Namazının son rekatına oturur ve ilk teşehhüddeki gibi son teşehhüdünü de (ettehiyyatu’yu okuyarak) yerine getirir. Ardından da Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine salavat getirir. Çünkü bu (salavat getirmek), mezhebimize göre vaciptir. Bu, İmam Şafii ve İshak’ın görüşüdür. Çünkü bu hususta Kab b. Ucra’dan şöyle nakledilmiştir: “Ey Allah’ın Resulü! Sana ‘selam’ vereceğimizi öğrendik. Ama sana nasıl ‘salat’ edeceğiz?” diye sorduk. O, bize, şöyle buyurdu: “Allahumme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed, kema sallayte ala ali İbrahim, inneke hamidun mecid. Allahumme barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed, kema barekte ala ali İbrahim, inneke hamidun mecid.” (Manası: Ey Allah’ım! İbrahim’in şanını yücelttiğin gibi Muhammed’in ve âlinin şanını da yücelt, İbrahim’e bol hayırlar verdiğin gibi Muhammed’e ve âline de bol hayırlar ver. Çünkü sen hamd edilensin, şerefli ve yücesin.) Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir.
Evla olan Kab b. Ucra hadisinde geldiği şekliyle Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) üzerine salat ve selam getirmesidir. Zira bu konuda rivayet edilen en sahih hadis budur. Bunun yanında -teşehhüd (ettehiyyatu) konusunda olduğu gibi- rivayet edilip gelen hadislerdeki hangi şekliyle Hz. Peygamber’e salat-u selam getirilecek olursa, bu da caizdir.
İmam Ahmed’den burada salat-u selam okumanın vacip olmadığı şeklinde rivayet de yer almaktadır. Bu ise İmam Malik, Sevri, Rey ashabı ve ilim adamlarının çoğunluğunun görüşüdür. Onlar ise bu noktada İbn Mesud hadisini delil göstermişlerdir. Hadiste Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) kendisine teşehhüdü öğretip ardından şöyle buyurmuştur: “Bunu söyledikten ya da bunu okumayı bitirdikten sonra kuşkusuz namazını bitirmiş de olursun. Artık kalkmak istersen kalkabilir, oturmak istersen oturabilirsin.”
Buradaki ziyadenin, İbn Mesud’un sözüne ait bir idrac (ekleme) olduğu şeklinde cevap verilmiştir.
Dört şeyden de (Allah’a) sığınması ve şunu söylemesi müstehap sayılmıştır:
“Cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve Mesih-Deccal’ın fitnesinden Allah’a sığınırım.”
Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’den, sahabeden ve seleften haberlerle varid olup gelmiş duaları namaz içerisinde okumak caizdir.
Namazda, Ademoğlunun söz ve kuruntularına benzer tarzda, dünya lezzet ve şehvetlerini ifade edecek şeyleri (sözleri vb.) söylemek ise caiz değildir. Mesela namaz içerisinde: “Allahım! Bana güzel bir kadın, lezzetli bir yiyecek nasip et” demek gibi. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ki bu namazda insanların sözlerinden hiçbiri yakışmaz ve uygun düşmez. Namaz ancak tesbih, tekbir ve Kur’an okumaktır.”
Dolayısıyla da bu, Ademoğluna ait sözlerinden sayılır ve aksırana karşılık verilmesi de buna bir örnektir.
İmam Şafii ise dilediği dualardan okuyabileceğini ifade etmiştir. Çünkü teşehhüd’de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), İbn Mesud’a: “Sonra duadan istediğini okuyabilirsin.” buyurmuştur. Buhârî ve Müslim ittifak etmiştir. Müslim’de ise: “Sonra isterken, dilediğini ve sevdiğini tercih edebilirsin.” şeklinde gelmiştir.
Buna ise nakledilip gelmiş olan me’sûr (Kur’an ve Sünnet’ten oluşan) dualardan istediğini tercih edebilir, şeklinde cevap verilmiştir.
(Namazda iken) dünya lezzet ve şehvetlerini ifade edecek tarzda olmayan, me’sûr (Kur’an ve Sünnet’ten oluşan) dualardan da sayılmayan birtakım dualarla Yüce Allah’a yakınlaşmak ise İmam Ahmed’in arkadaşlarından gelen görüşün zahirine göre caiz değildir.
İbn Münzir ise ondan nakille şöyle demiştir: Bir kimsenin bütün ihtiyaçları için, dünya ve ahiret ihtiyaçlarından hepsi hakkında duada bulunmasında bir sakınca yoktur. İnşâallah-u Teâlâ doğrusu da budur. Çünkü hadislerin zahiri bunu ifade etmektedir. Zira Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Sonra dualardan dilediğini oku.” buyurmuştur. Ebu Hureyre hadisinde ise: “Sonra istediği gibi dua edebilir.” ifadesi gelmiştir. Şüphesiz ashab-ı kiram, Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kendilerine öğretmemiş olduğu bazı duaları bile namazlarında okurlardı ve buna rağmen onlara karşı çıktığı olmamıştır. Bunun yanında: “Secde de olduğunuz zaman çokça dua ediniz.” buyurmuştur. Onların neyi okuyacağını da tayin etmemiştir. Bu da gösteriyor ki Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara her türlü duayı okumalarını serbest kılmıştır; ancak öncesinde delil ile istisna tuttukları bunun dışındadır.