Namaza “Allahuekber” denmeden başlanmaz. Önceki ve sonraki tüm ilim adamları da bu görüşü ileri sürmüşlerdir. Çünkü Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem): “Namazın ihram tekbiri, tekbir (Allahuekber) demektir.” buyurmuştur.
Namazında kötülük yapan kimse hakkında ise Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem): “Namaza ikamet edildiği vakit tekbir getir.” buyurmuştur. Buhari ve Müslim ittifak etmiştir. Allah’ın Elçisi (sallallahu aleyhi ve sellem) namaza durduğu vakit onu “Allahuekber” diyerek açardı. Dünyadan göçene kadar da bu sözü söylemekten vazgeçmemiştir. Bu da göstermektedir ki, bundan başkasını söylemek caiz değildir.
Ebu Hanife der ki: Yüce Allah’ı ta’zim ve yüceltme anlamına gelen isimlerle namazı açmak caizdir. Mesela: Allahu’l Azîm, Allahu’l Kebîr, Allahu’l Celîl, Subhânallah, Elhamdulillah, Lâ ilâhe illallah vb. demek gibi. Çünkü bunlar da Allah-u Teâlâ’yı yüceltme anlamındadır ve “Allahu Ekber” sözünden farklı değildir.
Buna (Ebu Hanife’nin bu görüşüne), gelen hadislerin delaletine ters düşmesinden dolayı alınamayacağı yönünde cevap verilmiştir.
İmam Şafiî’ye gelince, o da namazın açılışının tekbir ile gerçekleşeceğini ifade etmiştir. Sadece o, bu sözün “Allahü’l Ekber” şeklinde olacağını, çünkü elif ve lâm’ın, niyeti ve manası açısından bir değişiklik arz etmeyeceğini belirtmiştir.
Onun bu görüşünün de naslara aykırı düşeceği şeklinde cevap verilmiştir. Zira buna “Allahü’l Azîm” kavlini bir örnek olarak verecek olursa, onların da bunun niyeti ve manası açısından bir değişiklik arz etmeyeceğini söylemeleri durumunda bu, doğru olmayacaktır. Çünkü onu nekralıktan (bilinmeyenden) marifeliğe (bilinirliğe) nakletmiştir; gizli bir şeyi yahut da takdir edilmiş bir şeyi içermiş olacaktır ve bu da yok olup gitmiştir.
Nitekim “Allahu Ekber” kavlinin takdiri: Allah en büyüktür, yani her şeyin en büyüğü Allah’tır, demektir. Gerek Yüce Allah’ın buyruğunda, gerek Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)’in kelamında ve gerekse fasih (Arapça konuşan) kimselerin marife kullanımında hep bu şekilde söz konusu olmuştur. Tekbir lafzı, mutlak olarak hep bu şekilde kullanılmıştır; başka şekilde kullanıldığı yoktur.
Tekbir, namazın bir rüknüdür ve ancak onunla namaz açılışı yapılır. İster kasten terk edilmiş olsun, ister olmasın fark etmez. Geçen bilgiler bunu ifade etmektedir.
Namaz kılan kişinin -imam olsa da olmasa da- sesini işitmesi gerekir; ancak işitmekten kendisini engelleyecek bir mâni varsa başka. Çünkü bu, bir zikirdir ve yeri, kişinin dilidir; işitenlerden kendisine en yakın olanı da şüphesiz kendisidir. Buna göre ne zaman ki sesini işitemeyecek olursa, bunu söylediği bilinmemiş olacaktır. Bunu söylemede ise erkek ile kadın arasında bir ayrım da yoktur.
Kendisine uyanların işittikleri vakit tekbir alabilmeleri için, imamın tekbiri sesli olarak söylemesi müstehaptır. Onlara işittirmesi mümkün değilse, ona uyanlardan bazıları işitmeleri için tekbiri sesli söylerler. Nitekim bu minvalde gelen Cabir hadisine göre, o şöyle demiştir: “Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), arkasında Ebubekir olduğu hâlde bize namaz kıldırdı. Allah’ın Elçisi tekbir getirince, Ebubekir de (sesli olarak) biz işitelim diye tekbir getirdi.”
Tekbiri ayakta iken getirmesi gerekir. Çünkü tekbir getirmeden rükûya varacak olursa, namazı bağlamamış sayılır. Ancak bu namaz nafile ise başka; çünkü onda (farz olmadığı için) kıyamın sâkıt olması namazı bozmaz. Yine namazı bağlamamış olacağı muhtemeldir; çünkü rükû’nun pozisyonu, oturma pozisyonu olmadığından dolayı, tekbiri ne ayakta ve ne de otururken getirmiştir.
İmam tekbiri bitirmeden, kendisine uyanlar tekbir almazlar. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İmam ancak kendisine uymak için görevlendirilmiştir. Öyleyse o tekbir alınca siz de ardından tekbir alınız.” Buhari ve Müslim ittifak etmiştir.
Rükû da aynı şekilde böyledir. Tekbir alındıktan sonra rükû edilir; ancak aksi durumda rükû ile birlikte alınması hâlinde namaza bir zarar vermez. Çünkü bir defa namaza girmiştir; burada ise tersi söz konusudur.
Ebu Hanife der ki: “Tekbirle birlikte rükû edebileceği gibi, rükû ile birlikte tekbir de alabilir.”