Allah’a ve ahiret gününe iman eden hiçbir topluluğu, Allah’a ve elçisine karşı gelenlerle —babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa— dostluk ettiğini göremezsin. Allah onların kalplerine imanı yazmıştır ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir. Onları, altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razıdır, onlar da O’ndan razıdır. İşte onlar Allah’ın fırkasıdır. Dikkat edin! Allah’ın fırkası, kurtuluşa erenlerin ta kendisidir.
Diyanet Vakfı
Allaha ve ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allaha ve Resulüne düşman olanlarla dostluk ettiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allahtan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Allahın tarafında olanlardır. İyi bilin ki, kurtuluşa erecekler de sadece Allahın tarafında olanlardır.
Kurtubi Tefsiri
Allah’a ve âhiret gününe inanan hiçbir kavmin, Allah ve Rasûlü ile sınır mücadelesi yapanlara sevgi beslediklerini göremezsin. İsterse bunlar babaları, yahut oğulları, yahut kardeşleri, yahut soydaşları olsa bile. İşte bunlar, kalplerine Îmanı yazmış olduğu ve kendilerini katından bir ruh ile desteklemiş olduğu kimselerdir. Hem de onları orada ebediyyen kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Allah da onlardan razı olmuştur, onlar da O’ndan hoşnut olmuşlardır. İşte bunlar Allah’ın hizbidir. Haberiniz olsun, muhakkak ki Allah’ın hizbi, umduklarına kavuşanların ta kendileridir.
Bu âyete dair açıklamalarımızı iki başlık halinde sunacağız:
1- Âyetin Nüzul Sebebi:
“Allah’a ve âhiret gününe inanan hiçbir kavmin, Allah ve Rasûlü ile sınır mücadelesi yapanlara” âyetine dair açıklamalar daha önceden (et-Tevbe, 9/63. âyetin tefsirinde) geçmiş bulunmaktadır.
“Sevgi beslediklerini” onları sevip, onları veli ve dost edindiklerini
“göremezsin.”
“İsterse bunlar babaları… olsalar bile” âyeti hakkında es-Süddî dedi ki; Bu Abdullah b. Ubeyy’in oğlu Abdullah hakkında inmiştir. Bir gün Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın yanında oturdu. Peygamber bir su İçti, ona; Allah aşkına ey Allah’ın Rasûlü şu içtiğin sudan bir miktar arttır, onu gidip babama içireyim. Belki onunla Allah kalbini temizler. Bunun üzerine Peygamber ona biraz arttırdı. Abdullah da bu artanı babasına götürdü. Babası kendisine: Bu da ne diye surunca, oğlu: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın içtiği sudan bir artıktır. Sen içesin diye bunu sana getirdim, belki bununla Allah senin kalbini arındırır, dedi. Babası ona: Bunun yerine niye bana annenin sidiğini getirmedin? O bundan daha temizdir, dedi. Oğlu bu işe kızdı ve Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelerek: Ey Allah’ın Rasûlü dedi, babamı öldürmeye bana izin vermez misin? Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem): “Hayır, ona yumuşak davran ve ona iyilik yap” dedi.
İbn Cüreyc dedi ki: Bana anlatıldığına göre Ebû Kuhafe, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a dil uzattı. Oğlu Ebû Bekir ona öyle bir tokat indirdi ki bunun sebebiyle yüzü üzere yıkıldı. Sonra Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’a gelip, durumu ona aktardı. Peygamber: “Böyle bir şey yaptın mı? dedi. Bir daha bunu yapma.” Ebû Bekir dedi ki: Seni hak ile peygamber gönderen adına yemin ederim ki, eğer kılıcım bana yakın olsaydı, onu öldürecektim,
İbn Mes’ûd dedi ki: Âyet Ebû Ubeyde b. el-Cerrah hakkında inmiştir. Babası Abdullah b. el-Cerrah’ı Uhud günü öldürdü. Bedir günü öldürdüğü de söylenmiştir. el-Cerrah, Ebû Ubeyde’nin üzerine gidiyor, Ebû Ubeyde ondan kaçıyordu. Üzerine çokça gelmeye başlayınca, Ebû Ubeyde de onu öldürdü. Babasını öldürünce, yüce Allah da: “Allah’a ve ahiret gününe inanan hiçbir kavmin…” âyetini indirdi.
el-Vâkidî dedi ki: Şamlılar böyle diyorlar. Ancak, ben el-Haris b. Fihroğullarından birtakım kimselere sordum da onlar: Ebû Ubeyde’nin babası İslamdan önce ölmüştü, dediler.
“Yahut oğulları” âyeti ile kastedilen Ebû Bekir’dir. Oğlu Abdullah’ı Bedir günü teke tek çarpışmaya çağırmıştı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) da söyle buyurmuştu: “Ey Ebû Bekir, bırak da seninle birliktelikten istifade edelim. Senin benim için gören gözüm, işiten kulağım konumunda olduğunu bilmez misin?”
“Yahut kardeşleri” âyeti ile Mus’ab b. Umeyr kastedilmektedir. O Bedir günü kardeşi Ubeyd b. Umeyr’i öldürmüştü.
“Yahut soydaşları” âyeti ile de Ömer b. el-Hattâb kastedilmektedir. O da dayısı el-Âs b. Hişam b. el-Muğire’yi Bedir günü öldürmüştü. Ali ve Hamza ise Bedir gününde Utbe, Şeybe ve el-Velid’i öldürdüler.
Bir başka görüşe göre âyet-i kerîme Hâtıb b. Ebi Beltea’nın Mekke’nin fethedildiği yılda Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın askerleriyle Mekkeliler üzerine yürüyeceğini yazdığı bir mektupta bildirmesi üzerine inmiştir. Nitekim ileride yüce Allah’ın izniyle buna dair açıklamalar el-Mümtehine Sûresi’nde gelecektir.
Bu âyetiyle yüce Allah imanın -akraba olsalar dahi- kâfirlerin veli edinilmesi ile bozulacağını açıklamaktadır.
2- Âyet Zalim Yöneticilere ve Sapık İnançlılara Düşmanlık Etmeye Delildir:
Malik -yüce Allah’ın rahmeti üzerine olsun- bu âyet-i kerimeden Kaderiyyeye düşmanlık edilmesi ve onlarla oturup kalkmanın terkedilmişine delil çıkarmıştır:
Eşheb, Malik’ten şöyle dediğim rivâyet etmiştir: Kaderiyye ile oturup kalkma ve Allah için onlara düşmanlık et! Çünkü yüce Allah:
“Allah’a ve âhiret gününe inanan hiçbir kavmin Allah ve Rasûlü ile sınır mücadelesi yapanlara sevgi beslediklerini göremezsin” diye buyurmaktadır.
Derim ki: Bütün zulüm ehli ve haddi aşıp başkalarına haksızlık yapanlar da Kaderiyye hükmündedirler.
es-Sevrî’den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Öncekiler bu âyet-i kerimenin sultanlar’ile arkadaşlık yapan kimseler hakkında indiği görüşünde idiler. Abdu’l-Aziz b. Ebi’ Davud’dan rivâyet edildiğine göre o tavaf esnasında Mansur ile karşılaşmış. Onu tanıyınca, ondan kaçmış ve bu âyeti okumuş.
Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan rivâyete göre o şöyle dua edermiş: “Allah’ım, hiçbir günahkarın bende karşılığı verilmesi gereken bir iyiliğinin bulunmasına izin verme, Çünkü Ben Senin bana vahyettiklerin arasında “Allah’a ve ahiret gününe İnanan hiçbir kavmin… işte bunlar kalplerine Îmanı yazmış olduğu ve kendilerini katından bir ruh ile desteklemiş olduğu kimselerdir” âyetini indirdiğini görüyorum.”
Yani yüce Allah onların kalplerinde tasdiki yaratmıştır. Bunlar ise Allah ile sınır mücadelesi yapanlara karşı herhangi bir sevgi beslemeyen kimselerdir.
“Yazdı” tesbit etti anlamındadır diye açıklanmıştır. Bu açıklamayı er-Rabi b. Enes yapmıştır. Yaratmıştır diye de açıklanmıştır. Yüce Allah’ın:
“Artık bizi şahidlerle beraber yaz” (Al-i İmrân, 3/53) âyetine benzemektedir ki, bizi onlarla birlikte kıl demektir. Yine yüce Allah’ın:
“Onu sakınanlara… yazacağım” (el-A’raf, 7/156) (âyeti kılacağım demektir.)
“Yazdı” âyetinin topladı anlamında olduğu da söylenmiştir. (Askeri birlik anlamına gelen): “el-Ketıbe” de buradan gelmektedir. Yani bunlar onlardan kimilerine îman ediyoruz. Kimilerini İnkar ediyoruz, diyenlerden değillerdi.
“Yazdı” âyeti genel olarak kef harfi üstün olarak okunmuştur.
“Îmanı” âyetindeki nun harfi de nasb ile okunmuştur. Yani yüce Allah Îmanı yazmıştır. Daha uygun olanı da budur. Çünkü yüce Allah (daha sonra):
“Ve kendilerini katından bir ruh ile desteklemiş” diye buyurmaktadır.
Ebû’l-Âl-iyye, Zirr b. Hubeyş ve Âsım’dan rivâyetle el-Mufaddal ise meçhul bir fiil olarak: “Yazılmış” diye ” Îman” lâfzını da “nun” harfi ref ile okumuşlardır. (îman… yazılmıştır demek olur.)
Zirr b. Hubeyş
“soydaşları” anlamındaki âyeti: şeklinde (aşiret lâfzını) çoğul yaparak “elif” İle ve “te” harfi de kesre’li olarak okumuştur. Bu kıraati el-A’meş, Ebû Bekir’den, o da Âsım’dan diye de rivâyet etmiştir.
“Kalblerine… yazmış olduğu” kalpleri üzerine diye de açıklanmıştır. Yüce Allah’ın:
“Hurma dallarında”(Ta-Ha, 20/71) âyetinde (üzerinde anlamında) olduğu gibi.
Özellikle kalpleri söz konusu etmesi, imanın yerinin orası olduğundandır.
“Kendilerini… desteklemiş olduğu” kendi katından bir ruh ile güçlendirip onlara yardım etçiği demektir. el-Hasen: Kendinden bir yardım vermiş olduğu… diye açıklamıştır. er-Rabî’ b. Enes de: Kur’ân ve delilleriyle… diye açıklamıştır. İbn Cüreyc: Bir nûr, îman , delil ve hidayet ile, diye açıklamıştır. Allah’tan bir rahmet diye açıklandığı gibi, kimi ilim adamı: Onları Cebrâîl (aleyhisselâm) ile desteklemiştir, diye de açıklamıştır.
“Hem de onları orada ebediyyen kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Allah da onlardan razı olmuştur” amellerini kabul etmiştir
“onlarda O’ndan hoşnud olmuşlardır.” Kendilerine verdiği nimetlerle sevineceklerdir.
“İşte bunlar, Allah’ın hizbidir. Haberiniz olsun muhakkak ki Allah’ın hizbi umduklarına kavuşanların ta kendileridir.” Said b. Ebi Said el-Cür cânî hocalarından birisinden şöyle dediğini nakletmektedir: Davud (aleyhisselâm) dedi ki: Ey ilahım! Senin hizbin ve senin arşının etrafında bulunanlar kimlerdir? Yüce Allah ona şunu vahyetti: “Ey Davud! Gözlerini haramdan sakınanlar, kalpleri tertemiz olanlar, elleri (zulümden yana) esenlikte olanlardır. İşte onlar Benim hizbimdir ve Benim Arşımın etrafında bulunanlardır.”
Yüce Allah’a hamdolsun; el-Mücâdele Sûresi burada sona ermektedir.