Namazda meşru sayılan durumlar ikiye ayrılır: Vacip ve sünnet. Vacip ise iki kısımdır:
Kasden ve sehven (bilmeden, kasıtsız) yapmakla namazı düşürmeyen durumlar. Bunlar on tanedir: İhram (iftitah) tekbiri, imam ve tek başına kılan kişinin Fatiha’yı okuması, kıyam, mutmain oluncaya değin rüku’ya varmak, mutmain oluncaya değin dümdüz şekilde doğrulmak, mutmain oluncaya değin secdeye varmak, mutmain oluncaya değin iki secde arasında dümdüz şekilde doğrulmak, namazın sonunda teşehhüd yapmak, onda oturmak (cülus), selam vermek ve bu zikredilenlerde tertibe uymak.
İşte bunlara “namazın rükünleri” denir, kasden ve sehven yapılmaması durumunda bunlar namazı sakıt etmezler (yani namaz kılınmış sayılmaz). Bunlardan bazılarının vacipliği hakkında ise ihtilaf vardır ve buna dair açıklamalar geçmişti.
Bunların vacip olduğuna dair delil, namazını kötü kılan o (malum) şahıs hakkında mevzu bahis olup gelen hadis-i şeriftir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ona: “Sen namaz kılmadın…” buyurmuştur ve ona namazını tekrar kılmasını emretmiştir. Zira Hz. Peygamber’e, namazı öğretmesini kendisinden talep edince, Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) de ona namazdaki amelleri öğretivermiştir.
İşte bunlar olmaksızın o adamın “namaz kılan bir kişi” olmayacağı anlaşılmış olmaktadır. Hadis ise yanılarak yapmakla da namazın sakıt olmayacağına işaret etmektedir. Çünkü yanılarak yapmasıyla namazı tamam olmuş olsaydı bu durumda o bedevinin —bilmediği için— namazı tastamam kabul edilmiş olacaktı (ama öyle olmamıştır), zira bilmeyen kişi, unutan kimse gibidir.
Bunların terk edilmesi sebebiyle namazın batıl olacağı konusuna gelirsek, bunda ise tafsilat vardır:
Şayet kasden bunları terk edecek olursa, namazı her halükarda batıl olur. Şayet bunlardan sehven bir şeyi terk edecek olur ardından namazda iken bunu hatırlayacak olursa, beyan edeceği üzere onu yerine getirir.
Eğer selam verene kadar bunu hatırlamayacak olur ve aradaki fasıla da uzun sürecek olursa, namazı batıl olur. Çünkü aradaki fasılanın uzun sürmesiyle beraber geçenlere bir şeyi bina etmesi mümkün olmamıştır. Şayet fasıla uzun olmaz ise üzerine onu bina eder. Bunu, İmam Şafii söylemiştir. Buna benzer bir açıklamayı İmam Malik de ifade etmiştir.
Burada söz konusu olan fasılanın uzun yahut da kısalık durumunda adet ve örfe müracaat edilir.
Fasılanın kısa sürmesi durumunda bu namazın batıl olmayacağına gelince; şayet bir rekat yahut daha fazlasını terk eder, uzun fasıla gelmeden önce terk ettiği o rekatı hatırlayacak olursa, icmaya göre namazı batıl olmaz. Çünkü Zu’l-Yedeyn hadisi buna işaret etmektedir.
Öyleyse bir tane rükün terk etmiş olması durumunda evla olan, namazının batıl olmayacağıdır. Çünkü bu, bir rekatı terk etmekten daha fazla olacak değildir.
Fasılanın uzun olması nedeniyle namazın batıl olacağına dair delil ise “peşi sıra kılma” ilkesini ihlal etmiş olmasıdır; dolayısıyla da namazını sahih kılmamış olur. Mesela terk ettiği rüknü ikinci gün hatırlaması gibi.
Şayet selam vermeyi unutursa, durumuna göre onu (hemen) yerine getirir. Teşehhüd yapmış olsa dahi bunu yerine getirir ve selam verir.
Bu ikisinin dışında bulunuyorsa, tam bir rekat kılar, teşehhüd getirir, selam verir ve ardından da sehiv secdesi yapar.
İftitah tekbiri namazın rükünleri arasında sayılır ve namaza bu olmadan, başlanılmış sayılmaz. Çünkü namaza bu başlangıç tekbiri dışında giriş sağlanmaz.
Diğer vacipler: Bunlar da sekiz tanedir: Tekbir almak (iftitah tekbiri değil), Rükû’da tesbih etmek, secdede tesbih etmek, “Semiallahu limen hamideh” demek, “Rabbena ve lekel-hamd” demek, “Rabbiğfirli” demek, ilk teşehhüdü yapmak ve Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e son teşehhüdde salat getirmek.
Bunların vacip oluşu hakkında iki rivayet gelmiştir:
Birincisi: Bunlar vaciptir. Bu, İshak’ın görüşüdür.
Diğeri ise: Bunlar vacip değildir. Bu da fakihlerin çoğunluğunun görüşüdür. Sadece İmam Şafii, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’e salat getirmeyi rükünler kapsamına sokar ve buna vacip demiştir. İmam Ahmed’den gelen diğer bir rivayete göre, o da İmam Şafii gibi söyler ve bunun vacip olduğuna dair delili geçen açıklamalarda olduğu gibi zikreder.
Bu vaciplerin hükmüne bizler de “vacip” diyecek olursak, bu durumda bunları bir kişi kasden terk edecek olursa namazı batıl olmuş olacaktır. Şayet sehven terk edecek olursa, o zaman sehiv secdesi yapması vacip olur.
Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem), ilk iki rekatın sonunda, birinci teşehhüd için oturmadan ayağa kalkınca, cemaat de ona uyarak kendisiyle beraber ayağa kalktılar. Namazını tamamladığı zaman onlar da selam vermesini beklerken selam vermeden önce tekbir aldı. Ve oturduğu halde (yanılmaktan dolayı) iki secde yaptı, sonra selam verdi.
Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Şayet teşehhüd, sehiv secdesi yapıldığı halde tamamlanamamış olsaydı, Allah’ın Elçisi bunu yapmaz (baştan namazını) kılardı.
Bir de bu vacip olmasaydı, sehiv secdesini de yapmaktan kaçınırdı.
Teşehhüdün dışındaki bir şey, ona kıyas edilmiş ve ona benzetilmiştir.
Öyleyse ibadetlere dair birtakım vecibeler vardır ki kişi bunlardan bazılarını terk etmesi durumunda muhayyer kalabilmektedir. Bazı rükünler de vardır ki, başkasıyla asla geçerli olamazlar; mesela haccın vacipleri ve rükünleri buna bir örnektir.
Namazda meşru olan ikinci kısım ise sünnetlerdir. Bu sünnetler de sözlü ve ameli sünnetler diye ayrılır.
Kasden de olsa sehven de olsa terk edilmesi durumunda namaz, batıl olmaz ve terk edilmesiyle sehiv secdesi de vacip olmaz.
Namazdaki mekruhlar:
Namazın sünnetlerinden bir şey terk etmek mekruh sayılmıştır. Namazda iken (oraya buraya) iltifat etmek, yanına bakmak, kitaba bakmak, gözlerini göğe çevirmek, elini yanındakinin üzerine koymak, namazı eğilerek kılmak, bağdaş kurmak, saçını ve elbisesini çekmek mekruhtur.
Bunun yanında parmaklarını birbirine sokmak, parmaklarını çıtırdatmak, otururken elini yere koyarak yaslamak ve çakıl taşlarını süpürmek de mekruhtur.
Tüm bunlar namazda abesle iştigaldir ve namazın huşusunu dağıtır.
el-Muvaffak der ki: İlim adamları arasında bunların hepsinin mekruhluğu hakkında ihtilaf edeni bilmiyoruz.
Bunlardan herhangi birisini yapmakla namaz iptal olmaz; ancak ameli olarak yapılan bir mekruh, çok kere peş peşe yapılacak olursa bu durumda namazı batıl kılar.