okuyan kimdi? Gerçekten o kimse sakıncalı bir şey söylemedi.’ buyurdu. Bunun üzerine (o genç): O duayı ben okumuştum, ey Allah’ın Resulü! Ben, bu dua ile hayırdan başka bir şey kasdetmedim, diye cevap verdi. Sonra Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘(Kuşkusuz bu dua) zikri yüce ve sonsuz derecede büyük olan Rahman’ın Arşına erişti.’ buyurdu.” Ebu Hanife ise insan kelamı olması sebebiyle bunun namazı bozacağını ifade etmiştir.
İnsanı uyarmak kasdıyla Kur’an okuması. Mesela: Kişiye izin vermek amacıyla; “Oraya selametle gir…” (Hicr Suresi: 46) ayetini okuması ya da ismi Yahya olana; “Ey Yahya, kitabı kuvvetle al…” (Meryem Suresi: 12) ayetini okuması gibi. İmam Ahmed’den rivayet edildiğine göre bu niyetle okumakla namaz bozulur. Bu, aynı zamanda Ebu Hanife’nin de görüşüdür. Çünkü insana hitap edilmiştir. Bunun namazı bozmayacağına dair de İmam Ahmed’den rivayet gelmiştir. Çünkü o, ancak Kur’an okumuştur ve bu da namazı bozmaz, sanki hiç kimseye uyarı kasdetmemiş kimse gibidir. Okumayı ve uyarıda bulunmayı kasdetmiş olduğu sürece bu görüş, Şafii mezhebine aittir.