Ve rızkınızı yalan saymakla mı ödüyorsunuz?
Diyanet Vakfı
Allahın verdiği rızka karşı şükrü, onu yalanlamakla mı yerine getiriyorsunuz?
Kurtubi Tefsiri
Ve rızkınızı yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız?
“Ve rızkınızı yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız?” âyeti hakkında İbn Abbâs: Siz şükrünüzü yalanlamaktan ibaret mi kılıyorsunuz diye açıklamıştır, el-Heysem b. Adi’nin naklettiğine göre ise Ezdişenueliler: filanın rızkı nedir? diye sorduklarında, onun şükretmesi nedir? diye kastederleşmiş. “Rızık” adının rızka şükretmenin yerine kullanılmasının uygunluğu, rszka şükretmenin rızkı arttırmayı gerektirmesinden dolayıdır. Bu anlamıyla şükür de bir rızık demektir.
“Ve rızkınızı… kılacaksınız” âyeti, eğer yerine getirecek olursanız, rızkınızın şükrü de sizin için bir rızık olarak geri dönecektir, diye de açıklanmıştır.
Siz rızkı
“yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız?” Yani sizler yalanlamayı şükrün yerine mi koyuyorsunuz? Bu da yüce Allah’ın:
“Onların Beyt’in yanında duaları ıslık çalmaktan ve el çırpmaktan başka bir şey değildi. ” (el-Enfal, 8/35) âyetine benzemektedir. Yani onlar dua etmiyorlardı. Aksine onlar dua (ve namaz) yerine ıslık çalıyorlar, el çırpıyorlardı. Bu âyetle kullara isabet eden bir hayrını herhangi bir şekilde adeten bir takım sebepler olarak görülmekte olan araçların verdiği bir şey olarak görmemeleri gerektiğini açıklamaktadır. Aksine bunu yüce Allah tarafından gelmiş olarak görmeleri, sonra da nimet ise ona şükür ile karşılık vermeleri, eğer hoşlanmadıkları bir şey ise yüce Allah’a ibadet etmek, O’nun önünde zilletle boyun eğmek suretiyle sabrederek karşılamaları gerektiğini açıklamaktadır.
Ali b. Ebî Tâlib’den rivâyet edildiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) yüce Allah’ın:
“Ve şükrünüzü yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız?” diye okumuştur.
Taberi, Tefsir, XXVII, 208- Ali (radıyallahü anh)’in kıraati olarak; İbn Kesîr, Tefsir, İV, 299 -Ali (radıyallahü anh) ile İbn Abbâs’ın- ve 3000e İbn Hacer, Fethu’l-Bari, II, 522 de, -İbn Abbâsın kıraati olarak- zikretmekte ve İbn Ahhas kadar senedinin sahih olduğunu kayd etmektedir; ancak Tirmizi, V, 401’de, Müsned, I, 89, 10» ve 131’de Peygamber Efendimizin kıraati olarak değil de tefsiri olarak zikretmektedir.
Yine İbn Abbâs’tan rivâyet edildiğine göre bu âyetle kastedilen belirli birtakım yıldızların doğuşu sebebiyle yağmurun yağdığının söylenmesidir. Bu da Arapların filan yıldızın doğması sebebiyle bize yağmur yağdırıldı, demeleridir. Bu açıklamayı Ali b. Ebî Tâlib, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’dan, diye rivâyet etmiştir,
Müslim’in, Sahih’inde İbn Abbâs’tan şöyle dediği zikredilmektedir: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) döneminde insanlara yağmur yağdırıldı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “İnsanlardan kimi şükredici, kimi de kâfir olarak sabahı etti, (Şükredenler): Bu Allah’ın rahmetidir, dediler. Bir kısmı da: Şu, şu yıldızın doğuşu doğru çıktı, dediler. Bunun üzerine şu: “Hayır, işte yıldızların doğup battıkları yerlerine yemin ederim.” (75. âyet) âyetinden itibaren “ve rızkınızı yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız” âyetine kadar olan âyetler nazil oldu. Müslim, 1, H4; Beyhâki, es-Sünenü’l-Kübrâ, III, 3-4.
Yine ondan gelen rivâyete göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) bir sefere çıkmıştı. Beraberindekiler susadılar. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu; “Ne dersiniz? Eğer sizin için Allah’a dua edip de size yağmur yağdırılacak olursa, acaba şu yıldizin doğuşu dolayısıyla bu yağmur yağdı, diyecek misiniz?” diye sordu, onlar: Ey Allah’ın Rasûlü bu zaman (yağmur yağmasına sebep olan) yıldızların doğuş zamanı değildir, dediler. Bunun üzerine Peygamber iki rekat namaz kıldı, Rabbine dua etti. Bir rüzgar çıktı, sonra bulut göründü ve onlara yağmur yağdırıldı. Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) beraberinde bir grub ashabı bulunduğu halde bir adamın yanından geçtiler. Adamın elindeki bir kaba su doldurduğumu ve bu arada: Şu yıldızın doğuşu sebebiyle bize yağmur yağdırıldı, dediğini; fakat bu Allah’ın bir rızkıdır demediğini gördüler. Bunun üzerine:
“Ve rızkınızı yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız?” Yani Allah’ın sizi rızıklandırmanıza karşı O’na şükretmenizi, nimeti
“yalanlamaktan ibaret mi kılacaksınız” ve bize şu yıldızın doğuşu dolayısıyla yağmur yağdırıldı mı diyeceksiniz.
İbn Abbâs’tan gelen bir rivâyet olarak tesbit edemedik. Yakın anlamdaki başka rivâyetler bundan önceki iki ayrı notta ve bir sonraki notta gösterilmiştir.
Bu da şuna benzer: Benim sana yapmış olduğum iyiliği sen bana kötülük yaparak mükâfatlandırdın, benim senin üzerindeki nimetlerime karşılık da beni düşman belledin.
Muvatta’’da da Zeyd b. Halid el-Cühenîden şöyle dediği rivâyet edilmektedir: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) Hudeybiye’de geceden yağmış olan bir yağmur akabinde bize sabah namazını kıldırdı. Namazı bitirince insanlara doğru yönelerek şöyle dedi:
“Rabbinizin ne söylediğini biliyor musunuz?” Onlar: Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Şöyle buyurdu:
“Kullarımın bir bölümü Bana mü’min, yıldızları da inkâr eden olarak sabahladı. Kim Allah’ın lütuf ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı, dediyse işte o kimse Bana mü’min, yıldızlara da kâfir bir kimsedir. Şu, şu yıldızın doğuşu sebebiyle bize yağmur yağdırıldı diyen kimse ise yıldızlara îman eden ve Bana kâfir olan bir kimsedir.
Muvatta’, 1, 192; Buhârî, 1T 290, 351; Müslim, 1, 83; III, Ebû Dâvûd, IV, 16; Nesâî, III, 164; Humeydi, Müsned, II, 356.
Şâfiî -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- dedi ki: Bir kimsenin, şu şu yıldızın doğuşu sebebiyle bize yağmur yağdırıldı, demesini sevmiyorum. Her ne kadar yıldızın doğması bizce yaratılan ve fayda vermeyen, zararı da olmayan bir vakit ise de, yağmur yağdırmayan ve yağacak yağmuru alıkoyamayan bir şey ise de bu böyledir. Bununla birlikte söylenmesini uygun gördüğüm: -Şu ay bize yağmur yağdırıldı, demek gibi- bize şu vakit yağmur yağdırıldı, denilmesidir. Bir kimse eğer cahiliye dönemindeki müşriklerden bazılarının kastettikleri şekilde yağmuru yağdıranın yıldızın doğuşu olduğunu kastederek, şu yıldızın doğusuyla bize yağmur yağdırıldı, diyecek olursa bu sözüyle kâfir olur, tevbe etmeyecek olursa kanı helâldir.
Ebû Ömer b. Abdi’l-Berr dedi ki: Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın yüce Allah’ın:
“Kullarımdan kimisi Bana mü’min, kimisi de kâfir olarak sabahı etti” dediğini nakletmesine gelince, bence buna iki türlü anlam verilebilir. Birincisi eğer yıldızın doğuşu yağmurun yağmasını gerektirip; yüce Allah’tan ayrı olarak bulutu meydana getiren olduğuna inanan bir kimse ise; bu açıkça kâfir olur, bundan dolayı tevbe etmesi istenir. Eğer kabul etmeyecek olursa öldürülür. Çünkü böylesi İslâmı bir kenara bırakmış ve Kur’ân’ı reddetmiş olur. İkinci açıklamaya göre; bu kimsenin o yıldızın doğuşu ile birlikte yüce Allah’ın yağmur yağdıracağına İnanması ve Allah’ın takdiri ve ilmi gereğince yağmurun yağdığına sebeb teşkil ettiğini kabul etmesidir. Böyle bir inanış her ne kadar mubah bir şekil ise de, bunda da yüce Allah’ın nimetinin inkârı ve yağmuru dilediği vakit İndirdiği hususundaki hikmetinin inceliklerinin bilinmemesi sözkonusudur. O yağmuru kimi zaman şu yıldızın, kimi zaman öbür yıldızın doğuşu esnasında yağdırdığı gibi, çoğu zaman bir yıldız doğmakla birlikte beraberinde hiç de yağmur yağmayabilir. Bu ise Allah’tan gelen bir şeydir, yıldızın doğusuyla ilgisi yoktur. Nitekim Ebû Hüreyre de sabahı ettiğinde eğer yağmur yağdığını görürse: Bize fethin doğuşu ile yağmur yağdırıldı, der; sonra da yüce Allah’ın:
“Allah insanlara herhangi bir rahmeti fethedecek (açacak) olursa onu tutacak olmaz.” (Fatır, 35/2) âyetini okurdu.
Ebû Ömer (b. Abdi’l-Berr) dedi ki: Bu bana göre Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)’ın: “Allah’ın lütuf ve rahmetiyle bize yağmur yağdırıldı” demesi kabilindendir. Yine Ömer b. el-Hattâb’ın, Abbas b. Abdu’l-Muttalib ile yağmur duasına çıktığı vakit ona: Ey Rasûlullahın amcası! Süreyya yıldızının doğacağı daha kaç konağı var? diye sorması da bu kabildendir. Hz. Abbas da ona şöyle demişti: İlim adamlarının iddia ettiklerine göre bu yıldız uşağı doğru kaydıktan sonra yedi gün süreyle ufukta görünür. Yedinci gün geçmeden onlara yağmur yağdırıldı. Bunun üzerine Ömer (radıyallahü anh): Allah’a hamdolsun. Bu Allah’ın lütuf ve rahmetiyledir, dedi. Sanki Ömer -Allah’ın rahmeti üzerine olsun- Süreyya yıldızının doğuşu esnasında yağmurun yağacağının ümid edileceği ve bekleneceği bir vakit olduğunu biliyor, bundan dolayı ona bu hususu sorarak doğuş vakti çıktı mı yoksa henüz doğacağı vakitlerden bir süre kaldı mı diye sormuş gibi idi.
Süfyan b. Uyeyne’nin İsmail b. Umeyye’den rivâyet ettiğine göre Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem) seferlerinden birisinde bir adamın şöyle dediğini duymuş: Bize arslan burcunun kolu ve alnı(ndaki yıldızların doğuşu) sebebiyle yağmur yağdırıldı. Bunun üzerine Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem): “Yalan söyledin. Bilakis bu yüce Allah’ın bize su ihsan etmesidir” diye buyurmuştur. Taberi, Tefsir, XXVI, 205; XXVII, 208; İbn Abdi’l-Berr, Temhid, XVI, 2S4.
Süfyan (hadisteki) “asânîn” lâfzını arslanın kolu ve alnı diye açıklamıştır. “Yalanlamak… kılacaksınız” anlamı verilen âyeti genel olarak “Yalanlamaktan gelen bir fiil olarak okunmuştur. Ancak Âsım’dan rivâyetle el-Mufaddal ile Yahya b. Vessab şeddesiz olarak ve “te” harfi üstün olmak üzere “Yalan söylemek… kılacaksınız” diye okumuşlardır. Anlamı da daha önce açıkladığımız şekilde; bize şu yıldızın doğuşu sebebiyle yağmur yağdırıldı, diye söyleyenlerin sözleridir.
Enes b. Malik’in rivâyet ettiği hadiste de şöyle dediği sabit olmuştur: Rasûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) buyurdu ki: “Üç husus ümmetim arasında kalmaya devam edecektir: Makam ve mevkilerle övünmek, ağıt yakmak ve yıldızların doğuş ve batışı ile yağmurun yağdırıldığına inanmak.” İbn Abdi’l-Berr, Temhid, XII, 242. Bu rivâyetin Müslim’in lâfzı şöyledir: “Ümmetim arasında cahiliye işlerinden olup, asla terketmeyecekleri dört husus vardır: Makam ve mevkilerle övünmek, neseblere dil uzatmak, yıldızlar ile yağmur istemek ve ağıt yakmak.” Enes’ten değil de Ebû Mâlik el-Eş’ariden Müslim, II, 644; Müsned, V, 342, 344.