Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve size verdiği şeylerle şımarmayasınız diye. Allah, kendini beğenmiş ve övünüp duran hiçbir kimseyi sevmez.
Okunuşu ve Kelime Anlamı
Li-keyla (öyle ki etmeyesiniz diye) te’sev (üzülmeyin) ala ma fatekum (kaçırdığınız şeylere) ve la tefrahu (ve sevinmeyin) bima atakum (size verdiği şeylerle). Vallahu (ve Allah) la yuhibbu (sevmez) kulle (her) muhtalin (kendini beğenmiş) fehur (övüngen kimseyi).
Mukatil Tefsiri
Allah, her şeyin önceden takdir edildiğini bildirerek insanların kaçırdıkları hayır ve ganimetler için aşırı derecede üzülmemelerini istemektedir. Aynı şekilde elde ettikleri nimetler ve başarılar sebebiyle de böbürlenip kibirlenmemelerini emretmektedir.
Bu yüzden Allah, kendini beğenen, büyüklük taslayan ve sahip olduğu nimetlerle övünen kimseleri sevmediğini bildirmiştir. Bunlar Allah’a kulluk etmeyi küçümseyen ve Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere şükretmeyen kimselerdir.
Taberi Tefsiri
Yüce Allah buyuruyor ki: Ey insanlar! Mallarınızda ve canlarınızda size isabet eden hiçbir musibet yoktur ki, biz nefislerinizi yaratmadan önce onu bir kitapta yazmış olmayalım. Bunu size bildirmesinin sebebi, elinizden çıkan dünya nimetleri sebebiyle aşırı derecede üzülmemeniz ve size verilen dünya nimetleri sebebiyle de aşırı derecede sevinip şımarmamanızdır.
“Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz diye” buyruğu, dünyadan elinizden çıkan ve elde edemediğiniz şeyler sebebiyle kedere kapılmamanız anlamına gelir. “Size verdiği şeylerle şımarmayasınız diye” buyruğu ise, dünyadan size verilen nimetler sebebiyle böbürlenip taşkınlık göstermemeniz anlamındadır.
“Size verdiği şeylerle” ifadesi, elif uzatılarak okunduğunda, “Rabbinizin size verdiği, mülk olarak bağışladığı ve sizin tasarrufunuza bıraktığı şeyler” anlamına gelir. Elif kısaltılarak okunduğunda ise anlamı, “Size gelen şeyler” demektir.
İbn Abbas bu ayet hakkında şöyle demiştir: “Kaybettiklerinize üzülmeyesiniz ve size verilenlerle şımarmayasınız diye”; yani dünyadan elinizden çıkana üzülmeyin ve dünyadan size verilene aşırı sevinmeyin.
İkrime, İbn Abbas’tan şu açıklamayı rivayet etmiştir: “Musibet anında sabretmek ve nimet anında şükretmek.” Yine İbn Abbas’tan şöyle rivayet edilmiştir: “İnsanlardan hiç kimse yoktur ki üzülmesin veya sevinmesin. Fakat önemli olan, musibete uğradığında onu sabırla karşılaması ve kendisine bir nimet verildiğinde onu şükre dönüştürmesidir.”
İbn Zeyd de ayeti şöyle açıklamıştır: “Dünyadan elinizden çıkana üzülmeyin ve dünyadan size verilene aşırı sevinmeyin.”
Kıraat âlimleri “size verdiği şeylerle” ifadesinin okunuşunda ihtilaf etmişlerdir. Hicaz ve Kûfe kıraat âlimlerinin çoğu bunu elifi uzatarak okumuşlardır. Basralı bazı kıraat âlimleri ise elifi kısaltarak okumuşlardır. Taberî’ye göre her iki okuyuş da sahih ve doğru anlam taşımaktadır. Bununla birlikte, okuyucularının çokluğu sebebiyle elifin uzatıldığı okuyuşu tercih etmektedir. Ayrıca, ister Allah’ın vermesi anlamında okunsun ister size gelmesi anlamında okunsun, bütün bunların Allah’ın takdiri ve hükmü ile gerçekleştiği açıktır. Çünkü daha önce Allah, yeryüzünde ve insanlarda meydana gelen hiçbir musibetin, yaratılıştan önce kitapta yazılmış olduğunu haber vermiştir. Böylece dünyadan kaçırılan şeylerin Allah’ın takdiriyle kaçırıldığı, elde edilen şeylerin de Allah’ın vermesiyle elde edildiği ve bunların tamamının insanlar yaratılmadan önce yazılmış olduğu açıklanmıştır.
“Allah, kendini beğenmiş ve övünüp duran hiçbir kimseyi sevmez” buyruğu ise, Allah’ın dünyadan kendisine verilen nimetler sebebiyle büyüklük taslayan, kibirlenen ve insanlara karşı bunlarla övünen kimseleri sevmediğini ifade etmektedir. Buradaki “muhtâl”, kendisine verilen şeyler sebebiyle böbürlenen ve kibirlenen kimse; “fehûr” ise bunlarla insanlara karşı övünen kimsedir.
Hz.Ateist Tefsiri
Henüz eklenmedi…