Vakit namazı kaçırma korkusu varsa, bunu kılıp bitirene kadar tertip düşer, ister vakit namazına girmiş olsun, ister olmasın fark etmez. Bu, Evzûî, Sevri, İshak ve Rey ashabının görüşüdür.
Vakit geniş de olsa, dar da olsa tertibe uymanın vacip olacağı söylenmiştir. Bu da Leys ve İmam Malik’in mezhebidir. Vakit dar da olsa tertibe uymanın vacip olacağı görüşüne sahip olanlar, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in: “Kim, bir namazı unutacak olursa onu hatırladığı zaman kılsın…” hadisini delil göstermişlerdir. Hadis hakkında Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Bu hadis genel anlam (umum) ifade etmektedir.
el-Muvaffak der ki: Bizim için, bu namaz şayet vakti oldukça dar olması durumunda dahi, bunun ertelenmesinin caiz olmayacağı yönündedir; tıpkı geçmiş namazı bulunmayan kimsenin durumu gibi… Zira vakit namazını kılmak, geçmiş bir namazı kaza etmekten daha önceliklidir; çünkü buna dair delil, vakit namazını terk edenin öldürüleceği gerçeğidir. Bir rivayete göre de küfre gireceği hususudur. Buna göre o vakit namazını, vaktinden çıkarıp ertelemek helal olmaz, halbuki geçmiş bir namazın durumu bundan farklıdır.
Bunu doğrulayan bir açıklama da şöyledir; Şayet vakit namazı kılan kimse, o namazını erteleyecek olursa, namazını kaçırmış olacaktır. Belki de birçok namazı geçirmiş olacağından, bu durumu onu vakit içerisinde namaz kılmamaya bile itmiş olacaktır. Bunu terk etmesi halinde ceza gerekmeyecek, cemaatle de aslı itibariyle namaz kılmış da olmayacaktır. İşte bu, şeriatın getirmiş olduğu bir tarz değildir.
Onların namazı kaza etmeye dair ileri sürdükleri emir konusu, vakit içerisinde kılınan namaz amelinin emriyle çelişki oluşturmaktadır. Dolayısıyla ikisinden birisinin öne alınması gerekmektedir ve vakit namazını kılmak ise daha kuvvetlidir.