Tekbir alarak farz namazlar için niyet eder. el-Harkî der ki: Namaz için niyetin gerekliliği ve niyet olmadan bu namazın geçerli olmayacağı hususunda ümmet arasında bir ihtilaf bilmiyoruz. Bunda aslolan Yüce Allah’ın şu buyruğudur:
“Hâlbuki onlar, dini yalnız O’na has kılarak ve hanîfler olarak Allah’a kulluk etmeleri… ile emrolunmuşlardı.” (Beyyine Suresi: 5)
İhlâs, kalbi bir ameldir ve bu da niyet etmek, sadece Allah’ı kasdetmek, O’ndan başkasını kasdetmemek demektir. Nebî (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: “Ameller ancak niyetlere göredir. Her kişiye de ancak niyet ettiği vardır.”
Niyetin manası; kasdetmektir ve yeri de kalptir. Eğer farz namaz kılınacaksa, bizzat o namazın aynı hakkında, yani öğle, ikindi vb. şeklinde tayin edilerek niyet edilmesi gerekir. Bu durumda iki şeye ihtiyaç duyulur: Amel ve tayin.
Nafile namaza gelince; Kusûf, İstiskâ, Teravih, Vitir, Revâtib (düzenli kılınan) sünnetler gibi “muayyen” namazların kılınması durumunda aynı şekilde tayine riayet edilir. Gece namazı gibi “mutlak” namazlar kılındığında ise tayin olmadığı için sadece “namaz kılmaya” diye niyet etmek yeterlidir.