Öncesinde hiç hayız görmemiş ve ilk defa hayıza adım atan kadındır. İmam Ahmed’den meşhur olarak gelen görüşe göre, bu bayan kanı gördüğü vakit oturur. Çünkü hayız olması muhtemel kimselerden sayılır. Bu, dokuz yaş ve üstü kız çocuğudur. Bu halde iken orucu bırakır ve namazı terk eder. Şayet bir gün bir gece kanı fazlalaşacak olursa, bu durumda o günün peşine gusül alır, her namaz vakti için abdest alır, namaz kılar ve oruç tutar. Hayız süresinin çoğu ve onu aşan noktada kanı kesilecek olursa, kanın kesilmesi anında ikinci kere gusül alır. İkinci ve üçüncü aylarda da bunun aynısını yapar. Üç ayda da şayet kan günleri eşit olacak olursa, o zaman artık adet olmuş sayılır ve bunun hayız olduğunu bilmiş oluruz. Bu durumda, tuttuğu farz oruçları kaza etmesi gerekir. Çünkü onun hayız günlerinde olduğu halde oruç tutmuş olduğunu öğrenmiş oluruz. Şüphesiz ibadet, kesin bir şekilde olmak üzere zimmetinde vacip olan bir durumdur. Bunun yanında hayızın en azı üzerine eklenmiş olanlar hakkında ise şüphe edildiği için, bu şüphe sebebiyle bunu o bayandan düşürmemiz söz konusu olamaz.
Ebu Hanife, İmam Malik ve İmam Şafii şöyle demiştir: Hayız süresinin en fazlası içinde girmiş olduğu kan günlerinin hepsinde oturur. Çoğu ve bunu aşan noktada kanı kesilecek olursa hepsi hayız sayılmış olur. Çünkü biz, istihazenin (özür kanının) mümkün olabileceği yanında, kan başlangıcının hayız olduğuna hükmetmiştik. Bu esnada gelmesi de böyledir. Hayız olduğuna dair hüküm vermiş olmamız, adetli bayan konusunda olduğu gibi, bunun caiz ve mümkün olabileceği görüşüne ters değildir. Çünkü hayız kanı, tabiatı ve fıtratı gereği gelen kandır; ancak istihaze kanı, hastalık yahut da damar (çatlaması vb.) sebebiyle gelen arızi bir kandır. Dolayısıyla aslolan sağlıklı olmak, selamette bulunmak, hayız kanının tabiatı gereği geldiği, bir illet sebebiyle gelmediğidir.
İmam Ahmed’den nakledildiğine göre bu bayan, hayızın en fazla olması sebebiyle oturur; ancak ondan meşhur gelen ilk görüşüdür. İlk kez hayız olan bir bayan hakkında doğru olan görüş; ondaki kan akışının üç kere tekrar edilmiş olmasına itibar etmektir. Bu şekilde üçüncü ayda kesin olan doğrudan başka bir yöne sapmamış olur.
Kanı kesilmedikçe ya da hayızın en fazla süresi geçmedikçe, oturmuş olduğu sürenin fazlasında kocası, eşiyle cinsi ilişkiye giremez. Çünkü açık bir şekilde hayız olma ihtimali söz konusudur. Ancak ihtiyaten zimmetinin beri olması hasebiyle (vebale girmesin diye) o günde orucu tutması ve namazı kılması emredilir. Yine ihtiyaten eşiyle cinsel temas kurmasından da kaçınması gerekmektedir.
Eğer kan devam eder de temayüz edemeyecek (hangi kan olduğuna dair bir ayrım yapamayacak) olursa, her ay içinde altı yahut yedi gün süreyle oturur. Bu, İmam Şafii’nin iki görüşünden birisidir. Çünkü genelde bu durumdaki kadınlar hayız görmektedirler. Genelde bu tür bir hayız, çoğunlukla kadınlarda görülen bir hayız şekli olduğundan, her ay içindeki hayız vaktinde uyulduğu gibi bunda da uyması lazım.
İmam Ahmed’den gelen bir nakle göre ise bu durumdaki kadın, her aydan olmak üzere bir gün bir gece süreyle oturur. Bu ikinci görüş de İmam Şafii’ye aittir. Zira bu kesindir, fazlası ise hakkında şüpheyi gerektirendir. Ondan gelen üçüncü bir nakle göre ise bu bayan, hayızın en fazla süresine değin oturur. Bu da Ebu Hanife’nin mezhebini oluşturur. Çünkü bu, hayız zamanıdır ve kadın bu süre içerisinde kanı gördü mü artık adetli kadın gibi oturur.
Ondan gelen bir nakilde ise diğer kadınların adeti hali gibi oturur. Bu da Ata, Sevri ve Evzai’nin görüşüdür. Çünkü genelde bu durumda bulunan bir kadın, diğer kadınların haline benzemektedir.
İlk görüş ise Hamne hadisinden dolayı daha doğrudur. Çünkü Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), onu altı yahut yedi gün süresine bağlı kalması üzere geri çevirmiş ve onu kesin olana, diğer kadınların adet durumuna yahut da hayızın en uzun süresine bağlı olarak geri göndermemiştir. Şayet devam eden kan belirgin ve mümeyyez olursa –geçen konulardan dolayı– temyiz edilmesine dönüverir.