Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların mümin olduklarını anlarsanız artık onları kâfirlere geri göndermeyin. Ne bu kadınlar onlara helâldir ne de onlar bu kadınlara helâldir. Onların harcadıklarını kendilerine verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınlarla olan nikâh bağlarını elde tutmayın. Harcadığınız mehri isteyin, onlar da harcadıkları mehri istesinler. Bu Allah’ın hükmüdür; aranızda O hükmeder. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Ya eyyuhe’llezine amenu (ey iman edenler), iza caekumu’l-mu’minatu (mümin kadınlar size geldiğinde) muhaciratin (hicret etmiş olarak), femtehinuhunne (onları imtihan edin). Allahu (Allah) a’lemu (en iyi bilendir) bi-imanihinne (imanlarını). Fe-in alimtumuhunne (eğer onların mümin olduklarını anlarsanız), fe-la terciuhunne (onları geri döndürmeyin) ile’l-kuffari (inkârcılara). La hunne (onlar değildir) hillun (helâl) lehum (onlara), ve la hum (ve onlar da değildir) yehillune (helâl) lehunne (onlara). Ve atuhum (ve onlara verin) ma enfeku (harcadıkları mehirleri). Ve la cunaha aleykum (size günah yoktur) en tenkihuhunne (onlarla evlenmenizde) iza ateytumuhunne (kendilerine verdiğiniz zaman) ucurahunne (mehirlerini). Ve la tumsiku (ve tutmayın) bi-isemi’l-kevafiri (inkârcı kadınlarla evlilik bağlarını). Ves’elu (isteyin) ma enfektum (harcadığınız mehirleri), vel-yes’elu (onlar da istesinler) ma enfeku (harcadıklarını). Zalikum (işte bu) hukmu’llahi (Allah’ın hükmüdür), yahkumu (hükmeder) beynekum (aranızda). Vallahu (ve Allah) alim (bilendir) hakim (hikmet sahibidir).
Mukatil Tefsiri
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Mümin kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde onları imtihan edin.” Bunun sebebi şudur: Nebî, Hudeybiye günü Mekkelilerle bir anlaşma yapmış ve iki taraf arasında bir yazılı antlaşma hazırlanmıştı. Bu antlaşmada, Müslümanlardan Mekke’ye sığınanların Mekkelilere bırakılacağı, Mekkelilerden Nebî’ye gelenlerin ise geri verileceği hükmü bulunuyordu. Bu antlaşma devam ederken Sebîa bint Hâris el-Eslemiyye adlı bir kadın Nebî’nin yanına geldi. Kendisi Mekke müşriklerinden Sayfî b. Râhib’in nikâhı altındaydı. Bunun üzerine kocası gelip Nebî’ye: “Onu bize geri ver. Çünkü seninle bizim aramızda böyle bir şart vardır.” dedi. Nebî ise: “Bu şart yalnız erkekler hakkında konulmuştur, kadınlar hakkında değildir.” buyurdu.
Bunun üzerine Allah Teâlâ: “Ey iman edenler! Mümin kadınlar muhacir olarak size geldiklerinde onları imtihan edin.” buyruğunu indirdi. Buradaki imtihan Sebîa hakkında uygulanmıştır. Nebî ona şöyle yemin ettirerek sormuştur: “Allah adına söyle; seni kavminden çıkaran şey bir olay, kocana karşı hoşnutsuzluk, ona duyduğun kin veya başka bir dünya isteği değildir de yalnız İslâm’a rağbet ve ona olan arzun mudur?” İşte ayette geçen imtihan budur. Ardından Allah: “Allah onların imanlarını daha iyi bilir.” buyurmuştur. “Eğer onların mümin olduklarını anlarsanız artık onları kâfirlere geri göndermeyin.” Yani Sebîa gibi kadınların imanlarının samimi olduğu anlaşılırsa onları müşrik kocalarına geri vermeyin. Çünkü “Ne bu kadınlar onlara helâldir ne de onlar bu kadınlara helâldir.” Mümin bir kadın kâfir bir erkeğe helâl değildir; kâfir bir erkek de mümin bir kadına helâl değildir.
“Kâfir kocaların harcadıklarını onlara verin.” buyruğu, müşrik kocaların eşlerine vermiş oldukları mehirlerin kendilerine geri ödenmesi anlamındadır. Müslümanlardan biri bu muhacir kadınla evlenirse, kadının müşrik kocasına verdiği mehir iade edilir. Ancak kadınla Müslümanlardan hiç kimse evlenmezse müşrik kocasının herhangi bir hakkı olmaz. “Mehirlerini kendilerine verdiğiniz takdirde bu kadınlarla evlenmenizde sizin için bir günah yoktur.” buyruğu da bunu açıklamaktadır.
“Kâfir kadınlarla olan nikâh bağlarını sürdürmeyin.” buyruğu, kâfir kadınlarla yapılan evlilik bağlarının geçersiz sayılması anlamındadır. Müslüman bir erkeğin kâfir eşini nikâhı altında tutmaması emredilmektedir. Çünkü artık o kadın onun için eş hükmünde değildir. Müfessir, bazı kimselerin kâfir eşlerini sırf onların kabilelerinden ve yakınlarından güç almak amacıyla yanlarında tuttuklarını söylemektedir. Bu ayetin nazil olduğu dönemde Hz. Ömer’in Mekke’de kalan eşi Kuraybe bint Ebî Ümeyye, Hişâm b. Âs’ın eşi Hind bint Ebî Cehil, İyâd b. Şeddâd’ın eşi Ümmü’l-Hakem bint Ebî Süfyân, Şemmâs b. Osman’ın eşi Yerbû‘ bint Âtike ve Amr b. Abd Amr’ın eşi Hind bint Abdüluzzâ gibi kadınlar müşrikler arasında bulunuyordu. Daha sonra Hz. Ömer’in eski eşiyle Ebû Süfyân evlenmiştir. Bu sebeple Allah Teâlâ “Onları kâfirlere geri göndermeyin.” buyruğunu indirmiştir. Müfessire göre bu hüküm neshedilmemiş, yürürlükte kalmıştır; ancak nafaka ile ilgili hükümler daha sonra kaldırılmıştır.
“Harcadığınız mehri isteyin.” buyruğu şu anlama gelir: Eğer Müslümanlardan birinin eşi kâfirlere giderse, onunla evlenen kişiden kadının eski Müslüman kocasına mehir ve yaptığı masrafların geri verilmesi istenir. “Onlar da harcadıkları mehri istesinler.” buyruğu ise Mekke’den Müslüman olarak hicret eden bir kadınla evlenen Müslümanın, kadının önceki müşrik kocasına verdiği mehri geri ödemesi gerektiğini ifade eder. Eğer iki muhacir kadından biri evlenir, diğeri evlenmezse, evlenen kadının yeni kocası mehri eski kocasına öder; evlenmeyen kadının eski kocası ise herhangi bir mehir alamaz. Bu durum ancak kadın yeniden evlenirse gerçekleşir. Eğer Mekke müşrikleri bu mehirleri gönüllü olarak ödemezlerse ve Müslümanlar onlara galip gelirlerse, bu mehirler onlardan alınır. Bu hüküm, Mekkelilerle yapılan barış dönemine mahsustu.
Allah Teâlâ bunun ardından şöyle buyurmuştur: “Bu Allah’ın hükmüdür. Aranızda O hükmeder.” Yani Müslümanlarla kâfirler arasındaki mehir ve nafaka meselelerinde hükmü veren Allah’tır. “Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” O kullarını en iyi bilen ve verdiği hükümlerde tam hikmet sahibi olandır.
Müfessir daha sonra bu ayette yer alan nafaka ve mehirle ilgili hükümlerin büyük kısmının daha sonra “kılıç ayeti” diye anılan hükümle kaldırıldığını söylemektedir. Ancak “Ne bu kadınlar onlara helâldir ne de onlar bu kadınlara helâldir.” kısmının neshedilmediğini belirtmektedir. Müfessirin işaret ettiği ayet şudur: “Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün.” (Tevbe 5).
Taberi Tefsiri
Allah Teâlâ, Resûlullah’ın ashabından olan müminlere hitap ederek, küfür diyarından İslâm diyarına hicret ederek gelen mümin kadınları imtihan etmelerini emretmektedir. Resûlullah’ın onları imtihan ediş şekli hakkında İbn Abbas’a sorulduğunda şöyle demiştir: Resûlullah onları Allah adına yemin ettirerek, “Kocana duyduğun öfke sebebiyle çıkmadın, bir ülkeden başka bir ülkeye gitme isteğiyle çıkmadın, dünya menfaati elde etmek için çıkmadın; yalnızca Allah ve Resûlü sevgisi sebebiyle çıktın.” dedirtirdi. İbn Abbas’tan gelen başka bir rivayette de, bir kadın Resûlullah’a geldiğinde ona bu şekilde yemin ettirildiği ve hicret sebebinin araştırıldığı nakledilmiştir.
Âişe ise Resûlullah’ın mümin kadınları yalnızca Allah’ın, “Ey Peygamber! Mümin kadınlar sana gelip Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamaları üzere biat ettiklerinde…” diye başlayan ayetinde zikredilen şartlarla imtihan ettiğini söylemiştir. Yine Âişe’nin rivayetine göre hicret eden mümin kadınlar bu ayette belirtilen şartları kabul ettiklerinde Resûlullah onlara, “Gidebilirsiniz, sizinle biatlaştım.” derdi. Âişe özellikle Allah’a yemin ederek Resûlullah’ın elinin hiçbir zaman bir kadının eline değmediğini, kadınlarla biatin yalnızca sözle gerçekleştiğini belirtmiş ve Resûlullah’ın kadınlardan Allah’ın emrettiği hususlar dışında hiçbir söz almadığını, şartları kabul ettiklerinde sadece “Sizinle sözlü olarak biatlaştım.” dediğini nakletmiştir.
İbn Abbas’tan gelen bir başka rivayette kadınların imtihanı, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmeleriydi. Mücâhid ise ayette geçen “Onları imtihan edin.” emrinin, onları buraya getiren sebebin sorulması anlamına geldiğini söylemiş, eğer geliş sebepleri kocalarına öfke duymaları, hoşnutsuzluk veya buna benzer dünyevî sebepler ise ve gerçekten iman etmemişlerse kocalarına geri gönderilmeleri gerektiğini ifade etmiştir. Katâde de kadınların Allah adına yemin ettirilerek, onları buraya başkaldırı veya ailevi problemler değil, yalnızca İslâm sevgisi ve Müslümanlara bağlılık getirdiğini söylemeleri halinde sözlerinin kabul edildiğini nakletmiştir. Yine Katâde’ye göre onlar, yalnızca İslâm’a rağbet ettikleri ve Allah ile Resûlünü sevdikleri için çıktıklarına dair yemin ederlerdi. Süfyân’ın İkrime’den naklettiğine göre ise onlara, “Seni buraya yalnız Allah sevgisi mi getirdi, yoksa bizden bir erkeğe duyduğun sevgi yahut kocandan kaçış mı?” diye sorulurdu. İbn Zeyd de müşrik kadınlardan bazılarının kocalarına kızdıklarında veya aralarında tartışma çıktığında, “Muhammed’e ve ashabına hicret edeceğim.” dediklerini, bunun üzerine Allah’ın bu ayeti indirerek geliş sebeplerinin araştırılmasını emrettiğini söylemiştir; eğer onları getiren şey öfke ise geri gönderilecekler, onları getiren şey İslâm ise geri çevrilmeyeceklerdi. Bekîr b. Eşecc de kadınların imtihanının, onları buraya yalnızca dinin getirdiğinin araştırılması olduğunu söylemiştir.
“Allah onların imanlarını daha iyi bilir.” ifadesiyle Allah Teâlâ, hicret ederek gelen kadınların gerçek iman durumunu en iyi kendisinin bildiğini haber vermektedir. Ardından, “Eğer onların mümin olduklarını anlarsanız artık onları kâfirlere geri göndermeyin.” buyurmuş, yani imtihan sırasında imanlarının sahih olduğu ortaya çıkarsa onları müşriklere geri vermeyin demiştir. Bu hüküm özellikle Hudeybiye Antlaşması sebebiyle indirilmiştir. Çünkü Resûlullah ile Kureyş müşrikleri arasında yapılan anlaşmada Müslüman olarak gelenlerin geri verilmesi şartı bulunuyordu. Ancak Allah bu hükmü mümin kadınlar hakkında kaldırmış, onlar İslâm için geldikleri anlaşıldığında müşriklere geri gönderilmemelerini emretmiştir. Bunun ardından, “Ne bu kadınlar onlara helâldir ne de onlar bu kadınlara helâldir.” buyurularak mümin kadınların kâfir erkeklere, kâfir erkeklerin de mümin kadınlara helâl olmadığı açıklanmıştır.
Bu hususu açıklayan rivayetlerden birinde Zührî şöyle anlatmaktadır: Urve b. Zübeyr, Velîd b. Abdülmelik’in görevlilerinden birine yazdığı mektupta, Resûlullah’ın Hudeybiye yılında Kureyş ile yaptığı anlaşmada, velisinin izni olmadan gelenlerin geri verilmesini kabul ettiğini, fakat kadınlar hicret ederek Resûlullah’a geldiklerinde Allah’ın onların müşriklere geri gönderilmelerini reddettiğini, çünkü imtihan edilmeleri sonucunda gerçekten İslâm’a rağbet ederek geldiklerinin anlaşıldığını belirtmiştir.
“Onlara harcadıklarını verin.” buyruğu ise, mümin oldukları anlaşılıp müşriklere geri gönderilmeyen kadınların müşrik kocalarına, nikâh sırasında ödedikleri mehirlerin geri verilmesini ifade etmektedir. İbn Abbas, kadınların Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve elçisi olduğuna şahitlik etmeleri halinde geri gönderilmediklerini, buna karşılık müşrik kocalarına nikâh sırasında verdikleri mehirlerin ödendiğini söylemiştir. Mücâhid de bu ayetin anlamının, kadınların kocalarına mehirlerinin geri verilmesi olduğunu ifade etmiştir.
Katâde, bu hükmün Allah’ın hidayet ehli ile sapıklık ehli arasında koyduğu bir hüküm olduğunu söylemiş ve Resûlullah ile aralarında anlaşma bulunan müşriklerden kaçıp gelen kadınların Müslümanlar tarafından nikâhlanması halinde mehirlerinin müşrik kocalarına gönderildiğini, aynı şekilde Müslüman kadınlardan müşriklere gidenler olursa onların mehirlerinin de Müslüman kocalarına geri verildiğini anlatmıştır. Zührî de bu ayetin Hudeybiye’nin aşağı tarafında nazil olduğunu, Resûlullah’ın daha önce gelenleri geri vermeyi kabul etmiş olmasına rağmen kadınlar gelince bu hükmün indirildiğini, müşrik kocalara mehirlerinin geri verilmesinin emredildiğini ve aynı hükmün müşrikler için de geçerli kılındığını, Müslüman kadınlardan biri onların tarafına giderse mehirinin kocasına geri verilmesinin kararlaştırıldığını söylemiştir. Bunun ardından Allah Teâlâ, “Kâfir kadınlarla olan nikâh bağlarını elde tutmayın.” buyurarak mümin erkeklerin kâfir kadınlarla olan evlilik bağlarını sürdürmelerini yasaklamıştır.
Dahhâk da Resûlullah’ın müşrikler ve Ehl-i Kitap ile yaptığı antlaşmalarda kadınların ve malların geri verilmesine dair hükümler bulunduğunu, Müslümanlardan birinin karısı dinini terk ederek müşriklere katılırsa onun için harcanan mehrin kocasına geri verildiğini, müşriklerin kadınlarından biri Resûlullah’a geldiğinde ise Resûlullah’ın onu imtihan ederek geliş sebebini araştırdığını nakletmiştir.
Dahhâk şöyle demiştir: Resûlullah müşrikler ve Ehl-i Kitap ile antlaşmalar yapmıştı. Bu antlaşmaların şartları arasında malların ve kadınların geri verilmesi de bulunuyordu. Müminlerden birinin karısı dinini terk ederek müşriklere katılırsa, onun kocasına harcadığı mehir geri ödenirdi. Müşriklerin kadınlarından biri Resûlullah’a geldiğinde ise Resûlullah onu imtihan eder ve: “Seni kavminden çıkaran şey nedir?” diye sorardı. Eğer İslâm istemiyle geldiği anlaşılırsa Resûlullah onu kabul eder ve müşrik kocasına onun için harcadığı mehri geri verirdi. Eğer kocasından kaçıp başka bir erkeğe gitmek istemiş ve müşrik olarak kalmışsa Resûlullah onu müşrik kocasına geri gönderirdi.
İbn Zeyd şöyle demiştir: Resûlullah müşriklerle barış yaptığı zaman antlaşma şartları arasında, “Bizden size geleni geri vereceksiniz, sizden bize geleni de biz geri vereceğiz.” hükmü bulunuyordu. Resûlullah da: “Sizden bize geleni size geri veririz; bizden size gidip imana karşı küfrü tercih edenlere ise ihtiyacımız yoktur.” buyurmuştu. Fakat Allah bu hükmü kadınlar hakkında kabul etmedi. Erkekler konusunda ise bu şart devam etti. Bunun üzerine Allah: “Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde onları imtihan edin…” buyruğunu indirdi ve ayetin devamındaki “Onların harcadıklarını kendilerine verin.” ifadesiyle müşrik kocalara ödedikleri mehirlerin verilmesini emretti.
Bekîr b. Eşecc şöyle demiştir: Resûlullah ile müşrikler arasında kadınların kaçıp gelmesi hususunda bir anlaşma vardı. Müşrik bir kadın kaçıp Müslümanlara geldiğinde Müslümanlar onun kocasına yaptığı masrafı öderlerdi ve bunu uyguluyorlardı. Eğer ne müşrikler ne de Müslümanlar bu ödemeyi yapmazsa, karısı gitmiş olan Müslümanın zararını Müslümanlar karşılarlardı.
“Mehirlerini verdiğiniz takdirde bu kadınlarla evlenmenizde size bir günah yoktur.” buyruğu hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ey müminler! Darülharpten size sığınan ve kocalarından ayrılan bu hicret etmiş kadınların mümin olduklarını anladığınız takdirde, mehirlerini verdiğiniz zaman onlarla evlenmenizde size bir sakınca yoktur. Buradaki “ücretler”den maksat mehirlerdir.
Katâde şöyle demiştir: Resûlullah ile aralarında antlaşma bulunan müşriklerden kaçıp Müslümanlara gelen kadınlar Müslümanlarla evlendiğinde, onların mehirleri müşrik kocalarına gönderilirdi.
Zührî ise şöyle demiştir: Allah, mehirlerinin ancak kadınlar kocalarından alıkonulduğu takdirde geri verilmesini emretmiştir. Bu da müşriklerin, Müslüman kadınlardan yanlarında kalanların mehirlerini geri ödemeleri şartına bağlıydı.
İbn Zeyd, “Bu kadınlarla evlenmenizde size günah yoktur.” ayeti hakkında şöyle demiştir: O kadının müşrik ülkede bir kocası bulunsa bile İslâm onların arasını ayırmıştır. Rahimlerinin boş olduğu anlaşıldıktan sonra onunla evlenmek câizdir.
“Kâfir kadınlarla olan nikâh bağlarını elde tutmayın.” buyruğu hakkında Allah Teâlâ, Resûlullah’ın ashabından olan müminlere şöyle buyurmaktadır: Ey müminler! Kâfir kadınlarla olan evlilik bağlarını ve nikâh akitlerini sürdürmeyin. “Kâfirler” kelimesi kâfir kadınların çoğuludur. “İsam” ise bağ ve nikâh bağı anlamındadır. Bu ayet, müminlerin putperest kadınlarla evliliklerini sürdürmelerini yasaklamakta ve onlardan ayrılmalarını emretmektedir.
Bu konuda gelen rivayetlerden birinde Misver b. Mahreme ve Mervân b. Hakem şöyle anlatmaktadır: Resûlullah ile Kureyş arasında Hudeybiye antlaşması yapıldıktan sonra bazı mümin kadınlar Resûlullah’a geldiler. Bunun üzerine Allah, “Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size geldiklerinde…” ayetini “Kâfir kadınların nikâh bağlarını elde tutmayın.” buyruğuna kadar indirdi. Bunun üzerine Ömer o gün müşrik olan iki eşini boşadı. Onlardan biriyle Muâviye b. Ebû Süfyân, diğeriyle ise Safvân b. Ümeyye evlendi.
İbn Şihâb ez-Zührî şöyle demiştir: İmtihan ayeti, Resûlullah ile Kureyş kâfirleri arasındaki antlaşma sebebiyle indirildi. Resûlullah, Müslüman olup hicret eden kadınların müşrik kocalarına mehirlerini geri veriyordu. Bu hüküm, aralarında antlaşma bulunmasından dolayı uygulanıyordu. Eğer aralarında savaş hali olsaydı ve herhangi bir antlaşma bulunmasaydı onlara hiçbir mehir geri verilmezdi. Allah aynı hükmü müşrikler için de geçerli kılmıştı. Bu ayet indirildiğinde müminler, yanlarında bulunan bütün kâfir kadınları boşadılar. Ömer b. Hattâb, Ebû Ümeyye b. Muğîre’nin kızı olan eşini boşadı; onunla daha sonra Muâviye b. Ebû Süfyân evlendi. Yine Huzâa kabilesinden Cerûl’un kızı olan eşini boşadı; onunla da Ebû Cehm b. Huzâfe evlendi. Allah bu hükmü, antlaşma süresince müminlerle müşrikler arasında geçerli bir kanun olarak koydu.
İbn İshak’ın Zührî’den nakline göre, bu ayet indikten sonra Ömer’in boşadığı kadınlardan biri Kureybe bint Ebî Ümeyye idi; onunla daha sonra Muâviye evlendi. Yine Abdullah b. Ömer’in annesi olan Ümmü Külsûm bint Cerûl ile Ebû Cehm evlendi. Talha b. Ubeydullah’ın eşi olan Ervâ bint Rebîa b. Hâris’in de İslâm sebebiyle nikâhı sona erdi. Talha Medine’ye hicret etmiş, kadın ise Mekke’de kavminin dini üzerinde kalmıştı. Daha sonra İslâm döneminde onunla Hâlid b. Saîd evlendi.
Resûlullah’a sığınan müşrik kadınlar arasında, kendisiyle Resûlullah arasında herhangi bir antlaşma bulunmayanlardan Ümeyme bint Bişr el-Ensâriyye de vardı. Resûlullah onu yanında tuttu ve bir Müslümanla evlendirdi. Yine Ümeyye b. Zeyd oğullarından bir kadın, müşrik olan Sâbit b. Dehdâha’nın eşiydi. O da Resûlullah’a kaçıp geldi. Resûlullah onu Sehl b. Huneyf ile evlendirdi ve bu evlilikten Abdullah b. Sehl doğdu.
Zührî, “Kâfir kadınların nikâh bağlarını elde tutmayın.” ayeti hakkında, “Ömer Mekke’de bulunan iki eşini boşadı.” demiştir.
Mücâhid şöyle demiştir: Muhammed’in ashabına, Mekke’de kâfirlerle birlikte kalan kâfir eşlerini boşamaları emredildi.
Katâde ise şöyle demiştir: Bu hüküm, İslâm’ı kabul etmeyen Arap müşrik kadınları hakkındadır; onların yollarının serbest bırakılması emredilmiştir.
İbn Zeyd de şöyle demiştir: Kadın küfre dönerse onu nikâhında tutma. Onu serbest bırak. Küfre girdiği anda onunla kocası arasındaki evlilik bağı sona ermiş olur.
Daha sonra Taberî, “Ve lâ tumsikû biʿisami’l-kevâfir” ifadesindeki kıraat farklılıklarını zikretmiş ve bu iki okuyuşun da Arap dilinde bilinen, sahih ve meşhur kullanımlar olduğunu belirtmiştir.
“Harcadığınız mehri isteyin, onlar da harcadıkları mehri istesinler.” buyruğunun anlamı şudur: Ey müminler! Eşleri İslâm yurdundan ayrılıp Kureyş müşriklerine katılanlar, o kadınlar için harcadıkları mehirleri müşriklerden istesinler. Aynı şekilde, eşleri mümin olarak size gelip burada evlenen müşrikler de onlar için harcadıkları mehirleri sizden istesinler.
İbn Şihâb şöyle demiştir: Müminler Allah’ın hükmünü kabul ettiler ve müşriklerin kadınları için yaptıkları harcamaları geri ödediler. Fakat müşrikler, Müslümanların kadınları için yaptıkları harcamaları geri ödeme hükmünü kabul etmediler.
Mücâhid ise şöyle demiştir: Muhammed’in ashabının eşlerinden müşriklere giden kadınların mehirlerini müşrikler ödemeliydi ve kadınları yanlarında tutabilirlerdi. Aynı şekilde müşriklerin kadınlarından Müslümanlara gelenler için de aynı hüküm geçerliydi. Bu, Muhammed ile Kureyş arasında yapılan barış antlaşmasının bir şartıydı.
“Bu Allah’ın hükmüdür; aranızda O hükmeder.” buyruğu hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Ey müminler! Müşriklerden eşleri gidenlerin mehirlerini istemeniz ve onların da size gelen kadınlar için ödedikleri mehirleri istemeleri hususunda verdiğim bu hüküm Allah’ın hükmüdür. Onu aşmayın. Çünkü bu hak olan hükümdür ve ondan başkası kabul edilmez. Rivayet edildiğine göre Resûlullah’ın ashabı Allah’ın hükmüne boyun eğdi ve ona uydu. Müşrikler ise bu hükmü kabul etmediler ve Hudeybiye’de kararlaştırılan şartların uygulanmasını istemeye devam ettiler.
Zührî şöyle demiştir: Müminler Allah’ın hükmünü kabul ettiler; müşrikler ise kabul etmediler. Bunun üzerine Allah, “Eğer eşlerinizden bir şey kâfirlere geçer de…” ayetini indirdi.
İbn İshak’ın Zührî’den rivayetine göre Allah, “Bu Allah’ın hükmüdür; aranızda O hükmeder.” buyurduğunda Resûlullah kadınları yanında tuttu, erkekleri ise geri verdi. Allah’ın emrettiği şekilde, yanında kalan kadınların mehirlerini istemiş ve karşı tarafın da aynı şeyi yapmasını istemişti. Eğer Allah bu hükmü vermemiş olsaydı Resûlullah kadınları da erkekler gibi geri verirdi. Yine Hudeybiye’deki antlaşma ve süreli barış olmasaydı, kadınları yanında tutar ve müşriklere hiçbir mehir ödemezdi. Antlaşmadan önce kendisine gelen Müslüman kadınlara da aynı şekilde davranırdı.
“Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Yani Allah, kullarının yararına olan şeyleri en iyi bilendir; onların işlerini hikmetle düzenleyen ve her hükmünü yerli yerince verendir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…