Sonra o gün, nimetlerden mutlaka sorguya çekileceksiniz.
Diyanet Vakfı
5, 6, 7, 8. Gerçek öyle değil! Kesin bilgi ile bilmiş olsaydınız, (orada) mutlaka cehennem ateşini görürdünüz. Sonra ahirette onu çıplak gözle göreceksiniz. Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.
Kurtubi Tefsiri
Sonra yemin olsun o günde nimetlerden elbette sorulacaksınızdır.
“Sonra yemin olsun o günde nimetlerden elbette sorulacaksınızdır.” Müslim’in Sahih’inde rivâyet ettiğine göre Ebû Hüreyre şöyle demiştir: Rasûlullah bir gün ya da bir gece dışarı çıktı. Ebû Bekir ve Ömer’le karşılaştı. Onlara: “Şu vakit evden çıkmanıza sebeb nedir!” diye sordu. Açlık ey Allah’ın Rasûlü, dediler. Peygamber: “Nefsim elinde olana yemin ederim ki, gerçekten beni de dışarı çıkartan sebeb, sizi çıkartan sebebin aynısıdır. Haydi kalkın.” İkisi de onunla birlikte kalktı, ensardan bir adama gitti(ler). Adam evinde değildi. Hanımı Peygamberi görünce, hoş safa geldiniz dedi. Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Filan nerede?” diye sordu. Hanımı: Bize bir miktar tatlı su getirmeye gitti. Derken ensardan olan o şahıs da geldi. Rasûlullaha ve arkadaşlarına baktı. Sonra da: Allah’a hamdolsun dedi. Bugün hiç kimsenin benim kadar değerli misafiri yoktur. Ensardan olan o zat gidip taze, kuru ve yaş hurması bulunan büyükçe bir salkım getirdi, bundan yiyin dedi. Bıçağı aldı, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ona: “Sakın süt emziren bir davarı kesmeyesin” dedi. Onlara bir koyun kesti, koyundan ve o hurma salkımından yediler, içtiler. Doyup, içeceğe de kanınca Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem), Ebû Bekir ve Ömer’e dedi ki: “Nefsim elinde olana yemin ederim ki, kıyâmet gününde bugünün nimetleri hakkında size soru sorulacaktır. Açlık sebebiyle evlerinizden dışarıya çıktınız, sonra da bu nimetleri elde edip geri döndünüz. ” Müslim, III, 1609.
Bu hadisi, Tirmizi de rivâyet etmiştir. Onun rivâyetinde şöyle denilmektedir: “İşte bu nefsim elinde olana yemin olsun ki; kıyâmet gününde kendisinden sorgulanacağınız nimetlerdendir. Serin bir gölge, hoş taze hurma ve soğuk bir su.” (Tirmizi) ensardan olan o şahsın künyesini de vermiş, adının Ebû’l-Heysem b. et-Teyyihan olduğunu söylemiş ve ondan sonra başından geçen bu olayı zikretmiştir. Tirmizi, IV, 583; Hâkim, Müstedrek, IV, 145.
Derim ki: Ensardan olan bu şahsın ismi Malik b. et-Teyyihan’dır. Künyesi de Ebû’l-Heysem’dir. Bu olay ile ilgili olarak Abdullah b. Revâha, Ebû’l-Heysem b. et-Teyyihan’ı överek şöyle demiştir:
“Hiçbir ümmet için İslâm gibi bir izzet kaynağı görmedim.
Ve o misafirperverin misafirleri gibi bir topluluğu da.
Bir peygamber, bir Sıddık ve bir ümmetin Faruk’u
Ki bunlar hem dal, hem budak olarak Havvaoğullarının hayırlılarıdır.
Belli bir vakit ve takdir olunmuş bir kaza gereği biraraya geldiler.
Esasen Allah’ın kazası takdir olunmuş bir kaderdir.
Şerefli bir adam ki cömertliğiyle yarışır,
Kuşluk vakti güneşleriyle, cömertlik, şeref ve öğüncüyle
Herbir baskında Allah’ın yarattıklarının şanlı suvarisidir o.
Herkes sağlam çivilerle dokunmuş demir (zırh)ı giydiği vakit.
Hoş ve güzel karşıladı, sevinçle selamladı, sonra cömertçe ağırladı onları.
Onlara ziyafet olarak (etleri) paramparça edilmiş, semiz bir koyunu ikram eyledi.”
Hafız Ebû Nuaym, Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın azadlısı Ebû Asib’den şöyle dediğini zikretmektedir: Bir gece Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) yanımıza çıkageldi. Ben de onun yanına gittim. Sonra Ebû Bekir’in yanına vardı, onu çağırdı, o da yanına çıkıp geldi. Daha sonra Ömer’e uğradı, onu da çağırdı, o da yanına geldi. Yola koyuldu, nihayet ensardan birisine ait bir bahçeden içeri girip, bahçenin sahibine: “Bize taze hurma getir de yiyelim.” dedi. Ensardan olan o zat bir salkım hurma getirdi, yere koydu, onlar da ondan yediler. Daha sonra su istedi, suyu içti. Sonra da: “Yemin olsun ki kıyâmet gününde bunlardan size sorulacaktır” diye buyurdu. (Ebû Asib) dedi ki: Ömer salkımı aldı ve hurması Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın yüzüne doğru dağılıncaya kadar yere vurdu. Ey Allah’ın Rasûlü dedi, biz kıyâmet gününde bundan da mı sorumlu tutulacağız? Peygamber şöyle buyurdu: “Evet, ancak üç şey müstesna (onlardan sorumlu tutulmak sözkonusu olmayacaktır.): Kendisiyle açlığını gidereceği bir parça ekmek yahut kendisiyle avretini örteceği bir elbise yahut sıcak ve soğuktan korunmak için içinde barınacağı bir delik.” Ebû Nuaym, Hilye, II, 27-28; ayrıca bk. İbn Adiy, el-Kâmil, II, 440-441.
Te’vil âlimleri kendisinden sorumluluğun sözkonusu olduğu nimetlerin mahiyeti hususunda on görüş belirtmişlerdir:
1- Güvenlik ve sağlıktır. Bu İbn Mes’ûd’un görüşüdür.
2- Sağlık ve boş vakittir. Bu da Said b. Cübeyr’in görüşüdür.
Buhârî’de Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan şöyle dediği zikredilmektedir: “İki nimet vardır ki insanların birçoğu o ikisi hakkında aldanış içerisindedirler: Sağlık ve boş vakit.” Buhârî, V, 2357; Tirmizi, IV, 550; İbn Mace, II, 1396; Müsned, I, 344.
3- Görmek ve işitmek organları ile idrak edebilmektir. Bu görüş İbn Abbâs’ın görüşüdür. Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur:
“Çünkü kulak, göz ve kalbin herbiri ondan sorumludur.” (el-İsra, 17/36)
Sahih’de Ebû Hüreyre ve Ebû Said’den şöyle dedikleri zikredilmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Kıyâmet gününde kul getirilir, ona şöyle der: Ben sana işitecek kulak, görecek göz, mal ve evlat… vermedim mi?” Bu hadisi Tirmizi rivâyet etmiş olup, hakkında hadis hasen, sahihtir demiştir. Tirmizi, IV, 619.
4- Yenilen ve içilen şeylerin lezzetleridir. Bu da Cabir b. Abdullah el-Ensari’nin görüşüdür. Ebû Hüreyre’nin rivâyet ettiği hadis de buna delil teşkil eder.
5- Öğlen ve akşam yemekleridir. Bu da el-Hasen’in görüşüdür.
6- Bu Mekhul eş-Şami’nin görüşüdür: Bundan kasıt, midelerin doyması, soğuk içecekler, meskenlerin gölgesi, mutedil yaratılış ve uyku lezzetidir. Bunu ayrıca Zeyd b. Eslem babasından rivâyet etmiş ve şöyle dediğini nakletmiştir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Sonra yemin olsun o günde nimetlerden elbette sorulacaksınızdır” âyetini okudu. Yani midelerin doymasından (sorulacaksınız) … diye buyurdu…” deyip hadisin geri kalan bölümlerini zikretti. İbn Kesîr, Tefsir, IV, 548; Süyutî, ed-Durru’l-Mensûr, VIII, 611.
Bu hadisi el-Maverdi zikrettikten sonra şunları söylemiştir: Böyle bir sorgulama kâfiri de, mü’mini de kapsamına alır. Şu kadar var ki, mü’minin sorgulanması ona hem dünya, hem âhiret nimetlerinin verileceği müjdesini ihtiva eder. Kâfirin sorgulanması ise dünyadaki nimetlere küfür ve masiyet ile karşılık verdiği için bir azar mahiyetinde olacaktır. Maverdi, Nüket, VI. 332.
7- Bir kesimin görüşüne göre, bütün nimetleri kapsayan bu sorgulama, sadece kâfirler içindir. Çünkü rivâyet olunduğuna göre bu âyet-i kerîme nazil olunca Ebû Bekir şöyle demiş: Ey Allah’ın Rasûlü! Ebû’l-Heysem b. et-Teyyihan’ın evinden arpa ekmeği, el ve henüz yeni olgunlaşmaya başlamış taze hurma ve tatlı sudan ibaret seninle birlikte bir yemek yemiştik. Sence yemiş olduğumuz o yemek kendisinden sorguya çekileceğimiz nimetlerden midir? Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu:
“O sorgulama kâfirler içindir.” Daha sonra:
“Zaten Biz, nankörlük edenlerden başkasını cezalandırır mıyız ki?” (Sebe, 34/17) âyetini okudu. Bunu el-Kuşeyri Ebû Nasr zikretmiştir.
el-Hasen de: Nimetlerden sorumlu tutulacaklar, yalnızca cehennem ehlidir. el-Kuşeyri dedi ki: Bu hususta varid olmuş haberler bir arada şöylece açıklanabilir: Herkes sorumlu tutulacak, fakat kâfirlerin sorgulanmaları azar mahiyetinde olacaktır. Çünkü kâfirler şükrü terketmişlerdir. Mü’minlerin sorgulanması ise onların şereflerini yükseltmek mahiyetinde olacaktır. Çünkü mü’minler vaktiyle şükretmişlerdi. Kendilerinden sorumlu tutulacak nimetler ise her nimeti kapsar.
Derim ki: Bu görüş güzel bir görüştür. Çünkü (âyetin) lâfzı gencidir, el-Firyabı şunu zikretmektedir: Bize Vcrkâ, İbn Ebi Necih’den yüce Allah’ın:
“Sonra yemin olsun o günde nimetlerden elbette sorulacaksınızdır.” âyeti hakkında dedi ki: Dünyada zevk veren herşeyden…
Ebû’l-Ahvas, Abdullah (b. Mesud)’dan, o Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan şöyle dediğini rivâyet etmektedir: “Şüphesiz yüce Allah kıyâmet gününde kulu üzerindeki nimetlerini tek tek sayacak, sonunda ona karşı şunu dahi sayacak: Benden seni filan kadın ile evlendirmemi istedin -ve bu arada o kadının ismini verecek- ben de seni onunla evlendirdim.” Aynı anlamı da ihtiva eden uzunca ve Ebû Hüreyre’den gelen bîr hadis için bk. İbn Hibban, Sahih, X, 499, XVI, 3