Kâfir bir kimse Müslüman olduğu zaman gusül alması gerekir. Bu kişi ister doğuştan kâfir olup sonradan Müslüman olmuş olsun, ister dinden dönüp tekrar İslâm’a girmiş olsun; ister Müslüman olmadan önce gusletmiş olsun, ister olmasın; ister küfrü zamanında guslü gerektiren bir şey yaşamış olsun, ister olmasın fark etmez. Bu, İmam Mâlik ve Ebû Sevr’in görüşüdür. Nitekim Kays b. Âsım’dan rivayet edildiğine göre, kendisi Müslüman olunca Allah’ın Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) ona su ve sedirle gusletmesini emretmiştir. Bu emir vaciplik ifade etmektedir. Zira bir kâfir çoğunlukla cünüp bir halde dolaşır; bu nedenle onun üzerindeki pislik ve necaset ancak gusül ile ortadan kalkar. Dolayısıyla bu durum, kesinlik yerine şüphe mahalli olarak görülse de gerçek yerine geçer; tıpkı uykunun hadesin (abdestsizliğin) mahalli kabul edilmesi gibi.
Bazı âlimler şöyle demiştir: Böyle bir kimsenin gusletmesi müstehaptır, vacip değildir. Ancak kişi küfür döneminde cünüp olduğu biliniyorsa, o zaman Müslüman olduktan sonra gusül alması vacip olur. Bu, ister o dönemde gusletmiş olsun, ister olmasın, değişmez. Bu görüş, Şâfiî mezhebine aittir.
Ebû Hanîfe ise hiçbir durumda bu guslü vacip görmemiştir. Çünkü çok sayıda insan İslâm’a girmiştir ve eğer gusül almak emredilseydi, bu durum mütevatir ve açık bir şekilde nakledilmiş olurdu. Bu konudaki az sayıda rivayet, cünüpken Müslüman olan kimselerle ilgili olduğu ifade edilse de bu, delil teşkil etmez. Çünkü bilindiği üzere bulûğa ermiş bir kişinin cünüplükten tamamen uzak kalması neredeyse mümkün değildir. Eğer bu konuda gelen hadis sahihse, başka bir şart aranmaksızın delil kabul edilir.
Bu konuda rivayet edildiğine göre, Sa’d b. Muâz ve Üseyd b. Hudayr, Müslüman olmaya karar verdiklerinde Mus’ab b. Umeyr ve Es’ad b. Zürâre’ye: “Müslüman olduğunuzda bu işi nasıl yapardınız?” diye sorduklarında, onlar: “Guslederdik ve hak kelime olan şehadeti söylerdik.” şeklinde cevap vermişlerdir. Bu da konunun detaylarını göstermektedir.
Eğer bir kâfir cünüp olduktan sonra Müslüman olursa, bu cünüplükten dolayı ayrıca gusletmesi gerekmez. Bu, Müslümanlığa giriş sebebiyle guslü vacip görenlerin görüşüdür. Aynı zamanda bu, Ebû Hanîfe’nin de görüşüdür. Zira evlilik çağına gelmiş çok sayıda erkek ve kadının İslâm’a girdiği halde, Resûlullah’tan (sallallahu aleyhi ve sellem) onlardan birine gusül emrettiği yönünde bir nakil bulunmamaktadır. Bu sebeple, kesinlik bulunmayan yerlerde zan ve şüphe, hükmün düşmesine sebep olur. Tıpkı seferde karşılaşılan meşakkat sebebiyle bazı kolaylıkların tanınması gibi.